<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570</id><updated>2012-02-10T03:31:01.522-08:00</updated><category term='şiir'/><category term='deneme'/><category term='öykü'/><title type='text'>yüzdüşüm.yüz düşün mü var? yüz düşüm vardı. ve düşmek. anlatamıyorum.</title><subtitle type='html'>" bu okudukların sana ait değil aslında. bu okuduklarının hepsi bana ait. şimdiden ve cevaben tüm vargılarına. "</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>114</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-343509773830801440</id><published>2012-02-10T03:31:00.000-08:00</published><updated>2012-02-10T03:31:01.530-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 113</title><content type='html'>&lt;i&gt;"tuluyhan uğurlu- istanbul kanatlarımın altında" &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili lorelei,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık hayattan aldığım tat, yeni evimin penceresinden uzandığımda bir dalının ucuna erişebildiğim çam ağacının üzerindeki kara dokunurken hissettiğim soğuk ve uzanırken düşecekmiş gibi olduğumda hissettiğim bir anlık korkunun içine sığıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o korku anının kısalığı kadar sonsuz arzuluyorum sonsuzun bir parçası haline gelmeyi. "ben buyum" diyebildiğim zamandan beri bedenimi de içine alan maddeler bütününe karşı soğukluğum sanki o maddelerden arındığımda geçecekmiş gibi, aklımın erişemediği tek şeyle bütünleştiğimde sanki sonsuz, ben olacakmışım; sanki sadece o zaman bir şeye erişirken bir korku hissetmeyecekmişim gibi. her korkunun sonunda kaçıp gizlendiğim kafeslerin tellerini kırıp hep var olduğunu bildiğim ama o tellere alışkanlığımdan açamadığım kanatlarıma kavuşacakmışım gibi. sanki hakkını vererek yok olduğumda, gerçekten var olacakmışım gibi, ardımdan diğerleri acziyetle kılıflandırırken ben eninde sonunda ulaşacağım sonsuzluğuma zorunluluktan değil, istediğim için kavuşacakmışım, kendim için ilk defa, en sonumda cesurca bir şey yapmış olacakmışım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de doğduğum andan itibaren içine konduğum kafesin kanatlarımdaki alaca telekleri yavaş yavaş geçtiğim asfaltlara döktüğünü gördüğümde uçamayacak kadar dökülmüş kanatlara sahip olduğumu fark ediyorum, bu dökülen kanatlarım ruhuma acı veriyor, düşüp kalacakmışım da kimse neden düştüğümü bile anlamayacakmış gibi. yine de ruhun bir laneti; bu kanatlar azalıyor ama yok olmuyor. caddeleri alaca renklere boyuyorum. kan döküyorum, gören olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüyamda avucumdan bir deri parçası kalkmıştı, derinin kalktığı yerde kan toplanmıştı. avucuma bakıyordum, düşündüğünün aksine kanayan avucumu kimseye açmıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben gidiyorum, ben yine herkesin görüsündeyim ama benim bile anlamadığım bir hızla uzaklaşıyorum, ruhum ait hissettiği ne varsa onlardan kopuyor, inandığım değerleri sorguluyorum; uğruna çok şey yapabileceklerimden koşar adım bu sonsuzluğa doğru kaçarken her gün ne yapmam gerekiyorsa, yapıyorum. onlar karşılarında oturan bedene alışıklar, onlar için karşılarında oturdukları beden önemli; o güldüğünde, o konuştuğunda, ona dokunduklarında onlar için yeterli insan. ben başkalaşan bir benden uzaklaşan asıl beni tutamıyorum, nasıl dökülür bu sözcüğe. &lt;i&gt;her sabah ruhu yaşadığı hayata mecbur kılmış buz gibi bir bedene sarılıp uyanıyorum. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yollara döktüğüm kanatlarımın renklerine kananlar, beni alaca görenler bilmiyorlar ki ben bu ölü beyazını hayat kılığına sokabilmek için parmaklarımı kaç kez daldırmak zorunda kalıyorum çamura, o çamura renk verebilmek için ne kırmızı yollardan geçiyorum, damlalar nasıl süzülüyor kemirilmiş tırnaklarım üzerinden. ve tırnaklarımı geçiremediğimden hayata, tutunabilmek için ne çok kırılıyor parmaklarım, ben neden tutamıyorum hiçbir şeyi, bilmiyorlar. Bilmediklerinden, hep suçluyum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer günden güne "yok"laşıyorsan lorelei, "yok"sun"laşıyorsan ve "hiç"leşiyorsan, hiçleştiriyorsan; her senden eksilenle, eksilttiklerinle bir parça daha yok oluyorsun, üstelik hepsi de onlar için, onlar "daha iyi" olsunlar diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yok olduğunla o pencerenden dalını tutmaya çalıştığın ağaç senden bir adım daha uzaklaşıyor sanki, o dalla arana rüzgarlar giriyor ve sen o korkuya, o korkulan sonsuzluğuna bir parça daha yaklaşıyorsun. kupkuru kabuğunun içindeki boşluğa adım atana dur diyorsun; yaşamaya mecburum, biliyorum ama yaşıyor muyum bilmiyorum. benimle büyümek isterken sen benim tek korkum bu incecik kabuğun kırılması ve bu kabuğun kırıklarının bedelinin bir yaşam daha olması, aslında ben korkağın tekiyim, diyorsun, bir sözcükle diyorsun bazen. bazı şeyleri bildiğin için biliyorum diyorsun ve bazılarını gerçekten de bilmediğinden, bilmiyorsun. bazı şeylerin kelimesi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle. bedeni ruhun düşmanı gibi algılamak, onun memnuniyeti için gerekli her ne varsa onları yok etmekle sonuçlanıyor. madem kafesler, madem mahkumiyet, o zaman ben de mahkumluğumu yaşarım diyorsun, milyonlarca mahkumu süslü hayatlarına terk ediyor ve kaçıyorsun, kaçabildiğince uzaklara, derinlere, göremeyecekleri yerlere. Son kalene, ruhuna sığınıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu suyun üstünde uzanmak gibi. bir dalgayla suyun altına girmek, tüm vücuduna suyun dolması ve &lt;i&gt;"düş"leyebileceğin en güzel, çocuk düşüne kavuşmak gibi.&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"küçük deniz kızı denizin üzerinde bir köpüğe dönüşmeden prens onu rüyasında görmemiş de gelip elini tutarak kurtarmış denizden, sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Ne bileyim, deniz kızı ölmemiş, kimse mutsuz olmamış mesela. Çocuk ağlamamış, dua etmemiş, onlar zaten mutlularmış."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir terk edilmiş evler, bir de kafesindeki kuşlar. benim, onlar gibiyim lorelei.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-343509773830801440?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/343509773830801440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2012/02/kreuzen-113.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/343509773830801440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/343509773830801440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2012/02/kreuzen-113.html' title='kreuzen 113'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1596664131454421483</id><published>2011-12-31T04:07:00.000-08:00</published><updated>2011-12-31T04:07:53.222-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 112</title><content type='html'>&lt;i&gt;"sonbahar sarı çalıyor ruhuma bugün, bir simitçinin ekmek parası sesine karışan adım sesleriyle yaşlı bir adam yürüyor bahçemize bakarak, sigara dumanıma bulaşan adamın silüetine bakıyorum, yüreğim adamı durduruyor, adam içime yürüyor, "siz ne güzelsiniz" demek geçiyor aklımdan karışmışken. "buruşmuş elleriniz benim dokunamadığım zamanlara dokunmuş, genç ellerimin sizin dokunamadığınız zamanlara dokunduğu gibi, ikimiz de aslında benzer zamanları fethetmişiz. zamanınız bana nazaran azalmış, belki sizin uzandığınız zamanlara ben akamayacağım, her ne ise, birbirimize benziyoruz." kirlendiğimiz kadar güzelleşiyoruz bir yerde, kirlenmek kullanılmışlık demektir değil mi, kullanılmışlık yaşanmışlığın göstergesi. hayat hem çirkin hem güzel, her çirkin gibi onu terk etmenize yakın güzel, o zaman değerli. aklımın gözleriyle bakıyorum adamın yaşlı gözlerine, bir köpek havlıyor bir yerlerde, yanımızdaki ağaç, her gün dövülen cadde ve uzuvlarımız konuşuyor. bir araf ki sözlerle konuşulmuyor, tek bir kelime geçmiyor duyu çemberinde ama yaşlı adam bir şeyler anlatıyor. ruhum adamın nefesini hissediyor, adam ise benden çok uzakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana baksa ona ne güzel olduğunu söylediğimi bilecek. öyle güzel bakıyorum ona sigara dumanımın ardından, uzaklardan."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz ölürken ben doğuyordum&lt;br /&gt;siz doğarkan ben öldüm, adil dağıldık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben gördüğüm en güzel kadına&lt;br /&gt;gördüğüm en güzel kadın olduğunu söylediğimde&lt;br /&gt;beni duymuyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim gördüğüm en güzel kadın&lt;br /&gt;yürüyemiyordu, gördüğüm en çirkin insanlar&lt;br /&gt;çocukları çiğneyerek geçerken&lt;br /&gt;çocuklara gülümsüyordu&lt;br /&gt;çocukları çiğneyenlerin karşısına&lt;br /&gt;dikilemiyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve siz bana hala adaletten bahsediyorsunuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hala halklardan, hala savaşlardan, hala&lt;br /&gt;vurup kırmaktan, hala kardeşlikten, barıştan&lt;br /&gt;bahsediyorsunuz &lt;br /&gt;hala bilmediğiniz bir dilde yazılmış bir aşk şarkısının&lt;br /&gt;ne anlattığını anlamadığınızı söylüyorsunuz,&lt;br /&gt;gözleriniz dolarken yalan söylüyorsunuz, diliniz&lt;br /&gt;diliniz sizin yalancınız, uzuvlarınız konuşuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizin kırık aşk şarkılarında elleriniz titriyor&lt;br /&gt;sizin kırık aşk şarkılarında, elleriniz titriyor&lt;br /&gt;sizin&lt;br /&gt;dizlerinizin bağı çözülüyor ve siz aslında, ağlıyorsunuz &lt;br /&gt;insan oluyorsunuz sonra yine, "şarkının dili" diyorsunuz siz&lt;br /&gt;aslında o dili biliyorsunuz, acının&lt;br /&gt;dili mi olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dilsizdir acı&lt;br /&gt;ve kırık aşk şarkılarının sözleri&lt;br /&gt;hep sözsüzdür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her ne ise, baba, seni inadına seviyorum&lt;br /&gt;ben en çok seni seviyorum, kapatılan&lt;br /&gt;kapılar tektir bana, giremeyeceğimden değil&lt;br /&gt;girmek istemediğimden girmem; yeterince gururlu mu bu&lt;br /&gt;ya da bulunmak zorunda olduğum için &lt;br /&gt;kaçıyorum dünyalarınızdan; kararlı mı sizinkiler kadar&lt;br /&gt;küçücüksünüz hepiniz ben büyüğüm&lt;br /&gt;üzemezsiniz, çünkü annem &lt;br /&gt;hiç üzmedi beni, beni kimse üzemedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babamdı annemdi sizinkiler gibi, &lt;br /&gt;siz ne sandınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben terk edildim mi terk edildiğim yerlerde&lt;br /&gt;köklerim hep kavrar toprağı ve filizlenirim,&lt;br /&gt;ve evet düşebilirim, dilim ve kanım dolabilir ağzıma&lt;br /&gt;dilimi tükürürüm, uzuvlarım konuşur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz hala dilini anlamadığınız ama diline ağladınız aşk şarkılarının&lt;br /&gt;diline söverken, ben dilinize inat düşebilirim&lt;br /&gt;dilimi tükürürüm ve uzuvlarım konuşur, mahşer gibi,&lt;br /&gt;düştüğüm gibi, &lt;br /&gt;kalkarım ben, düşe kalka bir dilim olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve siz yine dilime söversiniz, &lt;br /&gt;içinizde şarkılarıma ağladığınız gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanlıdır bu coğrafya ve dişi dişlidir, bu coğrafyanın&lt;br /&gt;dizleri kanlı ve kirlidir, damarlarında&lt;br /&gt;akan kan değildir, kanlı canlı insandır &lt;br /&gt;kana boğulmuş birbirinin kanında, günahına boğulmuş&lt;br /&gt;insan akar bu coğrafyada, bir atlastır ki bu&lt;br /&gt;masmavi sulara boğulmuş&lt;br /&gt;bu coğrafya tüm çabaları öğütüp tükürür&lt;br /&gt;birbirinin dilinden bihaber, dil bilir kuklalarıyla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanıdığım en güzel kadın&lt;br /&gt;ona tanıdığı en güzel kadın olduğunu söyleyen yüzü görmedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve siz hala adaletten bahsediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"hastanelerde ve terminallerde insan en üryandır, önümde tekerlekli sandalyedeki genç kızı annesi götürürken az önce sesinden rahatsız olduğum ve yüzümü incelerken yüzümü çevirdiğim koşturan çocuğa gülümseyerek geçti kız. utandım, çocuğa en güzel bakıp en güzel gülmeye çalıştım ardından, o da bana gülümsedi. gülmeyi bilene bir gülümseme ne de çok şey anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kız gördüğüm en güzel kızdı ve bu hayat, karşılaştığım en usta öğretmen, sadece ayaklar mıdır insanları yürüten, gördüğüm en güzel kız bir gülümsemeyle birinin yüreğine atılan bir adımı kendisi fark etmeden öğretti bana oracıkta. bir çocuğun, bir de benim yüreğimizde bıraktı adım izlerini."&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1596664131454421483?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1596664131454421483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/12/kreuzen-112.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1596664131454421483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1596664131454421483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/12/kreuzen-112.html' title='kreuzen 112'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-488766775157496233</id><published>2011-08-28T16:50:00.000-07:00</published><updated>2011-08-28T16:50:04.955-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 111</title><content type='html'>&lt;i&gt;"can atilla- mara despina, 01:52"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili lorelei; sevgili dostum,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili dostum ben aslında dostun değilim. taşımadığım ve taşımadığın sıfatın yükünü ise her yüke yakışır şekilde taşıdım. oyunlar oynadım. her büyümeye çalışan çocuğun oynadığı oyunları ben de oynadım. sen heyecan içerisinde gözlerin ışıldayarak bana "o"nu anlatırken, ben "o"nu yaşayamadım. gözlerindeki ışığını taşıyamadım. sana ne söylenmesi gerekiyorsa söyledim, dostum, ve söylenmesi gerekeni söylediğim için belki de yalancıydım. sözcüklerim benim değildi, onlara aitti, ışıkların senindi ve ışıklarım onlarındı; benim sıfatım dost değildi belki, sıfat onlarındı. ondan dostumdun yarın da, ve doğruydu, ondan dostumdun yarın ve biz, yalancıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili lorelei; sevgili annem, babam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili annem, babam ben aslında evladınız değilim. anlatılamazlar yokken, asırlar önce hatırladım ki bu gece ben evladınızdım; dün, dün dediğim  bir ömür öncesi, bir ömrün ilk demleri belki. gel zaman git zaman bu anlatılmazlar ördü duvarları, derken bir duvar ötemde siz uyurken ve siz beni uyur bilirken, ilk uyumayışlarımla eş zamanlıydı bu evlat olamayışlarım. bildim ki taşınmazların tek taşıyıcısı onun sahibidir, boynumu eğdiğimde gerçek olan her şeye aramızda uzanan o duvarları gördüm, bastığım yerden gönlümün ucuna uzanan soğuk duvarlar;, ve ne kabul ettiysem, neyi kabullendiysem size göre evlatlaştığımı, bana göre hiçleştiğimi gördüm. O tasviri evladı yarattıkça yok olduğumu gördüm. Başım neye dikse başımı eğdim ve başımı eğdikçe kendimi gördüm. Başımı eğdikçe görüm karardı ve ben, sonunda kendimi göremez oldum. Ben yok olmak üzereydim ve aramızda, sadece bir duvar vardı. Duvarın ardında siz vardınız ve benim artık bir anlatılmazım daha vardı. Belki bir oda ötenizde bir cehennem vardı ve içinde evladınız vardı. Belki seslenmiştim bu gece ama kimse duymamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılmazlarımı sustukça ben kendime evlat değildim, sizeyse daha fazla evlatlaştım. Zaman bizleri büyüttü; doğrularınızı, yalanlarınızı, doğrularımı ve yalanlarımı; en neticede bizler artık, birbirimize yabancıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili lorelei, sevgili sevgilim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgilim ben aslında sevgilin değildim. evvel zaman ki bir evvel zaman ekinin ardında gördüm yüzünü, kolaya kaçmadım, yüzüne yakışmadı, en çok da yüzümdeki yüzüne. yüzün yüzümdü o zamanlar ve dünde kalan yüzüm, hala yüzümdü. yüz yıl düşündüm vazgeçilebilir hangisi diye... yüzümde bir evvel zaman eki vardı ve ben yorgundum. o eki yüzümden düşürdüm, yüzüm yüzüme dönüştü ama katil oldum. yüzüme kavuşmak için yüzünü öldürdüm sevgili. çok yorgundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben her sana özlemimde sen kokardım mesela, açık havayı soluduğumda seni duyabilirdim ya da ne bileyim; ekmekteydin bazen, bazen de anne saçının arasında. Ama hep burnumun ucundaydın diyeceğim; hep derinlerde bir yerlerimin ucunda, zaferle dikilip bahar kokardın. senin olunca daha da güzeldir ya ilkbahar da sonbahar da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonbaharım geldi sonra, o sonbaharda yağmur yağmıştı ve toprak kokmuştu her yer, yağmurun dövdüğü yaprak leşleri örtmüştü senin kokunun üstünü ve ben, sen kokmamıştım o baharda, yaprakların kokusu vardı ve ben kokuma yabancıydım. sen kokmaya, alışmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman geçti sonra sevgili, kendime alıştım. kendi tenime, kendi sesime ve kendi kokuma, kendi doğruma ve kendi tanrıma, kendi dünüme ve kendi günüme, yarınıma, kendime alıştım ben. öldüğün gün sevgili, anladım ki ben sevgilin değildim. ben sadece bendim; biz yalancıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;bugün ay, doğmadı.&lt;br /&gt;bugün,ay doğmadı.&lt;br /&gt;bugün ay doğmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve ben yalancıyım lorelei.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-488766775157496233?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/488766775157496233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/08/kreuzen-111.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/488766775157496233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/488766775157496233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/08/kreuzen-111.html' title='kreuzen 111'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8959281237857344152</id><published>2011-04-28T12:42:00.000-07:00</published><updated>2011-04-28T12:42:10.257-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 110</title><content type='html'>&lt;i&gt;"kevork yüzünü denize dönmüş, sigarasını ağzına götürüyor. öyle hızlı çekiyor ki dumanı içine sigaranın ateşten ucunun çevresindeki küller düşüyor ve sivri, közden bir uzantı kalıyor. hırıltıyla "haydi" diyor, "haydi, vazgeçmek o kadar kolaysa..." çatallaşmış sesinden başka hiçbir ses duymuyorum, sanki sadece o ve ben varız dünya üzerinde, sanki sigarasının dumanı başlarımızın üzerinde bir hale oluşturmuş; bu hale az sonra şeytanlaşacak, kararacak, yıldırımlanacak ve yıldırımlar üzerime düşecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken sigara bulutunun yıldırımları suratımı nakşetmeye başlıyor, canım acıyor. beşeri mahlukatın dünya üzerindeki acizliğini ve efendiliğini düşünüyorum. evet, vazgeçmek o kadar zor. bir o kadar da kolay. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu her sahte vazgeçişimiz aslında vazgeçemediklerimizin engeline takılıyor; bu yüzden küçültme ekli belki onlar. büyüyünce evlenecek çocukların evcilik oyunlarına benziyor; hayat bizi gerçekten vazgeçirene kadar dönem dönem vazgeçmişçilik oynuyoruz. vazgeçebilecek kadar yetkin olduğumuzu bilirken vazgeçemeyecek kadar çocuk, biraz saçma bir oyunu oynamaya devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerimin arasında uğruna hayatlar adanmışlar ve bir hayat taşıyorum, soru işaretlerinin yumuşak kıvrımlarına tutunan aklımın kesilmeyeceğini ben de kendimden ummuyorum. fakat kevork, eğer hala kendi ölümün üzerine ağlayabiliyorsan, bu ölmediğini gösterir. bense hala onu devam edebilecek kadar bilmediğimden korkuyorum."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en tehlikeli aralıkta seyrimi sürdürmeye çalışırken günün getirdikleri, dünde bıraktıklarım ve yarından ummadıklarımla beraber benzer günleri sindirmeye devam ediyorum. ben günleri sindirirken onlar beni sindiriyor ve karşılıklı tüketimimizde galip ve mağlup aslında en başından kendisini gösteriyor. arzulanana ulaşmak ellerin kadar yakın. bilmediğimden korkuyorum ve bu yüzden, tahminen yaşanmışım kadar uzaklaşıyor göz mesafemden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vazgeçmek, garip. hani önünde bir çöp bile bırakmadan yıkıp geçen bir tufana benziyor. pek çok orada bulunması ve bulunmaması gereken nasipleniyor bu kırımdan, ne bir hırs, ne bir öfke, ne bir keşke, acaba; ne dost, anne, baba... çok şeyi silip süpürüyor. sözlerinizi hala sizden istenen kalıplara sokmanız gerekse de yeni güne bu düşünce eşliğinde uyanmak, yok olmakla beraber mevcudiyetini sürdürmek, gitgide soyutlanmak, daha fazla; kelimelerinizin artık çok çok seyrekleşmesi, vazgeçtiğinizin siz de dahil olmak üzere artık hemen herkesçe fark edilmeye başlanması, unutulmayı istemek. ve unutulmak. nasıl olduğunuz tahmin edildiğinden belki de nasıl olduğunuzun sorulmaması, mümkünse sorulmaması. kendinize bile sormaya korktuğunuz bu soru ve daha nicesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işin garibi ise bu ucu nereye çıkacağı bilinmeyen tozlu yolun üzerindeyken yaşadığınız ağır pişmanlıklar, kırgınlıklar ve yorgunluklarınızın faturası yine size kesiliyor ve siz olası mektubunuzu bile bir başkasına ithafen değil, kendinize yazmaya başlıyorsunuz. tepki ihtimaliniz bir etkiye salmıyor köklerini, başlı başına boşluğa uzattığınız köklerinizin duyabilecek bir kaynak bulamayışı etken. baş döndürücü sonsuzlukla nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz; kökleriniz ve siz sonsuzlaşıyor, sonsuzlaştıkça karışıyor ve kayboluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilerde aklınızı parçalayan soru işaretleriniz henüz anne kucağı tadında birer toz bulutuyken başınıza sığınacak pek çok sıcak kucak bulabiliyorsunuz; dileyebiliyorsunuz, umabiliyorsunuz, dua ediyorsunuz. mucizeler bekliyor ve henüz, gelenin gideni her yeni gün doğumunda arattığı bir yerde olduğunuzu idrak edemiyorsunuz. tutunduğunuzdan eminsiniz ve ona güveniyorsunuz. zaman akıyor ve bu güvenilenler, içlerindeki kesici ayrıntılarını göstermeye başlıyor. kuşku, ve kuşku sizi kemiriyor. kuşku büyüyor. korkuyu yenemediğinizden kuşkuyla devam ediyorsunuz. farkındalık en ummadığınız zamanlarınızda bile suratınıza tokadını yapıştırıyor, siz çok iyi bir oyuncu oluyorsunuz sonrasında. içinde bulunduğunun bir oyun olduğunun farkında, diğer yandan rolünü yapmaya devam eden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sendelemeyle beraber bir süre daha devam ediyor, sonrasında mucizelerin gerçekleşmeyeceğini bilen, herkesin yaptığını yapmaya devam eden  bir makinaya dönüşüyorsunuz. &lt;br /&gt;dönüşüyoruz. &lt;br /&gt;dönüşüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"bilmediğimden korkuyorum." dedim kevork'a. tek bir yaprak çıtırtısının bile duyulmadığı, sessizliğin kulaklarımızı parçaladığı bu durgun günde sigara dumanı aramıza çöreklenmişti. birazdan gerçekleştirilemeyene duyulan özlemden bahsetmenin yersizliği konulu bir nutuk çınlayacaktı gecenin sessizliğinde, haklıydı da. böyle özlemlerden çok bahsederdik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kevork ve ben vardık bu gece, başka kimse yoktu. rüzgar, deniz ve yapraklar yoktu aslında. sadece kevork ve bendik. kendimize bir mektup yazmaktaydık, mektupta başka hiç kimse yoktu."&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8959281237857344152?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8959281237857344152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/04/kreuzen-110.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8959281237857344152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8959281237857344152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/04/kreuzen-110.html' title='kreuzen 110'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8866127030749415578</id><published>2011-03-11T11:19:00.000-08:00</published><updated>2011-03-12T08:58:42.370-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 109</title><content type='html'>&lt;i&gt;"the last shadow puppets- my mistakes were made for you"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaç gündür açık havayla temas etmediğimi bilmediğim günlerden biri. bildiğim şey ise siyah beyaz, bazen renkli; aksiyon içerikli öğeler, ölüm, doğum ve hemen her şeyin işlendiği bir uygarlıktan ayrılırken sadece bunun isteğiyle uyanmış olmam; evet dostlarım, bazen ihtiyaç duyduğumuz tek şey biraz açık havadır. uzun süredir nefes almamış olduğunuzu hissederseniz; sadece hissetmekten ibarettir ve açık havayı içtiğinizde insanı kırmızı şarap burukluğunda çarpar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalkınca gözüme çarpan ilk şey, hiç içilmemiş içi kahve dolu kupa, bahçedekilerden farklı olduğunu fısıldıyor kulağıma, demek gerçekten(?)de bir şeyler yaşanmış. aslında kırılmaması gereken bir kalbi kırmış olmalıyım, her neyse biraz açık hava. başımın farklı bir boyutta dönmesine ihtiyacım var. sadece buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçekliğe (?) dönmenin sıkıcılığı kadar, her şeyin işlendiği bir uygarlığın nimetlerinden nasiplendiğim zaman dilimleri daha cazip gelmeye başladı, bu yüzden bu süreci oldukça uzun tutuyorum. normal diye adlandırdığımız her kalıbın sınırlarından taşıyor biraz, normali taşırdığıyla boğuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saatlerce oturduğunuzda ayağa kalkınca dizinize çeşitli yerlerden ince ve çıkarılamayan çiviler saplandı mı, muhtemelen saplanmamıştır. aslında kırmızı bayrağı çekmek zorunda kalana değin her şeyi basite alırdım bu konularda. başımı ağrıtabilir, aynı zamanda bunu sonlandırabilirdim; oynanmayacak şeylerle ateşli beraberliklerden bahsediyorum. alışma, bir çeşit aşırılık belki... ta ki bir sabah parmaklarımın eklemlerim sebebiyle yan yana gelmediğini görene kadar. içlerindeki o sıvı, her neyse onu kendim doldurmamış olmam oldukça garipti. tamamen bir uygarlığa aidiyetimi yaşadığım bir zamanda boş bulmuştu beni ve bedenimi saran irin dalgası, tam da bu bilinç açığımdan faydalanmıştı. kendimi uygarlığımın kanatlarında öyle özgür hissetmekteydim ki, taşımam gereken bedene karşı sorumluluklarımı ihmal etmiş olmalıyım. yönetemiyordum bu sıvıyı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doktorum bu konuda gerekli açıklamayı yaptı; "dokuların, vücuduna düşman."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her neyse, umrumda da değil, ben onlara düşman değilim. zaten dokularımla varlığım için savaşması gereken her türlü ilaca cevap vermeyip cevabını bir sıtma ilacında bulan bir organizma sahibiyim. yine de, varlığına düşman bir vücutta yaşamak oldukça sıkıcı. ve çiviler, canımı oldukça yakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyanınca(?) pek çok yerden pek çok çivi saplanıyor. her yerime. konuşabilmem için çeneme. yürüyebilmem için dizlerime, ve ayak bileklerime.tutunabilmem için dirseklerime, ve el bileklerime. hemen hemen her ne ile yaşıyorsam, gerçeği(?) ve yaşadığım birbirine düşman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat bir civarları kapı açıldı. o geçişi bilirsiniz, bir yerdesinizdir ve yaşıyorsunuzdur; o kapı açılır, sesini duyarsınız ve yaşadığınızdan sizi küçük bir köpek yavrusu gibi ensenizden tutarak ayırır; ve siz bir süre sonra nereden nereye geçtiğinizi, hangisinin daha gerçek olduğunuzu ayırt edemez hale gelirsiniz. teki devamlılık sağlayan ve karakterlerin değişmediği bir kabustur, diğeri ise değişimin ta içindeki renkli ve siyah beyaz, ölümün ve yaşamın tadıldığı uygarlık. dirileceğinizi bildiğiniz bu uygarlıkta ölüm sizin için çok da zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapı açıldı ve annemin sesini duydum. sevgi doluydu bugün, normal(?) zaman(?) dilimlerinden birinde mutlu aile tablosu istiyor bu ses; mükemmel anne, baba, çocuk. Çocuk mükemmel değil, onun olması gereken sandalye hep boş, hep yok, diğerleri bıkmış. üzerime yapışan diğer uygarlık kalıntılarını sıyırdım, kalkıp yüzümü yıkadım; her ne yaşıyorsam kimsenin, benim bile, anlayamayacağım bir derinlikte seyrediyordu, kimi çeksem içine bu derinlikte boğulurdu ve o beni, hep boğuyordu. anlatamazdım, çünkü bunu anlatmayı bilmiyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sofraya oturdum, gerçekten güzel şeyler; güzel şeyler sunulmak isteniyor benim için. bir şeyler anlatmaya başladım, dün gece izlediğim bir film, yahudi soykırımıyla ilgili, durmaksızın anlatmaya başladım bir yüz yıldır konuşmuyormuşum gibi, çok özlemişim gibi, kelimeler beni çok özlemiş gibi. susuzluktan kurumuşum gibi. anlattım. derin sessizlikteki babam ve annemin yüzüne baktığında usulca bana susmamı işaret ettiğini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu yaşıyordum. aşırı uyumalı, uykusuzluklu, izlemeli, dinlemeli, sevmeli, unutmalı, nefretli, hatırlamalı, konuşmalı ve susmalı bir hayat. hepsi aşırı. dokularımın bedenime düşmanlığı gibi bir düşmanlık besliyordu ruhum kendine. üzerimde oynadığım her türlü oyuna ise en yakın olan yine bendim. her kimin adapte olup üzerine yapılandırdığı ne varsa "sürekli olan rüya"da, hakimiyetimin kısıtlı olduğu apayrı bir yerde yapıyordum onları, çünkü orada her şeyi "yapabiliyordum." sonra da ruhunuza saplanan binlerce çıkarılamayan çivi. kesinlikle bilmek istemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sofrada sustum. birkaç soru yöneltildi, cevap vermedim. odama girdim ve uygarlığıma döndüm. dizlerime ve ruhuma çivilerin asla saplanmadığı, ve kapı sesi olmazsa sonsuza dek kalmayı tercih edeceğim uygarlığıma. bu uygarlıkta ölüm konusunda öyle tecrübelendim ki, gitgide diğerinde de bundan korkmamaya başladım. hepsi bir dirilişe gebeydi, yepyeni bir "başlangıç"tı sanki hepsi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik bu uygarlıkta da artık söz sahibi olmaya başlayacak kadar ustalaşıyordum. eğer bir şey doku içinde benimle savaşıyorsa küçük zihin darbeleri ile uyuşmazlığı yok ediyor ve devam ediyordum. sanılanın aksine ben burada her şeye muktedirdim, diğerinde değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uygarlığıma geri döndüm. derken, kapı sesi... zaman olarak adlandırılanda ne tür bir değişim olmuş olduğundan tamamen soyuttum, annemi elinde iki kahve fincanıyla gördüm, gülümsüyordu. ve ben, bağırmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"uyumam suç. konuşmam suç. yaşadığımı belirten herhangi bir şeyi yapmam suç. yorgunum." ağlamaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annem fincanı koyup, çok uzaklardan konuşmaya başladı ve ben, çoktan yeşil bir bahçedeydim. iki dünya arasındaki geçiş. endişe, kaygı ve korku. sanırım doğuştan getirdiğimiz bazı güdüler, asla vücut bulacakları bir dünya bulamadıkça gerçekten anlaşılamaz. annemin bana duyduğu kaygıyı ben bilemeyeceğim saf'i kadınlığımla bir anne olmadan, annesiz büyüyen annem ise onun için duyduğum kaygıyı bilemeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir süre uygarlıkta oyalandıktan sonra gözlerimi açtım. bilirsiniz orada çok fazla şey yaşarsınız ama zaman çok kısa gibi gelir, bazen çok uzun. zamanın tanımı konusunda elinize kocaman bir hiçliği tutuşturacak kadar zamanla oynanabilir bu uygarlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başımı çevirdim ve dolu kahve bardağını gördüm. her neyse, zaten bahçedeyken annemin sesi oldukça uzaktan geliyordu ve bu tartışmanın süregelen rüyada olmaması için bir sebep yoktu. elim kahve kupasına gitti, kahve buz gibiydi, sanırım uygarlıkta fazla zaman(?) geçirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalktığımda tek bir şey vardı aklımda, nefes almak. önce yüzümü yıkadım. bir kere. bir kez daha. bir kez daha. üç. üçü geçirirsem yediye tamamlamam gerek. gerekli değil ama, rakamların hayatla kan uyuşmazlığını yeneli uzun zaman oluyor değil mi? üç, yedi ve kırk biri öldürmüştük, lanet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzümü bir kez daha yıkadım. dört, herhangi bir rakamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutfağa gittim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"özür dilerim anne."&lt;br /&gt;"ben özür dilerim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlamaya başladı. hıçkırarak ağlamaya başladı. sabit rüyadakiler bazı durumlara üzülüyor, evet. bazen de çok yabancılar. özellikle sizin gerçeklikle ilgili ciddi problemleriniz varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden böyle oldun."&lt;br /&gt;"bilmiyorum. çok yorgunum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarıldığım küçük bedene yığılmak istemediğimden, sadece kollarımı cansızlaştırabildim. kollarım bir ölü gibi serildi omzuna annemin, ve aklımdan geçen tek şey biraz nefes almaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"doktora gidelim."&lt;br /&gt;"sen istiyorsan gidelim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o küçük yeşil beyaz hapları içemem. bu da nasıl demeli, sayılar gibi. içemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hıçkırıkları arttı, sanki çivilerin saplandığı ruhum bir başka ruhun üzerine yığılmış onun nefes almasını engelliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondan ayrıldım ve kapıyı açtım. ardından pencereyi. içeriden sıcak bir yemek kokusu geliyordu ve bu sıcak koku, uyuşturuyordu. yeşil beyaz haplar gibi. dizlerimin biraz üstünden seyreden pencereden daha fazla sarktım, böyle zamanlarda iki dünya arasındaki keskin geçişi gerçekleştirmeye yakınlığını nasıl da görür insan değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derin nefes alıp vermeye başladım. titriyordum. "hava buz gibi, ve ben her iki rüyada da varım. ben, varım." kar taneleri yüzüme çarpıyordu, başım dönüyordu ve ağzımı açtım gökyüzüne doğru. birkaç kar tanesi ağzıma girip eridi. şekillerini siz ve ben, asla bilemeyeceğiz. onları öldürdüm ve onlar, eşsizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başım dönüyordu ve bazen dostlarım, en güzel şarap bile size bu sarhoşluğu tadını sağlayamaz. yok olmak ve var olmak, varlık ve hiçlik gibi binlerce anlam fısıldar bu sarhoşluk size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işin acı tarafı ise, sıcak yemek kokusunu aldığınız an asıl kabusunuza devam ettiğinizi anlamanızdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8866127030749415578?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8866127030749415578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/03/kreuzen-109.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8866127030749415578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8866127030749415578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/03/kreuzen-109.html' title='kreuzen 109'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2559457524181349780</id><published>2011-02-03T15:13:00.000-08:00</published><updated>2011-02-03T17:40:38.419-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 108</title><content type='html'>&lt;b&gt;"küçük kızların hikayeleri"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"bir çocuk parkında çantasını bir banka bırakmış, yere eğilip toprağı eşen küçük kızların yüzü kaldırılmaz. bu çocuklar böyle zamanlarda çocuk bir yüz taşımaz çünkü. yüzleri hiç kimsenin göremeyeceği kadar büyük, sesleri kimsenin duyamayacağı kadar tizdir."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden bu saatte dışarıdasın sen?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o saatte bir parkta toprağı eşen küçük kızlara, neden sorulmaz. o kızlar nedenin sorulmayacağını öğrendiklerinde vakit geç, hayat erkendir. kaybın ne olduğunu bilir o kız. doğanın dayattığının aksine, kazanmaktan önce kaybetmenin ne olduğunu görür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaygının rengini bilir. denginin duyduğu kaygıyı hissedemezken, denginin duyduğu kaygıya sahip olabilme ihtimaline bile gülümserken kaygılarının utancının sessizliğine boğulur. yaşatmaktan önce öldürmenin ne olduğunu anlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kız zaman evvel ellerini kullanır sevmediği sesleri öldürebilmek için. daha sonra ellerini kullanmadan öldürmeye başlar. üstelik bu kez sadece sesleri değil, sessiz huzurunu boğan her şeyi. üstelik bu sağ çıkışı olmayan kırımdan kimsenin haberi olmaz. sessiz ve huzur vererek ölmeyi de bilir çünkü. yüzünde ölü soğukluğu barındırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kız, cevaplanamayacak nedenlerin cevapsızlığını anlayacak kadar büyüktür aslında. kendine "neden" soran büyümüş yüzlere kendi çocukluğuna dair bir şeyler bulmak için bakar. bulamaz. bir boşluğu bir avuç toprakla örtmüştür artık. ölünün ardından neden sorulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın zafer diye adlandırdığı her şeyi basite alır. basite alır en basite alınmazları. sadece bir yeri açığıdır onun. bir yerdendir sınavı. kurak toprağın suyu çekişi gibi sevgiyi bilir bu kız. sevgiyi içer. iki hak bilir; ya sonsuza değin büyütecektir elindekini, ya da öldürecektir. ya bembeyaz saklayacaktır elindekini, ya simsiyaha çürütecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik ne olursa olsun, hakkını verecektir. mesela gerçek hüznü öyle bir hüzün olacaktır ki ne süslü kelimelere persenk edebilecektir onu, ne bir kitaptaki bir paragrafta bulabilecektir tarifini, ne hüznünün uğruna dökülen gözyaşının bir şahidi olacaktır. hatta öyle ağlayışlar olacaktır ki bunlar, tek şahidini bile ardından elleri olmaksızın boğacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unutacaktır ki hakkını verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velev ki hatırlatıldı unuttuğu kini, bir düşman olacaktır. öyle kelimeleri kukla edip oturacaktır ki anı defterine o her kimsenin, o savaştan çıkan ölü sayısını acıyla hatırlatacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümün bile hakkını vermeyi gözetecektir o kız. nice ölümlerinin ardından bile ortalığı yakıp kavurmayacaktır; bilir ki ölünün ardından kalan tek sessiz, o ölünün ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en iyi sessiz olacaktır. en iyi konuşan. en iyi dost, en iyi sevgili, en başarılı çocuk... en vurdumduymazlıkla suçlanabilen. en duygusuz. hayret edilen. o kıza bakarken herkes "...ama nasıl"ı soruyor olacaktır. o kız, nasıl'ı biliyordur. "keşke bilmeseydim"i düşünerek pek çok nasıl'ı biliyordur o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kıza sorulmayacak tek bir soru vardır esasen;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o saatte bir parkta toprağı eşen küçük kızlara neden sorulmaz. çünkü onlar muhtemen toprağa nedeni gömüyorlardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2559457524181349780?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2559457524181349780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/02/kreuzen-108.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2559457524181349780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2559457524181349780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/02/kreuzen-108.html' title='kreuzen 108'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-480168954876305263</id><published>2011-02-01T17:05:00.000-08:00</published><updated>2011-02-01T17:05:29.467-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 107</title><content type='html'>&lt;i&gt;"aynada sıkışmış bir kalıp insan. yüzüme bakıyorum. gözlerime bakıyorum uzun uzun. çok ışık kaybetmişim gibi. yansıtmıyorum yüzüme düşen renkleri. yüzüme bakıyorum, yüzüm gölgeli. birkaç adım atmışım gibi, başımı çevirip baktığımda geldiğim yol upuzunmuş mesela, mesela gücüm varmış aslında adım atmaya, hem uzunmuş hem kısaymış bu yol; dün kadar yokmuş, bugün kadar dizlerimin bağı çözülmüş ama benim. sanki büyük bir savaşın yenileniymişim ama karşımda kimse yokmuş gibi. sanki yenilmemişim, yenilmek istemişim. niye yenilmeyeymişim? sadece dünü sancılı hayal etmişim. sadece, dünü sancılı hayal etmişim."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok büyük yalanlar söyledim. çok söyledim. herkese her şeyin güzel olacağını söyledim. söylemem gerekiyordu. çoğu şeyi öyle söylemem gerektiği için söyledim. bazı şeyler söylenmezdi. anlatılmazdı. anlatılmaz yükler taşıtırdın insana. bir gün diyorum, bir gün bir sonrakinde yok olacakmışım gibi özgür olacak kelimelerim. o gün ben de ölmeden özgürlüğü tatmış olacağım üstelik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kin tutmam mesela. kin ağırlıktır. sense bayağılıktın. tuttuklarım esasen bende artık. ne kaldıysa. kızgınlığım desen keza. büyük bir savaştan bahsediyorum. ortada sadece benim olduğum. ben artık bir bedenden bahsediyorum. bir beden, o andan ibaret. o anın poyrazı. anı silmek adına. ne yarın için bir mücadele, ne dün için bir pazarlıktan bahsediyorum. artık kayda değmediği için teğet geçilmek? olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyük zaferler sarhoşluk vericidir. galipleri, mağlupların yüzündeki gülümsemeyi göremez haldedir çoğu zaman. çünkü galibiyet, her şeye benzer şekilde, anlamı yaşayanın zihninde bulur. sen kurnazsın. kurnazsın çünkü sana değer verilmediğini anladığın anda, değer verilenleri ve alaşağı tüm değerleri serersin insanın önüne. bir insanlığı öğütüp, her birine ayrı ayrı eşikler koymakta ustasın belki. belki bizlerin hayır diyemeyeceklerini iyi biliyorsun. adına gizlediğin haya'yı sonunda bir çarmıha mahkum ediyorsun. varlığından beridir aşağıladıklarının aksine üstelik, gururlu bir şekilde unutulmayı bile bilmiyor, bir şekilde yeniden yaralamak üzere çeliyorsun insanın aklını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanımlarına göre çok kısa, bana göre çok uzun bir yol aldım. çok soru sorduğum zamanlar oldu sana. cevap aldım ya da alamadım. tamir ettin kırıp döktüklerini, ya da unuttun. başarılarında yanında hep vardım. başarısızlıklarımda ise bunu yüzüme vurdun. kendi kendime çabaladım. koyduğun sınırlar gitgide daraldı. ta ki birkaç metrelik bir deliğe hapsedene değin daralmaya devam edecek. kaydırağındaki büyümüş çocukları yolun sonunda bir deliğe hapsedecek olmanın bedeli. en cevapsızlarımın içinde hep adın geçiyor esasen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi o uzun ama göremediğim yolun bu noktasında... ne büyük adamların sahte ihtişamlarını göremeyecek kadar kör, ne çocukluğunu çocuk yüzlerde bulabilecek kadar net bakabiliyorum artık. ne devam edebilecek gücü, ne bunu sonlandıracak cesareti bulabiliyorum kendimde. sana seni göremeyecek kadar aşık değilim, üzgünüm. bunun sonuçlarını ise yine ben taşıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de seninle benim aramda ya. aslında çocuklara izletilmezdi seninle aramızdaki. çocuklar umutla bakmalıydı çünkü yarına. yarını sorgulamamalıydı. dün, yarın öldürmemeliydi bir çocuk. ben dün ve yarın öldürüyorum ama. üstelik seninle aramızda her ne varsa, karşındaki bir çocuktu. sense büyük adamların sahte ihtişamları kadar kördün. büyüdüm çünkü seçme hakkım yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi öyle bir soğuk savaştayız ki. birimizin bitişi, diğerimize son verecek aslen. büyük aşıklar gibi. seni görebilecek kadar az seviyorum seni, üzgünüm. sadece bilmediğimden korkuyorum artık. herkes gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pes mi dersin adına, bir zafer daha mı eklersin defterine? adını sana bıraktım. senin için uyur adı altında bir şey bekliyorum. yine de bir kuklayla oynamaktan sıkılmayacak kadar çocuk kalman. asıl koyan o hırpaladığın çocuğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorularımın büyüklüğü karşısında öyle bomboş, bir o kadar karmaşa ki aklım sonsuzluğa yaklaşabildiğim nadir zamanlar da bunlar oluyor. işte kelimelerimi yenen iki şey, bir senin et kemik kalıpların, bir de bu zamanlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pes mi dersin adına, ne dersen. bitmeyen bir yorgunluktan bahsediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-480168954876305263?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/480168954876305263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/02/kreuzen-107.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/480168954876305263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/480168954876305263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/02/kreuzen-107.html' title='kreuzen 107'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-385197321572989873</id><published>2011-01-28T11:31:00.000-08:00</published><updated>2011-01-28T11:31:48.396-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 106</title><content type='html'>&lt;b&gt;"şöyle geceye nazır dikiliyorum. simsiyah muhatabım. yüzüm göğe çevrilmiş. soruyorum. soruyorum, sessizlikle cevap veriyor gece. derin karanlık, soğuk, siyah. anam babam, senin yüzünü karartan ben miyim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi, gün suskunluğumu her gece sen taşıyacaksın. her gece benim için utancından susacaksın. gün ışığı küfürlerinin aşkına, her gece ben söveceğim sana. bir benim fısıltımı duyacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben insanlığımdan her gün utanacağım. sen hayatlığından her gece. böyle karalara bürüneceğiz."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pek sevgili boşluk, ben bu satırları yazarken sen&lt;br /&gt;beni unutmakla meşguldün bir coğrafya köşesinde, zaten&lt;br /&gt;bu satırları yazmam da o kadar önemli değildi, ya da&lt;br /&gt;bulunduğun coğrafyanın akıbeti, &lt;br /&gt;sen de görümde değildin neticede, ne bileyim &lt;br /&gt;sormamalı bazı şeyleri belki de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bu satırları yazarken bu kelimeler bir intihar&lt;br /&gt;mektubunun ironisi belki, belki nice mektupsuz kalan,&lt;br /&gt;ve kendini galip sanan&lt;br /&gt;mağlubun hayat parodisi;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"peki ya sen?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben o üç dilek hakkı hiç sorulmamış adayımdır belki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şişe şarabı bitirmişim sanki&lt;br /&gt;dileniyorum "ne olursa"; geri vermemek adına kanatlarımı, kadehime&lt;br /&gt;yansıyan herkes korkak bir ben cesurmuşum gibi, mecburi bir görevden&lt;br /&gt;muafmışım, teşhis: "hayat için&lt;br /&gt;ağır engelli", "halinden de memnun sanki"&lt;br /&gt;ne bileyim, yüz kızartıcı bir suçun aranılanıymışım&lt;br /&gt;en neticede insanmışım gibi belki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sormamalı bazı şeyleri, mesela&lt;br /&gt;öleceğini bilip yaşayan insandan ziyade&lt;br /&gt;yuvasına çöp taşıyan kuş olmak daha cazip mi ki, gerçi&lt;br /&gt;onun da şikayetleri vardır mutlaka, yine de&lt;br /&gt;iki kanat daha özgür sanki dünyaya, ne bileyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"olanla ölene çare yok" demek zorunda değil o mesela&lt;br /&gt;kıskançlık belki bu yaptığım, ya da boyun eğmek&lt;br /&gt;baş kaldırılmaza, öğretilmek adı en baştan desem&lt;br /&gt;bana öğrettikleri bunlar değildi ki&lt;br /&gt;neyse, konu neydi; bilmiyordum&lt;br /&gt;herhangi birimiz gibi, ölecektim zaten günün biri&lt;br /&gt;ufacıktım, avuturdum, kanardım kandırırdım,&lt;br /&gt;kolaydı mesela, tüm yalan sevmez yalancıların aksine&lt;br /&gt;kocaman bir yalancıydım, burnu küçük&lt;br /&gt;yüzü düşük bir nebze; garip bir oyundu diyeceğim&lt;br /&gt;bazı taşlarımı saklamalıydım, oyundu.&lt;br /&gt;sakladığım taşlar yüzünden her rüzgarda&lt;br /&gt;biraz daha yıkılırdı ne yaptıysam&lt;br /&gt;esasen ben yıkılırdım; "ben, hilebaz"&lt;br /&gt;hilebazım diyecek kadar da dürüsttüm bir yandan,&lt;br /&gt;özünde iyi insandım; iyi dost, iyi sırdaş,&lt;br /&gt;iyi geçmiş zaman eki, şimdiki zamanın&lt;br /&gt;hikayesi belki,&lt;br /&gt;bir sürü zaman kipiydim işte&lt;br /&gt;neticede&lt;br /&gt;"-di"ydim şimdi kendime bile&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bazılarının anlatılası hikayeleri vardır ya, çünkü &lt;br /&gt;anlatılası görmeyi bilirler aslında herkesin yaşadığını&lt;br /&gt;öyle bir hikaye kahramanıydım sanki pes etmeden önce&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne bileyim."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-385197321572989873?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/385197321572989873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/01/kreuzen-106.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/385197321572989873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/385197321572989873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/01/kreuzen-106.html' title='kreuzen 106'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8445791727656804664</id><published>2011-01-21T11:33:00.000-08:00</published><updated>2011-01-21T11:33:12.279-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 105</title><content type='html'>&lt;i&gt;"bir şiir yazacağım sana bir gün, öyle sözcükler bulacağım ki seni bu güne getiren tüm sözcüklerden utanacaksın. sarf edilmiş tüm yalan sözcüklerin utancını yükleyeceğim sana. tüm yalanların sonsuzluğu kadar utanacaksın kendinden. ve bir sözcük beklerken benden vicdanını aklama adına; hayır, seni affetmeyeceğim."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"böyle dört yanım rüzgarın koynunda&lt;br /&gt;kuytu mu olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saatin baharı kış geçen adım izi, &lt;br /&gt;yalandır aslında akıp giden zamanı durduramayız keza&lt;br /&gt;zaman da durduramaz bizi, &lt;br /&gt;geri alıp saatleri bahara, soğuğa ürperirken&lt;br /&gt;bizler  kandırırız kendimizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle kış koynunda bahar gelmez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir yerde yanlış yaptım ben&lt;br /&gt;bir yerde büküldüm, sonra büyüdüm, yüzüm&lt;br /&gt;yapraklarım, çiçeklerim&lt;br /&gt;yüz düşümüme adını vermiş&lt;br /&gt;zaman evvel renklerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün döner &lt;br /&gt;ben günümde renklerimi beklerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sepya yüzün, sepya kan&lt;br /&gt;kurumuş kan yüzün, sonbahar kırmızısı&lt;br /&gt;alın çizgisi adın&lt;br /&gt;adın yankılı, adın yalın&lt;br /&gt;adın adım&lt;br /&gt;ben isimsizim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"içimde bir boşluk var azizim&lt;br /&gt;içimde bir alemin boşluğu var&lt;br /&gt;kesildi nefesim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8445791727656804664?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8445791727656804664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/01/kreuzen-105.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8445791727656804664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8445791727656804664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2011/01/kreuzen-105.html' title='kreuzen 105'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2354632555953488270</id><published>2010-12-18T13:35:00.000-08:00</published><updated>2010-12-18T15:42:57.631-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 104</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;b&gt;sappho ile konuşma:&lt;br /&gt;"eskiz, eski iz"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nedir çizdiğin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eski bir yüz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kimin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bilmem."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"insanları hiç düşündün mü?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"izleri nasıl düşer hayatına? yazdıkları sayfalarını yırttığını söylersin onlara, yine de yazılmışını yırtmazsın sen. yırtarsın belki, yine de yırtılan yerin izini saklarsın. aslını sökmüş olursun , eskisi kadar var olmaz artık, yine de kıyamazsın izine. eski izlerini sıcağına basmazsan eğer yenilenir yazdığın bilinenin aksine. sonbaharının yapraklarını hep taşıyan ağaçlar tükenir aslında. görülür bir çıplaklığın baki el işçisi olur gelen günlerin, anların;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatına çizdiğin eskizde eski izlerini görmek için ne diye çekip koparmazsın karanlık yaprağını? sonbahar yaprağını taşıdıkça dalında, ilkbaharı gelir mi sandın çıplak ağacının? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;silkin, düşür o son yaprağı. gün geceyle sevişir, akan gün senin günün olur ya, tek yaprağını göğsüne saklayıp eğik, üryan uyanmazsın baharın doğumu her yeni gününe."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sappho, sana bir masal anlatayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim çok erkenmiş zamanlarım. bembeyaz bir sayfaya bir yüz karalamışım. çizmeyi bilmemişim. çocukmuşum, hem de gençmişim. en beyazmış o yaprağım; kokuluymuş, yanlarına desenler yapmışım. oturmuşum bir gün sayfamı alıp, uğraşıp üzerine bir yüz çizmişim. çizdiğim yüz kör bir perde ardındaymış. çizdiğimi aslında görmemişim. el yordamıymış o yüzle buluşmalarım. el yordamıymış konuştuğu, sözleri, yeminleri. el yordamı bulmuşuz birbirimizde birbirimizi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;el yordamı kaybetmişiz sonra. en karanlığımızı aydınlık sanmışız. ne çocukmuşuz ne gençmişiz. ama hem kaybolmuşuz, hem de kaybetmişiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yüz çizmişim ki sappho, geçen günlerin ardından o perdeyi kaldırdığımda cesaret edip, ardında bir yüz bile görememişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yeni yüzler çizmişim ya. yırtıp pek kolay atmışım yapraklarını. yine de gün ışırken çıplak ağacımın ardından baharı müjdeleyip ben o kapkaranlık yırtamadığım yaprağıma bakmışım. ne bir yeni rüzgar uçurmuş ilkbaharlarım aşkına onu, ne de bizi bilen olmuş. sappho, yüreğinle dinle bu masalı. olması gerekeni söyler onlar bilirim olanı değil. yangın sonrasını anlatırlar yangından kalanı değil. sağ olduğun için mutlu ol derler onlar, sadece gördüklerine inanırlar. ondandır, yüreğinle dinle bu masalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sappho; hepsi, hepsi enkaz. insanları düşündüm ben."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çizdiğin çizgiler, suretler çocuktu. bahar güneşi düşerken horladığın ağacına, kalan tek yaprağının gölgesi yüzüne düştükçe, sen baharından bihaber yaşarsın. ben bilirim o elinin emeği, yüzünün karası yaprağını seversin. bilirim sevmekle kalmaz, ona taparsın. ama bilmezsin ki sığındığın evin yanmasa, yangınını kim bilirdi? sen bile bilmezdin. evler değil yangınlar görülür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"küller yanar mı sappho?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"küller uçar. insanlar isterse ama evler kurar yeniden. insanları hiç düşündün mü?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"hep yangın sonraları acıyarak mı hissederiz yaşadığımızı? hep mi acır can, hep mi yanar sığınılanlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günün ışığına baksam güneşin yangını, kapkara yaprağıma baksam insanın yangını. bu nasıl iştir mirim?"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nedir çizdiğin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir eskiz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kimin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir eski izin."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2354632555953488270?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2354632555953488270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/12/kreuzen-104.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2354632555953488270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2354632555953488270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/12/kreuzen-104.html' title='kreuzen 104'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-6866111983513966511</id><published>2010-11-21T05:07:00.000-08:00</published><updated>2010-11-21T05:07:33.870-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 103</title><content type='html'>&lt;a href="http://fizy.com/#q/incesaz+kanarya+plaj%C4%B1"&gt;&lt;i&gt;incesaz- kanarya plajı&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni oralarda bilmezler çocuk&lt;br /&gt;seni buralarda da bilmediler, bir bilmez&lt;br /&gt;sır oldun ellerinde, şimdi&lt;br /&gt;okşa dur, &lt;br /&gt;o perçem ki zaman kara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günün parmak izi yok üzerinde, çiğnenmiş&lt;br /&gt;bir çiçeğin sorusuydun, hani gün döndükçe başımın üstünde&lt;br /&gt;yüzüm ona dönecekti benim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim yüzüm acıdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzüme bakacak yüz bulamadım&lt;br /&gt;ondan "yüzsüz"dü adları artık, ondan sessizdi yüzüm benim&lt;br /&gt;gün o gündür yüzümle ben, gün doğumlarını&lt;br /&gt;her gün sessiz beklerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zaman önce bir kara kaplı kitabın karanlığı aralanmış ve&lt;br /&gt;kara bir büyü tutmuştu ortalığı; mevsimlerin sonbaharı, vakitlerin&lt;br /&gt;bir yanık karası, karayı bölen iki saf ışık bu yüzün alev alev&lt;br /&gt;iki göz karası, yine kara zift kara; aşkı kadar ışık, sonrası kadar kara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzanmış kara büyücü cam sarayın beka muhafızının göğsüne, iki&lt;br /&gt;parmağı arasına sıkıştırmış kalbini, koparmış, avucundaymış kalbi,&lt;br /&gt;yetmemiş "boylasın kara sular boyunca düşsün kalsın, o çürüdükçe,&lt;br /&gt;kalan çürüsün, karartsın günden aydınlıklarını, ışıl ışıl saraylarını&lt;br /&gt;yıkılsın kime kurduysa, kuracaksa kristal imparatorlukları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalbi eridikçe bu zifir kuyunun dibinde, yok olsun kalbinin muhafızı&lt;br /&gt;her yeni gelen günle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuşları almış mı feryat figan, cılız pençeleriyle saldırmışlar büyücüye&lt;br /&gt;büyücü, elindeki kalple beraber kara bir kuyuya gömülmüş, kalp gitmiş &lt;br /&gt;onunla kuyunun dibine, saray ışıldamaz olmuş, &lt;br /&gt;muhafızı almış bir figan, "yetiş kalbim&lt;br /&gt;sen ki karaya gömüldün ben artık&lt;br /&gt;neyi bekleyeyim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o gün bu gündür kalbi kararmış bir karanlık kuyunun dibi, karardıkça ölmüş&lt;br /&gt;karardıkça kararmış cam sarayı, gün girmez olmuş penceresine&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;kalanlar sağ selamet"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"hep son sandığımız karalanmış kağıtlardan yaptığımız kayıkları ummanlara emanet ederken bizler biliriz ki su alır içlerine sonsuzluklarına ulaşamadan, yarım kalır hep yolları; yine de rüzgardır, getirir kıyımıza bir başka karalanmış kağıt parçası."&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-6866111983513966511?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/6866111983513966511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-103.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6866111983513966511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6866111983513966511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-103.html' title='kreuzen 103'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3879187580727397135</id><published>2010-11-18T14:36:00.000-08:00</published><updated>2010-11-18T14:36:32.115-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 102</title><content type='html'>&lt;i&gt;"demirhan baylan- doldur"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"tanrım, inanıyorum senin içinde de bir tanrı var&lt;br /&gt;ve seni bize anlattıkları, sadece bizi diğerlerine anlattıkları kadar..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atılan adımların boyut değerlerini aslında adımları atandan başkası bilemez. her atılan adıma bulaşan farklı bir hayat yön veriyor bu adımlara; bazen zemin tepkili bir hal alıyor, zemin ağlıyor bazen, dönüyor zemin. zemin yanlış adımlara yol veriyor, ardından atılan adımlar insana isim oluyor, adım adım oluşturuyoruz her bir hücresini üzerimizde taşıdığımız cismin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah bir o geçişken görüntülerin içini görmeye kalkışsak gören gözlerimiz körleşiyor; görüyorum bugün, ardından şimdiye değin bir şeyleri oldurmama yardımcı olan her şeyi görememeye başlıyorum. bakıp geçmek her zaman insanın seçtiği kolaya kaçma yöntemi ya. baktığını görmeye başladığı anda yaşadığının, taşıdığının maddeden öteye geçemeyeceğinin, farksızlaşacağının, bunun düşün imparatorluğunun ihtişamına yakışmayacağının ve içgüdüsel olarak doğadaki milyarlarca varlıktan farksız şekilde yaşamak zorunda kalacağının farkında belki de insan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınları izliyorum bugün. kendine varoluşundan, üzerine yüklenen anlamdan çıkardığı bir "kıssadan hisse" ile dik yürümeyi başaramayan onlarca kadın görüyorum; şüphesiz ki cinsiyetsiz olarak bahsedilen bir varlığın yarattığı iki varlık arasında taraf tutmayacağını göremeyen, gücü gösterilmediğinden gücünün farkında olamayan, dik olamamayı kabullenmiş ve belki de terazide zemine yakınlığını duruşuyla kendisinin çoktan belirlemiş olduğu kadınları izliyorum. gidip birini sarsmak istiyorum, ellerimi cebime sokup en azından "bir kadının dik yürüyebildiğini" gösterebilmek için dimdik yürüyüp geçiyorum yanından. başını kaldırıp bakmıyor bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önümüzde yürüyen bir baba ve yere çıplak ayaklarıyla basan bir çocuğa bakıyorum, ince bir montun içinde titreyen ben o çıplak ayakları görüyorum. bedenimin yanında beynim üşüyor, şüphesiz büyük bir adaletsizlik olduğundan dem vuruyorum. açıklama herkesin yaşayacağı hayata uygun şekilde yaratıldığı yönünde geliyor; hayır, birbirinden farksız iki insanın bu derece farklı şartlara uygun yaratılmış olmasında çıkıyor o zaman da dengesizlik, o zaman dengesizlik çok büyük bir erkten çıkıyor. sormaya başlıyorum yine, sordukça aklım sisleniyor. çocuk noktasında allak bullak oluyorum çünkü, içim acıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşünmek istemiyorum, fakat tanrının size bir bacağınızı verip hayatınız boyunca bunu kullanmamanızı emretmiş olması gibi düşünün -olamaz mıydı?- sorgulamak zorundayız, sorgulamaya mecburuz, konu fark etmeksizin. herhangi bir organımızı kullandığımız gibi aklımızı da kullanmak zorundayız. soruyorum, kolundan bir paçavra gibi kavrayıp babasının sırtına aldığı çocuğun yaradılış, olageliş itibariyle diğer çocuktan ne farkı olabileceğini soruyorum. neden onun canının yanmaz(?)ve bir denginin canının yanar olduğunu soruyorum. benzer şekilde saçından tutulup sürüklenen kadının diğer kadından farkını soruyorum. bulundukları şartlar itibariyle mutlu(?) olan insanların mutluluk çıtalarının neden diğerine denk olmadığını soruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir diğerine daha mutlu şartlar sağlayabilmek için insanların bedenlerini bile kullandığı bir düzende tanrının böyle acımasız olabileceği gerçeği ile yüzleşmek istemiyorum. boyun eğmezlerse ne yapabileceklerini düşünüyorum; bunu düşündüğümde bile "ama nasıl?" sorusunu yönelttiğimde bir cevap veremediğim mutluluk sınıflarını yaratmış olan bir insan bulamıyorum karşımda. insan her haliyle yüceliyor gözümde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sahip olduğum, olduğumuz tek şey hayatımız. varlığımızı görünür kılmak adına üzerimize geçirilen kılıfla tanınıyoruz ve tanıtıyoruz kendimizi, eninde sonunda bir gün yok olacağını biliyoruz bunun. belki de varlığımızın devamı için, doğadaki tüm canlılardan farksız şekilde taşıdığımız içgüdülerimiz ve düşünce kabiliyetimizi bir bağdaştırma yolu olarak, meşrulaştırabilmek adına soyut varlıklara tutunuyoruz. acıyı bu soyutlukla çekilebilir, hayatı bununla yaşanabilir kılıyoruz. ölümü içgüdülere sahip her hayvan gibi ruhumuz da reddediyor ve ölümsüz kılıyor kendini, ezmeye çalıştığımız bir karıncanın kaçışına benzer şekilde. olamaz mı bunlar? "kader" kelimesi altında bu insanların ruhunun, bedeninin ezilmesine hem de sırf kendi için tahammül edebilecek bir tanrı... ben tahayyül edemiyorum bunu. ben tanrımın bir çocuğu canı acımaz kılıp diğerini kırılgan yaratabileceğini düşünemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden de diyorum ki sorular varsa elbet cevapları da vardır. anlatılan bu kalıplardan, bu şekillerden ziyade içindekini anlamlı kılabilmem için, cevaplarını arıyorum. öyle çok soru soruyorum, cevaplayamıyorum ve bazen öyle şeyler düşünüyorum ki bu madde çizgisinden devam edecek olursam maddeden beni ayıran "düşünen, bilen" bir varlık olduğum için, nasılsa(!) bir gün gelecek sonumu kendi ellerimle getirmeye muktedir olduğumu da hissediyorum, ki bu korkutucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;varlığına inanmam yaşama sebebimdir, o yüzden yardımcı ol tanrım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3879187580727397135?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3879187580727397135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-102.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3879187580727397135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3879187580727397135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-102.html' title='kreuzen 102'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1600601071930992015</id><published>2010-11-15T14:56:00.000-08:00</published><updated>2010-11-15T15:02:21.155-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 101</title><content type='html'>&lt;i&gt;nezih ünen- kırtıl semahı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ölümlü dediler her şeye&lt;br /&gt;her şey ölür; ya umut?&lt;br /&gt;sen dirilirken her yeni güne&lt;br /&gt;ben nasıl inanayım ölüme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümlü dediler sana,&lt;br /&gt;"eğ başını yürü" dediler, "ölümsüzse öldür"&lt;br /&gt;ah hepsi başlarını eğmiş yürürken&lt;br /&gt;ölümleri&lt;br /&gt;hep artlarından gelmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep o öldürmezlerin hançerleri&lt;br /&gt;sırtlarından girmedi mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kim, hangisi öldü; ben &lt;br /&gt;nasıl inanayım artık ölüme?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben seni nasıl öldüreyim&lt;br /&gt;eğ başını diyorlar bana,&lt;br /&gt;ölümün ölümüm ben bunu&lt;br /&gt;nasıl kabulleneyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını bir otobüsün penceresine dayamış, gecesine karışan günün ölümüne, ölüme bulanan bir gecenin doğumuna durgun gözleriyle tanık feruzan. yanında oturmakta olan kadının uykuya daha fazla direnemeyen başı sakince çarpıyor bir anda omzuna, irkiliyor. kadın uyanır gibi oluyor fakat çok da fazla engel olamıyor kendini özürsüz kılan bu özgürlüğe; sadece kendi kanatlarının ürünü bir uyku alemine doğru kimseciklere görünmeden, göründüklerini umursamaksızın süzülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;feruzan da görmedi yanıbaşındaki kadının omzuna dokunmasıyla gerçek karıştırıp kırabileceği kadar ince kanatlarını. aslında feruzan bu otobüse binene kadar kimseyi görmedi; dününü görmedi, yarınını bilmedi ve gözlerini açtığında onların öldü dediklerini öldüremediğinden, bu otobüsün penceresini gördü. ardından bir günün ölümünün bir geceye, geceninkinin ise güne gebe olduğunu gördü. herkesin öldü dediğini öldürmediğinden ölümsüz kıldı ya o kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkesin gördüğünün ölümünü kabullenmek kolaydır, bir kendinin bildiğinin ölümünü zor. böyledir bu. bir insan ölür, ağlar ona tüm sevenleri; bir aşk ölür, ölümüne öldüren bile ağlamaz. gördüğüne kolay ağlar insanoğlu. görüleni öldürür zaman, bir kendinin bildiklerinin ölümünü bilmez. kendi ölümü kadar imkansızdır yarattıklarının ölümü de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ölmedim ya." dedi feruzan. bir sandalyeye oturmuş pencereden dışarı bakıyordu, öyle çok öldü demişlerdi ki öldüğüne inanmaya başlamıştı, derken karnında kıpırdandı bir şeyler. birkaç yağmur damlası cama doğru eğdi yönlerini, birleştiler, ayaklandılar; sonra umudu bir tekme savurdu gönlünden yana firuzan'a, bir asırdır hapsolduğu dört duvara döndü, baktı. umudu, ekmeği, yarını gönlüne tutundu, aklına tırmanırken tutunduğu damarların kopuş sesleri beyninde yankılandı; feruzan acıdı, kanadı. kanadıkça yaşadığını bildi. acısıyla ayağa kalktı, baktı göğsüne; ne bir darbe, ne kan, ne de söyledikleri gibi içinde bir ölü vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümü bu dört duvardı. ölümü anlık değildi. bu yağmur damlaları gibiydi ölümü, her yeni günle hayatına süzülen, birleşen büyüyen bir ölüm. halbuki dışarıda damlayken birleşen, akan, çağlayan; yaşayan yağmur damlaları vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pencereyi açtı. yağmur damlaları serpildi yüzüne; yaşayan damlalarla yaşadığını hatırladı feruzan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ölmedim ben." dedi. sesi ölü duvarlarında çınladı. onların yaşar gördüğü ölüyorsa gün dönümü; o zaman onlar yaşıyor sandıklarını öldü bilsin. ben yaşıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"gidiyorum ben."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adım attı sonra. hayat kaçtı bir adımına görüsü bulandı, adımı seyreldi; umut girdi bedenine toparlandı, dikleşti. söktü attı sözleri zihninden, sözler söyler oldu içinden. ölü duvarlar boyunca onlara inat konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emdiği çiğ sütün üstüne ne sular içti, ne sulara&lt;br /&gt;neler yazdı süt beyazı, ne sularından ne çiğlikler aktı&lt;br /&gt;su gibi akıp gitmediler mi&lt;br /&gt;ne gecelere ne ışık ışık&lt;br /&gt;ne yüzler, ne masallar, ne şehirler çizdi&lt;br /&gt;ışıkla boğuldu hepsi, gün gibi gidip&lt;br /&gt;su gidip, gece gibi dönüp gelmediler mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;basmadılar mı her gece feruzan'ı?&lt;br /&gt;neler gördü feruzan, rüyaları beyazdı ama&lt;br /&gt;artık çiğ beyazdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapıdan çıktığında kimlerde ölüyse artık o kadar dirildi kendinde. gözlerini kapadı. açtığında bir başka kapı, kapıdan girip çıkan insanlar vardı. dışarıya adım attı; çantası ağır, feruzan dikti. karmakarışık çantasından sigarasını buldu, masal kibritlerinden birini yaktı, yağmura döndü, sigarası elinde bir süre yağmuru izledi. hızlandı sigarasını içerken, üst üste çekti nefeslerini, midesi kalktı, gözleri yaşardı. sigarasını söndürdü, çantasını vermek üzere otobüse doğru yöneldi. bir kasım günü, saat dört civarıydı. kimse bilmiyordu içinde bulunduğu kırımı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerine oturdu. yanındakilerin varlıklarını bildirmek adına sallanan ellerin yokluğu feruzan'ı yaşatmaktaydı artık. içi burkulmadı otobüs hareket ederken, ilk kez kimseye kırılmadı. kendine bile kırılmadı bu kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"başını bir otobüsün penceresine dayamış, gecesine karışan günün ölümüne, ölüme bulanan bir gecenin doğumuna durgun gözleriyle tanık feruzan. yanında oturmakta olan kadının uykuya daha fazla direnemeyen başı sakince çarpıyor bir anda omzuna, irkiliyor. irkilmesiyle kadına döndürüyor yüzünü, kadın yüzünü koridora doğru dönüyor, feruzan gülümsüyor irkilişine. irkiliyor, yaşıyor; omzundaki kanatlarıyla, özgürlüğüne doğru süzülüyor."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1600601071930992015?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1600601071930992015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-101.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1600601071930992015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1600601071930992015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/11/kreuzen-101.html' title='kreuzen 101'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8253725827407354561</id><published>2010-09-29T13:15:00.000-07:00</published><updated>2010-09-29T13:22:30.305-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 100</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;i&gt;"kreuzen yüz&lt;br /&gt;tam bir asır..."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;sappho ile konuşma-sumru ağıryürüyen&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dün belli yine zor geçmiş senin gecen. belli, ayak basanlar olmuş zihninin başak sarısı topraklarına. bakir tellerine kan bulaşmış çocuk girilmez bahçelerinin. kimleri öldürdün sen yine? ölüm sözcüğü yakmaz canı bilirim, alnında taşımıyorsa eğer senin kanını, her cinayetinde alnına sürdüğün canının canıdır. ondan mı yanıyor canın, yazına karıştırdığından mı canım dediklerinin kanını?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen, gözlerin ışıldayarak anlattığında&lt;br /&gt;en sevdiklerinin hikayelerini, yüzüme,&lt;br /&gt;gözlerime de bakabilmelisin&lt;br /&gt;bakmalısın ki ölümler fısıldayayım sana&lt;br /&gt;bakmalısın. ben tek kelime etmem benim&lt;br /&gt;gülüşüm kapanacak güneşten göğüne&lt;br /&gt;bir gülüşe nasıl gözler eşlik etmez,&lt;br /&gt;görebilmelisin, görebilmelisin sevdiklerini&lt;br /&gt;senin ilk aşkını, &lt;br /&gt;benim ilk korkumu,&lt;br /&gt;senin çocuklarını, benim yağmurlardan çıkma&lt;br /&gt;yağmurlardan bozma yastığımı&lt;br /&gt;benim hikayelerimi, senin adamlarını&lt;br /&gt;ve benim hayalden adamlarımı&lt;br /&gt;korkularımı ve mutluluğunu&lt;br /&gt;görebilmelisin önce baktığın yüzümü.&lt;br /&gt;korkmalısın. korku da güldürebilir insanı&lt;br /&gt;bilebilmelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fark edilen geçen zamanlarının aşkına,&lt;br /&gt;yenilgilerini meze edip &lt;br /&gt;içtiğin rakının yanına&lt;br /&gt;üstüne bir de sen gülebilmelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dün gece rüyamda annemi gördüm, sappho. zaman geçti, rüyalarım arındı artık benim. annemdir beni bir çıkarsız seven. ki böylesi sevgiyi ben bile bilemem. annesi gibi sevmeyi yavrusu bilemez. dünya düzeninin çarklarını döndürdükçe saatler boyu, vicdanım kanıyor her yeni gelen güne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha yolun başındasın diyorlar. verecek cevap bulamadığımdan gülüşüm korku saklıyor dudak kıvrımlarıma. sessizleşiyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mevsimlerin sonbaharı, son sarısı zaman&lt;br /&gt;cilvelerinin, bir bahar sarısı değil aslen&lt;br /&gt;bu sarıda yeni gün ışıldamaz&lt;br /&gt;umudu fısıldamaz bu sarı, bu sarı uykunun&lt;br /&gt;mahmurluğudur hani en güzel rüyalar&lt;br /&gt;ertesi, bu fısıltı çok korktuğumuz&lt;br /&gt;üç harflilerin sesini taşır nefesinde&lt;br /&gt;hani ölür müyüm diye düşündüğün&lt;br /&gt;ve dört nala, ateşlere sürerken rüzgarını&lt;br /&gt;bir nefes boyu ensesinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolunda canını düşürdüğün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadın nasıl şiir yazar, sappho?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"içine bir kuyu kazılmış senin. içine düşen ne varsa çekerken bu kuyu, içine düşürmek istemediğin kadar büyük kıldıkların da düşüyor. ve sen, karanlık kuyunun ağzını büyüttüklerinden sırf, sırf canını yaktıklarından, ölümsüz kılıyorsun onları. kırmızıların görünmüyor karanlığından. o kuyu, senin kanına doymaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah sappho, kelimlerimi görülür kıldı&lt;br /&gt;karanlık hayaletler, hayal ettim ben&lt;br /&gt;hayallerime inandım, zaman geçti&lt;br /&gt;hayallerimden korktum, karanlık hayaletlerimi&lt;br /&gt;hiç görmediler, geceler boyu&lt;br /&gt;sıcacık yastıklarda boğdum onları; ufaldım, elendim&lt;br /&gt;benzettim yüzümü her sabah bakmak istediklerine.&lt;br /&gt;benzettim, gizimi unuttum, ben öldüm belki arada ya&lt;br /&gt;çok sırrımı da unuttum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah sappho, artık ben de onlara benzerim&lt;br /&gt;sırlarımı kim hatırlatırsa hatta&lt;br /&gt;onları düşman bellerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ab-ı hayat" dedikleri&lt;br /&gt;yüz gecelik göz yaşında gizlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ölmem sappho.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"onlar, ölümsüz kılındıklarını bilmeksizin çekip giderler. bizler, kendimizi ölümsüz kılmak istediğimizden onları ölümsüz kılarız. onları öldürdüğümüzde ise biz de ölürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tekrar dirilene kadar..."&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;kreuzen; çarmıha gerilmektir.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8253725827407354561?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8253725827407354561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-100.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8253725827407354561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8253725827407354561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-100.html' title='kreuzen 100'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5605532788423348384</id><published>2010-09-24T15:35:00.000-07:00</published><updated>2010-09-24T15:35:43.179-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 99</title><content type='html'>&lt;i&gt;mabel matiz- şüpheli şarkının şairi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir eylül'ün son demi. durakta oturuyorum. insanlar geliyor. insanlar geçiyor önümden. insanlar akıyor. hayat akıyor. izliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken yaşadığımı fark ediyor biri. yüzündeki çizgiler yüzlerce. yüzü bir haritanın nehirden sırları gibi. gülümsüyor. iyi bir gün diliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halbuki günün son demi. gülümsüyorum, gününün mutlu geçmesini diliyorum. yalan. külliyen. gün bitiyor, bir gün daha bitiyor. külliyen yalan bir gün bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelen dolmuşa binmiyorum. araçların içlerinde akan insanlar var. yönlerini bir kendileri bilir. dünyanın milyonlarca harikasından birkaçı akıp gidiyor görüm boyunca. gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümsüyorum. neden, nasıl gülümsediğimi soranlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlediklerim gidiyor, ben gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özlemediklerim dönüyor, ben gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut ediyorum, gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut yerde bin parça, yine gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acıyor bir yerlerim, gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyileşiyorum sonra, keza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... de baktığım bir mi insan? nasıl baktığımı gülümserken sen görürsün, ben bilirim. ağladığımı sen görmezsin bile mesela, ama ben ağlarım. sözün bini bir para, inanırım. sonra gel de gülme. gülme de ne yap?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;külliyen yalan gün bitiyor işte. dünü yalan kılmamak için büyümek gerekiyor. büyütmek gerekiyor küçültülenleri. büyük aşık olmak lazım bugün. bugünü bürümek lazım bir bedene. büyük kendin olmak lazım. yalanlaştırmamak lazım büyükleri. ha kırgın mıyım? gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece karanlığında diğer ışıklardan farklılaşan, zaman zaman alevi büyüyen, sonra yalnızlaşan iki yanan sigara nasıl anlaşır, bilir misiniz? biz duymayız hiç onları. biz nefesiyizdir bir yangının, yangın nefesine yabancıdır. biz insanızdır, nefesimize yabancıyızdır. biz nefes aldığımızı, hissetmezsek bilmeyiz. yangınlarımızın anlaşmasına yabancıyızdır. onlar değildir ama, onlar yangındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondandır yangın nedir dendiğinde yangın gelir gözümüzün önüne. insan nedir dendiğinde tıkanır kalırız. öyle yabancıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ha benzeriz. yangınımız benzer, yangın sonralarımız. yangın önceleri gecelerimiz. sevişlerimiz. gidişlerimiz... bizler benzeriz. yine de bir gün bana benzeyen biri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana bir kilit hediye etmeli. kilidin oyuğuna kendini koymalı. kilidi kitlemeli. anahtarı almalı ve öyle gitmeli. çünkü bizler, o sitem edilenlere de benzeriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidenlerin ardından kapanan kapılarımızı bir müddet kapalı tutarız. gideni unutur ve anahtarı elimize alırız. bizler, unuturuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece aktı gözüme. ve ben yine, gülümsüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5605532788423348384?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5605532788423348384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-99.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5605532788423348384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5605532788423348384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-99.html' title='kreuzen 99'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3594287256353445733</id><published>2010-09-15T15:07:00.000-07:00</published><updated>2010-09-15T18:42:27.690-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 98</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;four tet-parks&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"şimdi ben &lt;br /&gt;biraz yorgun, doz aşırı yenik&lt;br /&gt;söz aşırı kırgın, taşıyorum ellerimle çizdiğim&lt;br /&gt;benzer kırık gün müsveddelerini yarına&lt;br /&gt;aynı ressamın elinden çıkmış resimlere benzeyen&lt;br /&gt;hani yarısında bir çizgi bozmuş gülen yüzü; yarısı desen&lt;br /&gt;alaşağı yanlış, &lt;br /&gt;yarısı boyun bükümü silik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve ellerimle çizdiğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin kokun nedir bilir misin&lt;br /&gt;sevdiğim biri ölmüştü&lt;br /&gt;sonra zaman durmuştu&lt;br /&gt;ben öleli çok da uzun&lt;br /&gt;zaman olmamıştı, gördükleri henüz ben değildim, ben henüz&lt;br /&gt;doğmamıştım, bir ben cesedi yük vardı üzerimde,&lt;br /&gt;henüz tazeydi bana acılarım, yağmur yağmıştı&lt;br /&gt;toprak kokmuştu, ölüm kokmuştu bahar toprağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ölü bir ölüyü uğurlarken, aklında&lt;br /&gt;bir başka ölü vardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok sonrası yine yağmur kokusunu duymuştum&lt;br /&gt;çok yağmurlu bir günün sabahıydı, bu ölüm kokusundan aklımda&lt;br /&gt;sadece sen kalmıştın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ağlamıştım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koyu resminin başındayım&lt;br /&gt;hala açık renklerinde bile&lt;br /&gt;ölüm kokunu taşıyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurun temizleyemediği&lt;br /&gt;ve ellerimle çizdiğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her bir damlası ölümünü fısıldarken bir yerlerde&lt;br /&gt;hatrının hışmına maruz bir ölünün&lt;br /&gt;kulağına, döngünün seyir defteri gereğince&lt;br /&gt;aynı annenin karnında doğmuş bu yağmur damlaları&lt;br /&gt;eşliğinde, benzer bir ölümlünün&lt;br /&gt;kulağına ölümsüz kelimeler fısıldar durursun&lt;br /&gt;bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem katlime ağlarım&lt;br /&gt;hem katilime&lt;br /&gt;hem cinayet ortağıma&lt;br /&gt;hem bu soğukkanlı cinayetime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ayak izlerimi taşıyan bir şehri sana emanet ettim&lt;br /&gt;sonralarında yağmur kokan yağmurları&lt;br /&gt;annesiz kalacak çocuklarını&lt;br /&gt;polis sirenlerini&lt;br /&gt;bahar yeşillerini&lt;br /&gt;kadın tenlerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve hepsini ellerimle çizdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve biz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki bir gün ben senin vebalini ödeyebilirim kendime&lt;br /&gt;sen benim vebalimi ödeyebilirsin, belki zor olur&lt;br /&gt;belki ucuzdur artık bedellerimiz&lt;br /&gt;zaman evvel köklerini birbirine salmış nefes alabilmek adına&lt;br /&gt;bedenlerimize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ben ve sen&lt;br /&gt;hesap veremeyiz artık o biz'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve o bizi ben çizdim."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3594287256353445733?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3594287256353445733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-98.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3594287256353445733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3594287256353445733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/09/kreuzen-98.html' title='kreuzen 98'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5447932473332804779</id><published>2010-08-08T14:22:00.000-07:00</published><updated>2010-08-08T14:24:06.424-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 97</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“filmlerin çoğunun sonunu tahmin edebilmemiz, olması bazen istenen bazen istenmeyen, ama hep gururlu sonları aslında bilmemizden. diğer yandan acıklı sıfatı yüzünden gururlu sonları görmezden gelen gurursuz ruhlarımız var. insanı ise kendine beslediği aşk onu sözüm ona gururlu, bir diğerine beslediği aşk ise gurursuz yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle ucuz gösterildi ki belki bize en değerlilerimiz; yitende değil artık, kalanda canımız hala. can nasıl yanar, bilmeyeniniz mi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep yangınlar ertesi kalanlarımızı kaçırmalar bunlar.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“şimdi ben bu satırları yazarken diye bir mektuba başlasam, gülerdin. ondandır ben sana hiç eş zamanların seni yaşatan mektuplarını yazmadım. kurdum ama böyle cümleler. eş zamanların mektuplarını yazdığım hikaye adamlar canını yaktı mı?benim yaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şiirler yazdım sonra. eş zamanların kokusuna karışan ve insan kokusu taşımayan şiirler. bu ne şiire ihanetimden ne de insan kokusu sevmediğimden.yalnızca, şiir gibi yaşadığım, şiir kelimeleri gibi yarına taşıdığım kimseyi tanımamamdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yüz diyorum. bir yüz olsa karşımda. yüzüm düşüyor, ağlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani gurursuz olsaydım diyorum bazen. bir yüz diyorum. elim düşüyor. gayret diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondandır en sevdiklerim kaybettiler yüzlerini. söylemesi gerekenleri söylediklerinde onlar artık “yüzsüz”dü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benimse buna yüzüm düştü, ağladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canım yandı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep filmlerde yaşamaz ya aşık insanlar. belki gözle görülmez bu üç harfliyi taşıyanlar aramızda da var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üç harfi hep taşıdığından hep ondan korktular. o ise ona baştan aşağı hayatı bahşeden, gece sancıyla uykusunu bölen, gündüz kanatlar takan kimseden farksız omuzları ardına, her bir ayrıntısına taşıdığı üç harften niye korksundu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendininkine belki aşkı kadının. kendi aşkına aşık. kendi aşkıyla bezenen karşının cismine aşık. kendi fikriyle bezenen bir şehre aşık. kendi korktuklarına aşık. kalp çarpıntısına aşık. korku olsun, kaygı olsun, sevgi olsun, aşılmaz büyük sevgiler olsun... aşılmaz büyük yalanlar olsun. uğruna cisminin çiğnendiği kadınlar olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın olsun. yarın olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“eş zamanlardan bir zamanda, bambaşka masal diyarlarında bir kadınla bir erkek birbirine birer mektup yazmaktaymış. öyle birbiri için yaratılmış ki bu insanlar, evvel zaman içinde hiç kimseye aşık bile olmamışlar. evvel zaman sonraları da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkek, kadına aşık olmuş.&lt;br /&gt;kadın erkeğe aşık olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve aşka değmemeliymiş masal dünyalara evler kuran, elle tutulur gözle görülürler uğruna ruhlarını satan, hayallerle bezenmiş masal dünyalarını anlatırken kınar gözlerle onları izleyen fakat gözlerinin pırıltılarından “neden?”ler akan dünyalıların elleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondandır bu aşka hiç el değmemiş. erkek ve kadın, birbirlerine aşık olduklarını hiç bilmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir mektuplar haykırmış gerçeği. özenerek yazılıp katlanmış bu mektupların sadık zarfları büyük sırlarını içlerinde tutarak sessiz taşımışlar bu mektupları hep zaman sonralara.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“o gece kadın, beyaz, bomboş bir yaprağa aslında gitmenin onun için çok zor olduğunu ama gitmek zorunda olduğunu yazıyor. kelimeleri içiyor. her kadehine kelimeleri dolduruyor, son damlasına kadar hızla içiyor hepsini. yazısı bozuluyor, sonra aklına aşkı geliyor, toparlanıyor, kalp atışı hızlanıyor. daha hızlı yazıyor yazdıkça, belki bu anı yitirirse kelimeleri bile itiraf edemeyecek sırrını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…ama gitme deseydin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun ardından mektubu çabucak katlayıp zarfın içine koyuyor. zarfsa bu büyük sırrın muhafızlığını belki yazanın ölümünün bile ardına götüreceğini bilerek koyu karanlık sessizliğine bürünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırtında ne bir adres taşıyor zarf, ne de bir isim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte kadın bu yüzden gidiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“o gece adam, beyaz, bomboş bir yaprağa kadının gitmesinin onun için ölümle bir olduğunu, ölümü kabullenmeninse ölmekle bir olduğunu yazıyor. gitmenin sonunun unutulmak olduğunu ve unutulmanın, ölümün bile peşinden getirdiği olduğunu biliyor. sarhoş eli kelimelere çarpıyor, kelimeleri yere dökülüyor. kelimeler bozluyor; harfleri  kadının yüzünü çiziyor. yerden sekip adamın kalbine saplanıyorlar. sevdiği kadına kelime kelime kanını akıtıyor adam. kelimeler kan kırmızı artık, yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam az sonra ölecek bir idam mahkumunun son isteğini fısıldamak üzere kaleminin ucunu kağıda dayıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık yazan, eli değildir. artık istemsizin başka bir şey, kağıda birazdan yakalanacak hapishane kaçağı mahkumların özgürlüğü tadında birkaç kelime fısıldıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…gitme diyebilseydim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mektubu katlayıp zarfın içine koyuyor. zarf, adama bir şeyler söylemek istiyor fakat dili olmadığını bilip susuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mektup, susuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte kadın, bu yüzden gidiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“o sabah günün ilk ışıkları ile kadın bir otobüse hiç bilmediği yerlerin olmak üzere bindiği anda ölüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zarfların sessizliği ile adam bir süre boğuşuyor sonra. sessizliğin elleri adamın gırtlağına dayanmış, adam nefes alamıyor. bir süre sonra ölüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olması gerektiği gibi, olması gereken hayatlarda canlı görüyor ardından sevenleri. aslen yaşamıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama aşk, yaşıyor. cesaretle beslenen aşk yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve işte kadın, aslında bu yüzden gidiyor.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep yangınlar ertesi kalanlarımızı kaçırmalar bunlar. gittiği yere kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5447932473332804779?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5447932473332804779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/08/kreuzen-97.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5447932473332804779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5447932473332804779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/08/kreuzen-97.html' title='kreuzen 97'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5454141859380025851</id><published>2010-07-14T04:05:00.000-07:00</published><updated>2010-07-14T05:00:04.611-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 96</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"&lt;a href="http://www.lastfm.com.tr/music/pg.lost/Yes+I+Am+EP/Yes+I+Am"&gt;pg.lost-yes i am&lt;/a&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;_________________________&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"sevgili lorelei;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün bir arabanın camına başımı dayamış evlerin çatılarını izlerken annemle babama kırgın olduğumu fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pek çok şeye kırgın olduğumu düşündüm. bana içinde bulunduğum özgürlüğü getiren çok fazla şeye, aslında çok kırgın olduğumu düşündüm. çatıları, çatıların altındaki güveni ve benim, halen her çatının altında, kendimi asla onlara ait hissetmeyişimi düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımdaki insanları ve kendimi asla onlara ait hissetmeyişimi düşündüm. bana kendimi bulamasam da, kendimi bulmam gerektiğini, bunun için kendimi aramam gerektiğini öğreten bir şehre nasıl bu kadar duygusuz, bu kadar ifadesiz bakabildiğime şaşırdım pencereden akseden gözlerimi görmemin ertesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yürüdüm. yönsüz yürüdüm. yüzlerce kez yürümüş olduğum bir sokağa ilk kez bakarak yürüdüm. sokağın taşlarına, sokağın lambalarına, çöp yığınlarına, bahçe duvarlarına, komşu yüzlerine... ilk kez baktım ve gördüm çok yüzü. gördüğüm yüzlerin hiçbiri tanıdık değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gördüğüm yüzlerin hiçbiri tanıdık değildi. sonra bana gitmemem gerektiğini söylediler. kalmanın güvenli olduğunu söylediler. anlatamadım. ne bağlarla özgürlüğü yaşadığımı anlatabilirdim onlara, gitmenin benim için bir kurtuluş değil bir zorunluluk olduğunu, ne de beş senedir ayak bastığım sokağa bile kırgın olduğumu. sokağı görmediğim için sokağın bana kırgın olduğunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzlerine bakmadığım için kendime kırgın olduğumu. yüzüme bakamadıkları için onlara kırgın olduğumu. ve ben, yakın insanlığımı kırgın, kırık çizgilerle çizdim bu şehre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben onların yüzlerini de çizdim. sonra yüzüme bakamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve çok kısa bir zamanım kaldı. ben de o gidebilenlerden olacağım. zaman çok az kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecesinde bir rüya gördüm. alaşağı karışık. tek hatırladığım kısa bir zaman içerisinde öleceğimi bilmemdi. zamanım çok kısaymış hayatta. ve ben, korkmuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsettiğim özgürlük bu işte. benim özgürlüğüm. ben gitmeye mecburum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve lorelei, annemle babama kızgınım en çok. özgürlüğünü çok erken fark etmemeli insan. sonsuzluğu hissetmemeli. işte o zaman, sahip olduğun kanatları sadece sen biliyorsun, onlarsa bunları görmüyorlar. görmediklerini açıklayamıyorsun. uçmayı istiyorsun sadece. en çok onu arzuluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok az kaldı lorelei. burada gelen bir yarın vardı. bense bu sefer çok korkarak yarınıma gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana şans dile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiyle."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5454141859380025851?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5454141859380025851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/07/kreuzen-96.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5454141859380025851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5454141859380025851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/07/kreuzen-96.html' title='kreuzen 96'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4455393649413380175</id><published>2010-07-01T01:33:00.000-07:00</published><updated>2010-07-09T16:03:07.879-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 95</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"i have a little tree&lt;br /&gt;but it died right in front me&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamburada-yaz müziği"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;___&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arka cebime bir deniz yıldızı peydah ettim. iliştirmişim ucuna upuzun bir ipin, oturuyorum denize nazır, başlıyorum yıldızı sarkıtmaya. nerede bu dünyanın ayak basılır sonsuzluğuna değiyor ayağı, başlıyorum anlatmaya. neler neler... yüz yıldır mı susmuşum diyorum. ne, neye susadıysa doysun diyorum suyuna, susamışım anlatmaya. yok yok, konuşmaya değil be canımın içi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bir bakarsın, bir de görürsün ya. hani bakmaksızın gördüğün insanlar vardır. hani baka baka göremediğin. hani bakıp göremediğin insanlara anlatmazsın, konuşursun lakin anlatmazsın bir yerde. diğerlerine dersen zaten anlatmaya ihtiyaç duymazsın. dilin döndüğü bir ağzın duvarlarına hapis, insan desen koca bir sonsuzluğu taşıyor dünya dolusu insanınkinden farksız iki omuz üzerinde. ondandır, dilin döndüğü hep bir bakışın döndürdüğünün yanında yetim kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondandır konuşmak hep anlatmanın yanında yetim kalır. gözün gördüğünü tarif etmekte ne var? rengini söylerim sana denizin şimdi, koyu karanlık. deniz yıldızımın suya değdiği yerlerden sarı ışık huzmeleri bölüyor karanlığını. gecenin bu vakti denize dönüp konuşmanın rengini sorsan mesela, anlatamam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruhum dokunuyor karanlık suya mesela. dokunduğu yerler kanıyor. kanı kimse görmüyor ama. kanımdan hayat bulan hayatlar canlanıyor denizden. hani ölmemiş miydi bunlar? denize dökmemiş miydik onları pek çok yıl önce? onları öldürmem için ölmem mi gerek? nasıl anlatayım şimdi ben bunun rengini? korkunun rengi, hem yaşamı barındırır insanda öyle kırmızıdır, hem de kırmızı olamayacak kadar ölüm beyazına yakınsar. ölüm beyazı masumdur, arınmıştır; ama korkunun rengi masum bir ölü beyazı değildir. korku rengidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... şu denizin derinliğine bakıyoruz ya. anlat desen anlatamam. bozkırı anlatırım ama. rüzgarın başak tanelerine dokunuşunu, başak tanelerinin saçlarını okşayışını, başak tanelerini hırpalayışını ve bu hırpalanmaya onların baş kaldırışını bu denizin içine baka baka anlatırım. onların sesinde huzur aramak için geldiği dünyalarının en sonsuzuna avuç avuç bozkır atabilirim. nedenini sorarsanız, bu kapkaranlık gecede denize bakarken gördüğüm renk, korku rengidir. bozkırın rengi ise güneş sarısı. bilmediğimden korkarım ben ama adımlarım beni bozkırın bağrından bu gecenin bu saatinde, bir deniz yıldızıyla bir denizin kenarına atıverir. öyle korkunun kokusunu alır, onun yönünde atarım adımlarımı. korkunun kokusu deseniz... anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir titrek ışığın gölgesinde çaprazladığı bileklerini kendine kanat bellemiş- ki ayakları onu zemin denen bu mezarlığa çivilerken edinebileceği yegane kanatlar, bileklerinin çarmıhından öteye gidememektedir.- dünya döndükçe topu topu bir oda dolusu dünyasında dönüp duran bir plaktan yayılan bir titrek sese boynunu eğmiş, muzdarip olduğu yegane şeyin ise kendinden başka kimse olmadığı bir kadına benziyor bu ağustos gecesi simsiyah denize bakıp güneşli bir bozkırın hayalini kurmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bozkır, annemin karnı gibiydi benim. sonra bir boğazla bir sonsuz okyanusa açıldım. gün o gündür yüzer dururum, şişemde bir tıpa. şişemin içinde hikayeler yazarım, şişemden çıkınca da kayalıklar üzerinde şarkılar söylerim. denizcilerin yolu düşer zaman zaman kayalıklarıma, ama ben kimseyi öldürmem. sonra onlar da böyle gecelerde kan lekeleriyle canlanırlar geceme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle üstadım. üzerime adım izi bırakırlar, bir yolumdur bazen, bazen yolum kesilir, bazen nefesim. ama ölmem. bilirim ki ölümüm şanlı bir mezarlık olur, mezar taşım tek olmaz benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah, şimdi fakat. bilinmeyeni anlatmak ne zor bilir misin? biri, diğerine ne kadar bilinmeyendir aslında bilir misin? mesela bilmediğindendir tapar gibi baktığın o çok sevdiğinin pek kısa zaman içlerinde değişen yüzü. gözünün rengi. düşlerin yönü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah bizler, bize bir rüya armağan edilmiş yanılmak üzere. rüyadaki yüz boş, rüyadaki yüz bir ayna, tek bedenin içinde çeşit çeşit yüze bürünen bir ayna. ondandır yüzleri bedeninde görünce yaşamadığımızı hissetmemiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah insan, öyle çok bedende gördüm ki yüzümü. anlat desen, ne rengi var ne kelimesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çoğalmanın derdinin bile azalacağını, sonunda yok olacağını bilmen olduğunu düşündün mü? yok olmak karşısında mantığının kanatlarının küçüklüğünü gördüğünden belki de yok olmayı kabullenmediğini düşündün mü hiç? düşünmenin lanetini düşündün mü? dünyada bizden başka bu laneti kimsenin taşımadığını, o kadar zavallı olduğumuzu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümü bilen, bile bile yaratan, ortaya koyan, ve bilinmeyen bir yolun ucu içi emek veren, hayatını hiçler uğruna satan tek varlık olduğunu? hayat dediğinin sadece senden ibaret olduğunu, ve aslında sadece kendin için yaşamadığını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep düşünüyorum. yaradılışımın taşımak zorunda olduğuma yüklediği bu laneti anbean, günbegün taşıyorum. azalıp yok olacağım zamana kendimden miras, kendimden farksızlara bu laneti yükleyip gideceğim günün biri. o noktada ise duruyorum. acaba deli miyim diyorum sonra. delirmezsen nasıl sürdürülür ki bu saçmalık anam babam. kimin gördüğünü ben göremiyorum, benim gördüğümü onlar nasıl görmezden geliyor, anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... deniz yıldızımı çektim geri denizden. silkeledim biraz üzerindeki suyu yere. ayağa kalktım, yıldızı arka cebime soktum. başımı çevirip kalabalığa baktım biraz. sonra da kalabalık arasında kayboldum, gittim yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4455393649413380175?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4455393649413380175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/07/kreuzen-95.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4455393649413380175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4455393649413380175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/07/kreuzen-95.html' title='kreuzen 95'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-190809326776147772</id><published>2010-06-10T13:39:00.000-07:00</published><updated>2010-06-10T14:59:30.919-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 94</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"bazı insanlar karanlık bir kuyu gibidir, yanında yıllar geçirseniz bile tanıyamazsınız, bazı insanlar ise açık kitap gibidir, daha ilk gördüğünüz anda anlarsınız. onlar kendilerini gizlemeye ihtiyaç duymazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işi alaya vurdum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk köpekliktir- ahmet ümit"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzümü ben çizmeliydim kalplere belki&lt;br /&gt;kan benden çıkmamalıydı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bir filmde görmüştüm desem&lt;br /&gt;hayal perdeler ardında, kaldırmışım bir yerlerime, belli.&lt;br /&gt;çakmak çakmaktı kadının gözleri&lt;br /&gt;kitlenmiş bir adamın gözlerine, zaman deseniz bu bakışın kırmızısı&lt;br /&gt;zaman deseniz bu kilidin alevi, zaman deseniz&lt;br /&gt;unutulmuş&lt;br /&gt;zaman siren sesleri, hani &lt;br /&gt;yanıp dönen, kırmızı, mavi&lt;br /&gt;bir adamın ölümü çığlığında, bir kadının, belki&lt;br /&gt;kayalıkların üzerinde&lt;br /&gt;bu adamların gözlerine yalancı şarkılar söyleyen&lt;br /&gt;deniz kızlarının tiz sesleri gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kulaklarını tırmalamıştı bu seslerin hepsi desem&lt;br /&gt;yalan, yalan o zamanlar zaman&lt;br /&gt;kendini bilmezdi, yalandı zaman; o &lt;br /&gt;yalan zamanlar&lt;br /&gt;bugüne eğirirdi bizi desem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalanın acısı zamanla çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah o film olmasa ben kendimi&lt;br /&gt;kandırmazdım desem&lt;br /&gt;acısı zamanla çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bu adamın gördüğü iki gözdü, yazık&lt;br /&gt;işte sadece bu yüzden belki hayat&lt;br /&gt;birkaç saatte yaşanmalıydı, olmalı ve bitmeliydi her şey&lt;br /&gt;ve bakışlar&lt;br /&gt;karışmamalıydı birbirine, yangınlar&lt;br /&gt;bir olup yakmamalıydı belki, medet umulan rüzgarla&lt;br /&gt;iş birliğine kalkmamalıydı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kurağın acısı zamanla çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bir filmin rolü olmuştum desem, zaman belki&lt;br /&gt;kıldan ince ve&lt;br /&gt;kılıçtan keskin zaman, hani andan sıcak&lt;br /&gt;dünden uzak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani bir filmde geçmişti adım, başrolde ben senin&lt;br /&gt;ismini görmüştüm, sevinmiştim&lt;br /&gt;başroldeki ismi kapatmıştın insan harflerimle&lt;br /&gt;böyle yama mı olurdu hiç, bu isim&lt;br /&gt;benim ismim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ismim adına&lt;br /&gt;gitmek istemiştim, yine de &lt;br /&gt;gidememiştim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmenin acısı zamanla çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir filmde birer gölgeydik desem&lt;br /&gt;hani elini elime koyduğunda ellerimizin&lt;br /&gt;süzüldüğü boşluk kadardık&lt;br /&gt;hani griydik biz desem, adım adım yürürken yüzün&lt;br /&gt;yüzümde; yüzün, yüzümden geçmişti, sonra&lt;br /&gt;attık adımlarımızı çiğneyerek birbirimizi&lt;br /&gt;acımadı canımız desem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...desem bile canım acır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birer sır insanın çizgilerini taşıyan&lt;br /&gt;sır birer gölgeydik desem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün göğün gölgesiydi omuzlarıma abanmış&lt;br /&gt;göğün gölgesiydi çökmüş göğsüme, koyu gri&lt;br /&gt;serpildi gözlerimden, gözlerimden yıldırımlar indi&lt;br /&gt;koyu gri baktım ben, bakışlarım &lt;br /&gt;kaldırımları deldi, bir film, filmim&lt;br /&gt;filmimin figüranı, "heyhat figüranlar&lt;br /&gt;olmasa o filmler, arkadaşım&lt;br /&gt;neye yarar." desem de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kandıramadım kendimi, film öyle&lt;br /&gt;öyle benimdi ki...&lt;br /&gt;çok sonraları anladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlamanın acısı zamanla çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzümü ben çizmeliydim kalplere desem&lt;br /&gt;"kanatmadın." diyor insan yanım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kalp kanatmadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-190809326776147772?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/190809326776147772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/06/kreuzen-94.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/190809326776147772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/190809326776147772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/06/kreuzen-94.html' title='kreuzen 94'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5077163207270881054</id><published>2010-06-04T11:09:00.000-07:00</published><updated>2010-06-04T15:49:36.178-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 93</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"sevgili lorelei, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmem gerektiğini hissediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı hisler vardır. hani büyük bir şehri sabaha karşı kucaklayan lekeli, suni, boğuk ve koyu bir sis bulutuna benzer bu hisler. sen o sis bulutu içerisinde her ne varsa olması gerektiği gibi var olduğunu bilirsin fakat yine de göremezsin onları. bunaltır görüşüne düşman bu bulanıklık seni. bu bulanıklıktır belki sebep, ki sen belki zaman içerisinde bakarken görmediklerini bile görme ihtiyacı içerisindesindir. çünkü göremezsin. görmekse gerçekten, ihtiyaçtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdiye değin gitme fikri bir uçurtmaysa kuyruğuna hep istek sözcüğünü taktım. şimdilerde ise uçurtmanın kuyruğu, uçurtmanın uçuşunu engeller şekilde tellerle boğuşmakta; artık belki de kendimi rahatlatma amacıyla kullandığım bu sözcüğün anlam yetersizliğiyle boğuşuyorum. bir şeyi istemekle o şeyin gerekliliği öyle farklı şeylerdir ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki ayrı yol düşün, sonu bir tutan. sona iki çıkışın vardır; birinde attığın adımlar gücünü senden almaz, diğerinde ise o atacağın adımlar için kendine güç bile yaratabilirsin. birinde öyle zorundasındır o adımları atmaya, diğerinde ise geri dönüş senin için adımların kadar kolaydır. bu yüzden isteklisindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevilmedim değil ben. peki bunu elde edebilmek için neler yaptım? olması gerektiği gibi yaptım ilk önce her şeyi. mutlu etmeyi mutlu olabilmenin anahtarı kabul ettim. açtığım hep kapının ardında ise mutsuz yüzümle karşılaştım. adeta her kapının ardına konmuş bir aynada yansıyan yüzüm, yüzümü sordu bana. nerdeydi yüzüm ya da görmek istediğim yüz bu muydu? kimlerin mutlu yüzü yüzümde gizlenmişti, yüzüm neden artık yabancıydı bana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hakkını verebildim sandım her şeyin. ilk önce yanılmam belki de sonsuza inanmam noktasında oldu. pek çok insan sonsuza inandığını söyler, ama inan bana sonsuzu düşünmek bile korkutur herkesi. sadece insanlar mantıklarının eremediği bir şeye inanma ihtiyacı içerisindedirler yaşamlarını meşru kılabilmek için. bense sonsuza inandığımı söylemedim, sonsuza inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonsuz aşkımın sonu geldi sonra. sonsuz nefretimin. sonsuz dargınlıklarımın... sonsuzluğu sorgular oldum sonraları. sonsuzluk varsa sadece kayıplarda vardı. ucundan bucağından, bir yerinden yitirmeye başladığın zaman kaybın sonu yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondandır, sonsuz ayrılıklar yaşadım. çırpınanlar gördüm mesela kurtulabilmek için, bense tepkisiz ölmeyi seçtim. şimdiye değin bir şeye eğemedim hiç boynumu, gururum. gururum ise adım adım eğdi beni, belki ben onun için ölümleri seçerken o beni kimsenin eksiltemediği kadar eksiltti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi onların gözündeki olması gerekenle içimde bir yerlerde gizlediğim çarpışıyor. içimdeki öyle masum, öyle güçsüz kalıyor ki olması gereken ben'in yanında içimdeki diğer insanların nefretini uyandırıyor bu hali; "silkele onu, kalksın, kendine gelsin." öyle narin ki aslında o çocuk. o çocuğa benim bile zarar vermeye hakkım yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten her bir parça insanım dönerken yüzünü hayata o çocuk bakıyor gözlerini dikip düne. vicdanı, yüzü, bildikleri ve her şeyiyle o, ölmeye yüz tutarak belki ölmeksizin yaşıyor içimde. o hala güzel şeyler diliyor tüm bir zamanının sevdiklerine. o sussa, ben büyüyeceğim. o sussa kolaylaşacak belki her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fakat dili çocuk. susmuyor. "olmaz"ı, "mantıksız"ı kabul etmiyor, istiyor. "ölüm"ü anlamıyor, özlüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini dikip baktığı yer ise yabancı yüzümdeki tanıdık gözler. belki de hala tek görebilen gözlerimi o çocuk. beyaz hala, rüya beyazı yüzü. yüzü en tanıdık. insan, git diyemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bırak yakamı. bana hala anlamlandıramadığım şeylerin ne olduğunu sorma. benden bilip kabullenmem gereken şeyleri sana anlatmamı isteme. kim biliyor bunların ne olduğunu? fark nereden kaynaklanıyor biliyor musun; kimileri düşünmeyi seçer, kimileriyse seçmez. bu yüzden kimilerine kolaydır, kimilerine zor. çünkü kendilerine anlatılan olması gerekenleri ile kendi olması gerekenlerini ayırt edemezler. ve sen bu şartlarda yaşadığın müddetçe cevapsızlıklar içerisinde bocalamaya ve anlamsızlaşmaya devam etmek zorundasındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bir çocuk bunları anlayamaz. o yüzden bırak yakamı. yakamı bırak ama gitme."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsini taşımak zoruda olduğumun farkındayım. hatta bunu var olmamın bir cezası olarak görüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de var olmam gerekiyor. bazen insanın çok arzuladığı şeyler oluyor, mesela bir bedenin ağırlığını taşımanın artık yük olarak göründüğü zamanlar. içinde bir şeyler birikiyor, yoksunluktan alıyor belki de bu birikmişler kaynağını; mesela içimde yetim bir aşk büyüyor günbegün. hatta korkuyorum irademe karşı koyabileceğini bildiğim bu güçten ben bile bazen. bir çıkış yolu bulamadığı için içinde her ne varsa yutan, soğuran bir güçten bahsediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken öyle çıkışsız kalıyor ki. beni boğmaya başlıyor. işte belki de sadece bunun için gitmem gerektiğini hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalınan yer her zaman bilinmeyen bir yerden daha güvenlidir, bilirsin. fakat kalınan yerde kalmaya devam etmek için sahip oldukarınla yetinmek durumundasındır. aksi halde huzurunu kaybedersin. huzursuzluksa geri dönülmez hataları beraberinde getirir. çizdiği gözünü kaybetmeye dikmiş bir eğri olur genellikle, sen hatalarını kabullenmeye ve vicdanını temizlemeye çalışırken bunlar çok daha büyüklerine gebedir, derken hataların seni bile görünmez kılar şekilde çoğalırlar hayatında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bu yüzden lorelei, belki başta sana hatalı gelebilecek bir kaçış, pek çok hatadan kaçman için tek çıkar yoldur. bu yüzden gitmem gerekliliği istekten ziyade bir zorunluluk olarak karşıma çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzüm düşük artık benim. eskisi gibi gülmüyorum. konuşmuyorum da. bu hissiyat mevcudumu da çökertiyor ne yazık... ne yazık üstelik, tüm o çok güçlü sandığım değerlerim de adeta çökmeyi arzuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsettiğim her şeyi yutan bir sis. yutan ve öğüten. belki de bu yüzden, tekrar görebilmem için gitmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümsüz kılmak istediklerimin ölümsüz kıldıkları adına beni yaşatanları öldürürken ben, ölmüyorum. belki de henüz ölmediğim için gitmeliyim. çünkü ben daha fazla öldürülmeyi hak etmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiyle kal. mektubunu bekliyorum."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5077163207270881054?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5077163207270881054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/06/kreuzen-93.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5077163207270881054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5077163207270881054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/06/kreuzen-93.html' title='kreuzen 93'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2591991646258784824</id><published>2010-05-31T13:19:00.001-07:00</published><updated>2010-05-31T13:21:52.936-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 92</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"çizgilere sığınır insan..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TAQaPfmuJjI/AAAAAAAABfs/P0W63bSbk2Y/s1600/000531_174622.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 175px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TAQaPfmuJjI/AAAAAAAABfs/P0W63bSbk2Y/s320/000531_174622.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477531900273632818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2591991646258784824?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2591991646258784824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-92.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2591991646258784824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2591991646258784824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-92.html' title='kreuzen 92'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TAQaPfmuJjI/AAAAAAAABfs/P0W63bSbk2Y/s72-c/000531_174622.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4247520073330293347</id><published>2010-05-30T10:34:00.000-07:00</published><updated>2010-05-30T14:07:04.810-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 91</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"her gün bir yerden göçmek ne iyi&lt;br /&gt;her gün bir yere konmak ne güzel&lt;br /&gt;bulanmadan, donmadan akmak ne hoş&lt;br /&gt;dün beraber gitti cancağzım&lt;br /&gt;ne kadar söz varsa düne ait&lt;br /&gt;şimdi yeni şeyler söylemek lazım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mevlana celaleddin rumi"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"aklımdan geçenleri görünür kılmak için diriltebileceğim yegane şey, kelimelerimdi."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;____________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mektuplar yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mektuplar yazıyorum. aklıma ne gelirse yazıp bilmediğim adreslere bilmediğim insanların adıyla yolluyorum onları. ne anlatmak istiyorsam anlatıyorum; gizli saklı kalmıyor, anlatsam mı anlatmasam mı diye düşünmüyorum, pazarlığım yok, özgürüm. yalnızım ben. hem yalnızlığım hafifliyor mektuplar yazınca, hem de bozulmuyor. bambaşka insanlarda yeniden hayat buluyor hayatım, belki birileri hayatını buluyor yazdıklarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında olmayan insanların adı altında aslında olan bir insanın mektupları düşüyor her gün olan ya da olmayan insanların posta kutularına. hem aslında olmuyorum, hem varım diyorum böylece. kimisi mektubu alıyor, merak edip açıyor, okuyor, anlıyor veya anlamıyor. açıkçası ne yaptıkları umrumda değil. ben yazıyorum. kimisi çoktandır oturmuyor oluyor o adreste, mektubun geri döndüğü adreste mektup, bir başka sahibini buluyor. bu hayali ben'ler mektupla karşılaştıklarında neler düşünüyorlardır acaba? yerimde olmak isteyeni var mıdır? olmayan beni merak ediyor olmalılar. yerimde olmak istediklerini de hiç zannetmiyorum. bazıları üzülüyor olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzülmeleri de umrumda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi mektuplar geri bile dönmüyor. bir posta kutusu okuyor onların her hücresini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üşümeleri umrumda değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mektup ya bu. bambaşka insanların adı altında bazen onlara yazıyorum mektuplarımı. ona yazıyorum mesela. kocaman bir boşluk o. büyük ve derin bir karanlık. bir travma. beynin yolumuza devam edebilmemiz için bir iyiliği bu travmaya. beynin için için minnet beslediğim, bazen kızdığım bir oyunu. aşk yerine toz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona mektup yazmaya çalıştım geçenlerde, çok olmuyor. hatırlayabilmem lazımdı önce. nerede öldürdüysem orayı bulmam lazımdı uçsuz bucaksız bir zihin gezegeninde. onca mezar arasında onun mezarını bulmalıydım. diri diri gömüldüğü bir yanımın beraberinde. sağ çıktığımda ise tozla baktığı her benzerine. cesaret edemedi ayaklarım tekrar gömüldüğü yere gitmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ona bir mektup yazmaya çalıştım. elime kalemi aldım, kapadım gözlerimi. düşüneye çalıştım, düşündükçe nefesim daraldı, düşündükçe göğüs kafesime oturdu bir şey. gözlerim daraldı, gözlerimle koskoca dünya. düşündükçe bir renk gördüm, rengin yüzü silik, rengin tadı kekre. kalem elimden düştü, gözümden bir yaş indi mektuba. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaş kağıdı katlayıp zarfa yerleştirdim. ardına bilmediğim bir adamın ismini yazdım, altına bilmediğim başka bir adamı, adamın adresini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolladım gözyaşımı. biliyorum ki mektubu alan bu adam belki kaygılanacak bu ne idüğü belirsiz boş mektuba, belki sövecek bu oyunuma biraz. kaygılanması ya da sövmesi umrumda değil. taşıyamıyorum. taşıyamadığım gözyaşımı görmeyecek bile bu adam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle işte. mektuplar yazıyorum. hayali bir kadın oluyorum bazen, unufak fakat yine de tek bir parçasını bile ziyan etmeye gönlü elvermeyen, öyle ağır. bazen çok pişman bir adam oluyorum; boynuna kementi, dünü... bazen çocuk olasım geliyor, oturup bir masal uyduruyorum. yalanlar söylüyorum. güçlü bir kadın oluyorum, sonra güçsüzü. kendimi yazıyorum. nasıl taşıyayım ben bir başıma kendimi ya? ağırım kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi de yazıyorum. geçen ona bir mektup yazmaya çalıştım. düştü kalemim. yazamadım. senelerin karanlığına gömülmüş bir yüz. öleli çok oldu. hatırlayamadım yüzünü. bir ara hatırlar gibi oldum, silkindim. çoğunun gülümseyerek hatırladığı bu renk, bana karanlıktı. yazamadım. karanlık bir renkti, onun rengi karanlıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ara hatırlar gibi oldum. hatırlayamamamsa artık umrumda değildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4247520073330293347?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4247520073330293347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-91.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4247520073330293347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4247520073330293347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-91.html' title='kreuzen 91'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8579263114456839700</id><published>2010-05-25T04:15:00.000-07:00</published><updated>2010-05-25T08:16:43.406-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 90</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"siz hiç bir kıtayı dokunarak öğrendiniz mi?"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;çizgi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"muktedir yalnızlıkların &lt;br /&gt;bir bahar gününün hoyrat ve haysiyetsiz&lt;br /&gt;rüzgarını yemiş, puslu&lt;br /&gt;ve kırgın,&lt;br /&gt;saf kırgın halleri...&lt;br /&gt;hani okunan ellerinin bileklerinden, bilekleri yara bere&lt;br /&gt;delik deşik bilekleri&lt;br /&gt;ince&lt;br /&gt;bir derde bir başına varmak kadar yalnız,&lt;br /&gt;yalnızlığı boyunca telleri uzanıyor alnından&lt;br /&gt;her sessize benzer fısıldıyor hep bileklerini&lt;br /&gt;sessizlikte...&lt;br /&gt;acıyor bilekleri, bilekleri kırgın&lt;br /&gt;bilekleri her kırgın gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep kalabalık yalnızlıklar, uğuldayan bir zaman boyu&lt;br /&gt;ulu orta, edepsizce, hor meydanlarda&lt;br /&gt;kıpırdanan çizgi yalnızlıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve çizgi adamlarla çizen her bir çizgisini&lt;br /&gt;ya da ne fark eder, çizgiden olsun kadınlarınızın yüzleri&lt;br /&gt;üç harfli, karanlık, &lt;br /&gt;çizgi rüyalar gibi&lt;br /&gt;son koydum desem adını&lt;br /&gt;hani her ayrıntının ucunda kıyısında taşıdığı &lt;br /&gt;bir sancı rüya&lt;br /&gt;ne bir baharın rengi&lt;br /&gt;ne bir insanın dengi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur damlalara damar damar&lt;br /&gt;bağlanan bir bahar rüzgarı&lt;br /&gt;şimdi, haysiyetsizce&lt;br /&gt;taşıyor göğsünde bir ahengi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çizgi yağmurlar yüzünü çizerse diye&lt;br /&gt;bakamıyorum bugün karanlığa, hani karanlık&lt;br /&gt;saklayabilen sırrı, yine de&lt;br /&gt;görünür kılan tüm o ürkek&lt;br /&gt;çizgiden yağmurları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çizgi yağmurların çizdiği bedenler&lt;br /&gt;kimseye görünmemek üzere salınır böyle günlerde azam&lt;br /&gt;göğü göğsüne sığdırıp&lt;br /&gt;hep göğün göğsünden taşar çizgi yüzlerin&lt;br /&gt;suretleri girip birbirinin karnına&lt;br /&gt;kardeş suretler; kanın rengi ise&lt;br /&gt;aşktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk kıdem&lt;br /&gt;aşk beka&lt;br /&gt;aşk kıble, aşk ebed; o ne kurak, o&lt;br /&gt;okyanusun göğsünde yüzen, sırrını gizleyip&lt;br /&gt;sırlı camdan sınırlar ardına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırlı camlarının ardında&lt;br /&gt;yüzünü görmekten aciz&lt;br /&gt;o ne çizilmiş yüz, korkar olmuş&lt;br /&gt;sırlı aynalarından, aynalarının sırlarında&lt;br /&gt;çizgi çizgi tırnak izleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çizgi yağmurlar gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve şimdi siz; çizgiden hayaletlerim, &lt;br /&gt;yüzlerce&lt;br /&gt;soğuk beden, &lt;br /&gt;beyaz yüzlü, yüzsüz&lt;br /&gt;ve hayalsiz hayaller, hala eğerim eğilmez&lt;br /&gt;boynumu büküp önünüzde ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bir şarkı söylerim&lt;br /&gt;bir şarkı söylerim, ölürsünüz&lt;br /&gt;bir şarkı söylerim üşürsünüz böyle bahar günleri&lt;br /&gt;niyetim öldürmek olmaz yaşattığınız&lt;br /&gt;erdemli dirileri, hani&lt;br /&gt;canınızda gözleri; canınızın hoş gördüğü&lt;br /&gt;hak gördüğü kendi canını, &lt;br /&gt;görmediği canın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani insan olanın bırakıp kaçacağı canı adına&lt;br /&gt;ama bırakamadığı insan yanınızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şarkı söylerim, ardından&lt;br /&gt;öldürürüm kendimi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"ölüm kabullenilmezse, öldürmek nasıl kabullenilir?"&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8579263114456839700?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8579263114456839700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-90.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8579263114456839700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8579263114456839700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-90.html' title='kreuzen 90'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-744605378352047915</id><published>2010-05-10T10:17:00.000-07:00</published><updated>2010-05-10T12:03:05.084-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 89</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"büyük masallar"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bundan on sekiz sene önce&lt;br /&gt;ben bu masallarımı ne anlatabilir,&lt;br /&gt;ne de anlayabilirdim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;on sekiz sene uzun zaman..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanla küçüldü masallar ve bizler, büyüdük dedik kendimize. büyük adımlar atarken evrene adımlarımızda küçüldüğümüzü bilemedik belki. belki insan olmaya kandık. belki de hayatta kalabilmek için bunu yapmak zorundaydık... kim bilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yelkovan kuşunun adı bana hep kadran boyunca dönen yelkovanı, derken zamanı çağrıştırmıştır. akrep mesela; akrep denince ister istemez dudakları büzülüyor insanın; zehir geliyor, ağının dağılışı ve uyuşmak geliyor akla. akrebin dönüşüyle beraber adına zaman denen bir zehrin vücuda girişi, zehrin yayılmasıyla başkalaşan, tazeliğini yitiren ve acıya, mutluluğa ve zaman evvel anlamlı ve günbegün anlam ağırlıklarını yitiren onlarca olguya karşı koyamadığından belki de, uyuşan zihin ve beden birliktelikleri... aslında bu tüketimin öyle kendinden bihaber oyuncularıyız ve hala insan olmanın gereği kendimizi öyle güzel kandırabiliyoruz ki. gözleri kamaştıran ve zihni uyuşturan bu sunilikten kurtulduğumuz anda belki de o çok arzuladığımız fakat kelime anlamı dışındaki anlamını hapsolduğumuz bedenin sınırları içerisinde bilmemizin imkansız olduğu özgürlüğe yaklaşabilirdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"zaman ki ne zaman bir hayal için kibritini yakan kızı sigarasını yakıp isli bir nefes çeken 'insan'a dönüştürdü, masallara inanmadım ben. ne zaman ki öldürdü küçük deniz kızını hayallerinin aşkı adına mutlu biten masal sonu, aşkın adı neymiş, öğrendim. zaman aktı, eksildim, ben kaldım. inanamadım sonra masallara ben. umdum. zamanın yüzümü kara çıkarmasını umarak. zamanın yüzünü kara çıkardım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" bir varmış bir yokmuş. var ve yok; adı deseniz hayat; varlığında sonsuz sanılan, yokluğunda ise karanlık. yokluğunda hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evvel zamanın içi ne deseniz, içinde bulunduğunuz zamanın ötesinde zaman yok. bilinmeyen zamanlara kurulu zamanlardaki masallar işte hep, hep ummuş insanlar onların gerçek olmalarını, sadece ummuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken, dünya denen yere büyük bir panayır kurulmuş. kıran kıranaymış bu panayırda her şey; yine de bir panayırmış, bu kırımın göğsündeki insanlara, hani o bir sebebe bakınan çevrelerinde, hani en güçlüsü bile insan acizliğinde... rengarenkmiş panayır ve ışıkları göz alıcıymış yine de. yorulanlar, yenilenler, başaranlar ve başaramayanlar arasında attıkları adımlar hep kendinden başka kimsenin göremediği ışıklara doğru olmuş. ışıklar, panayır kadar yalancıymış aslında, sadece gözler zamana karşı durabilmek için ışıkları görebilmeyi istermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep panayır kalabalıklarının gölgesiz bedenlerine bazen kelimeler sarf ederek bazen sarf etmeksizin bir şeyleri anlatmaya çalışmış insanlar. bedenlerin ve gölgelerin bile kendi bakışları olmaksızın yok olduğunu görmezden gelerek, kendileri için yoksa bir şeyin aslında yok olduğunu, kendileri olmaksızın da her şeyin var olduğunu ve diğerlerini... bu koyu karmaşayı, koyu yanılsamayı göz ardı ederek anlatmaya çalışmışlar farkına varabildiklerinin fakat, bu panayırda herkesin yüzü içinde bulundukları panayırın aslında bir savaş alanı olduğunu söyleyince buruşurmuş; çünkü insanlar, yaşayabilmek için zihinlerinin ışıklarına inanırlar, onları görürler ve onların adına yaşayabilirlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte masal buymuş. tüm masallar bundan ibaretmiş. rengarenk panayır ışıkları altında yalancı masallar uyduran insanlar. masallara inanıp hayal kırıklıkları biriktiren insanlar. masal kırıklarına basarak hala hayal biriktiren kanayan insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve hayallerinin doğacağı zamanı bekleyen. zamanın yüzlerini kara çıkarmasını uman. zamanın yüzünü kara çıkaran insanlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"akrep yürüyor kanım öte, saniye deseniz&lt;br /&gt;an an işlemiş beni&lt;br /&gt;tam yirmi üç sene&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben&lt;br /&gt;ben, fark etmemişim bile..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bir arkadaşıma üzerinde desenler olan bir mendil verdim bugün. o mendili ona on sekiz sene önce vermiş olsam belki de o an ona verilebilecek en güzel hediye olabileceğini söyledi. bir ömür sonra benzerlerini söylüyor olacak olmak belki garipsediğim; hani bunu biliyor olmak, on sekiz senem öncesi kadar yakın olmak bu güne. biraz korkutucu, çünkü çok gerçek."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-744605378352047915?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/744605378352047915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-89.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/744605378352047915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/744605378352047915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/05/kreuzen-89.html' title='kreuzen 89'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2976014089253664900</id><published>2010-04-20T03:23:00.000-07:00</published><updated>2010-05-06T04:58:38.987-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 88</title><content type='html'>"yelkovan uçuyor şimdi&lt;br /&gt;okyanusu boyunca, kadran&lt;br /&gt;kadrana dizilmiş rakam rakam&lt;br /&gt;zaman&lt;br /&gt;öyle bir zaman ki&lt;br /&gt;akmayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akrep gizlenmiş sayılar ardına&lt;br /&gt;akrep yürüyor, akrebin&lt;br /&gt;her adımında zehir&lt;br /&gt;zehir kana karışıyor diyorum&lt;br /&gt;an an...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akmaya çalışıyor zaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani saniye, hani bilinmez&lt;br /&gt;telaşlı&lt;br /&gt;anlık avcısı ölümün&lt;br /&gt;ölümü bile kıvrımında taşıyan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saniye yorgun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırık boynunda taşı beni bir bahar günü şimdi&lt;br /&gt;nasıl durdurduysam zamanı&lt;br /&gt;tuttum elini kadranlar boyu&lt;br /&gt;yarın ötelere&lt;br /&gt;tut, taşı beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman akmaya çalışıyor&lt;br /&gt;akreple yelkovan iş birliğinde, vakit deseniz&lt;br /&gt;zor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2976014089253664900?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2976014089253664900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/04/kreuzen-88.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2976014089253664900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2976014089253664900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/04/kreuzen-88.html' title='kreuzen 88'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1400691354644525143</id><published>2010-04-08T03:27:00.000-07:00</published><updated>2010-04-08T05:00:59.607-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 87</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"... bir şey değişmemiş sanki daha dün&lt;br /&gt;yine ortancalar altı camının&lt;br /&gt;dışarda sükûnu yaz akşamının&lt;br /&gt;bahçemiz sulanmış ıslak her çiçek&lt;br /&gt;kapı çalınacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezginin günlüğü, eski günlerimiz"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hani birden ikiye doğru doğacaktık bizler? hani büyüyecektik... hani büyümek için büyütecektik ben'leri biz'e doğru? bizler sonsuzuz, sonsuza büyümesi için bıraktığımız titrek köklerimiz ise korkuyor artık yollarında. arayış hepsi. hepsi sonsuzlukta kendini yaşatabilecek bir birikintiyi arıyor, her bir zerremiz yorgun, her bir canımız susuz. bu kurakta serap mıdır ya gördüklerimiz sıcağı sıcağına, görüyor sandıklarımız; her bir adımımız yanılsamadan öteye gitmez mi? an an büyütüyor zaman bizleri, kupkuru kırılmaya gebe dallar uzatıyoruz göğsüne doğru. hani ucu bir çölün sıcağına değidiğinde alev alan ve en içlerimizde bir yerlerde yangınının son bulduğu. acıtan... yanıyoruz bizler artık, yarına yanar adımlar atıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün bir hastanede attığım adımdan habersiz adımlar atarken insanlara baktım. insan yüzlerine bakmayı sevmem aslında, zamanın taradığı çizgili yüzleri görmek sadece yarın için hevesimi kırar benim; birikmişliğin güzelliğinin yanında zamanın vicdanını sorgularım böyle zamanlarda, hani en sıcaktan en soğuğa bir hayatı sığdıran ve insana seçim şansını tanımayan zamanın vicdanını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzlerin hepsi büyüktü. hepsi sonsuzdu ve yüzüm. yüzüm de öyleydi. birkaç düğüm sakladım boğazıma, dışarı çıktım ve bir sigara yaktım. boğazımdaki düğümü yaksın diye, yaksın bir şeyleri geçirsin ve ben zedelenmeksizin yoluma gideyim diye hızla çektim her bir nefesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne düğümüm çözüldü, ne görüşüm daraldı. sonsuz bilir misin bilmem, hep korkutur beni. yine de korkulanın karşı konulmaz bir çekiciliği vardır ya hani; özgürlük gibi, yaşamak gibi, aşk gibi. peşine takılıp sürüklenmekten de alıkoyamazın hani kendini. nereye sürükleneceğini bilmeden, biraz soğuk ama kanatların boyunca süzülebildiğinden içinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylemek istediklerim var. söyleyeceklerim bitemiyor, ben tükenmiyorum çünkü, an an toprağıma bir tohum daha düşmekte, kimi yemyeşil yapraklarım toprağıma düşüyor, renkleri ölüme teslim, kimileri yeşil belki hala ama ölümün rengi gözümün önündeyken göremiyorum artık yeşillerimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bozuyor kokusu almak istediğim nefesleri. içimi doldurmak istediğim kokunun kanına giriyor bu koku; aklıma düşüyor bir baharın tam da ortasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zannediyor musunuz aşk değil bu içimdeki? her sözcüğümün yutup taştığı nedir peki? aşk vardır bilirim; sorduğum, aşk gerçekten var mıdır? sözüm ona ben öyle çok aşık oldum ki... içimde duyduğum aşk mıydı, ne olmuştum, ne edinip gelmiştim ki ben güne o zaman? ne diye baksaydım şimdi yarına? öyle bir sallanmışlık bir ipin ucunda, öyle kesilmiş nefesim, öyle sallanır ölüme terk edilmişim. yanıt bulamıyorum varlığına, sarsılıyor tüm inançlarım görüyor sandığım gözlerimin bakışı boyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bir istanbul akşamı. sor denize aklım... sor ışığı sahte, ışığı yok, ışığı viran yıldızlara. ölür sanırdım kendimi ben mesela annem olmayınca. küçümserdim ölümü ben. şimdi ölüm sonsuz geliyor mesela. sonsuzluğu sevmediğimden değil, yine de ürperiyor içim her ölümü gördüğümde. her yaşayana bakışım değişiyor, sönüyor ışıklarım ağır ağır. ağır ağır ölmek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessizliklerim büyüyor. sonsuz oluyor sessizliklerim. tüm yaşattıklarım, yaşatmaya çalıştıklarım, önümde can çekişen çocuklarım, bırakıp öylece sessizce... gidesim geliyor bir istanbul akşamına. yanıp sönsün hani ışıkları sadece benim için, ölümü kutlasın her bir ışık huzmesi. ölüp dirilsinler, yaşamın da olduğunu göstersinler bana. bu ölüm kokusu hakimken bugün yine şehre benim yaşamı bilebilmem lazım, kendimi ve bendekileri yaşatmak adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"şimdi&lt;br /&gt;damarlarımda yaşatan beni&lt;br /&gt;sımsıcak hani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canımı yakıyor aktıkça&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağıyorum güne dünden damlalarla&lt;br /&gt;düne bakıyorum&lt;br /&gt;dün, yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acıtıyor sıcağım bedenimi&lt;br /&gt;bir omuz diyorum&lt;br /&gt;bir omuz çözecek belki&lt;br /&gt;büyüyor soğuk, soğuk siniyor, soğuk&lt;br /&gt;kokuyor ölüm, belki alışmışım&lt;br /&gt;belki kazanmış sanmışım kendimi&lt;br /&gt;sandığımı açmış&lt;br /&gt;gözlerimi dikmişim kurağıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlamışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu muymuş çabam, bu muymuş &lt;br /&gt;sakladıklarım, çok sorular sormuşum da&lt;br /&gt;cevapsız kalmışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah ben neymişim,ne olmuşum&lt;br /&gt;ne tutarmış beni neden göz göre göre&lt;br /&gt;bir adımı bile&lt;br /&gt;düşünür bulmuşum kendimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir omuz bana, bir omuz&lt;br /&gt;bir omuz ki sımsıcak akayım&lt;br /&gt;bir omuz ki hayattan bana kalan&lt;br /&gt;bir omuz ki ya yarın yoksa demeyim&lt;br /&gt;minnetle bakayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadeh dolsun şimdi&lt;br /&gt;rakı doysun beyazına, bulanalım&lt;br /&gt;bulansın başımız, ölüme benzer&lt;br /&gt;ölüm kadar sonsuz olalım, ölümüne&lt;br /&gt;ölümlü sözler edelim, bilmezden gelelim&lt;br /&gt;ölümlerini&lt;br /&gt;ölümsüzlüklere tutunup, sığınıp&lt;br /&gt;tek ki yaşayabilelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alayım ölüm kokan mevsimlerde kokunu&lt;br /&gt;kokun ölümsüz olsun, ve kokum&lt;br /&gt;tüm ölümlere inat şimdi biz&lt;br /&gt;ölümsüz olalım sevgili&lt;br /&gt;ölümlü bakışlarımız ertesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bilmem büyümeyi bir başıma&lt;br /&gt;ama bilirim ölümlü gözlerinle&lt;br /&gt;büyümeyi, ölümsüzlüğe doğru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya küçük, dünya küçük işte&lt;br /&gt;senden benden, ben küçüğüm ve&lt;br /&gt;sen küçüksün biz&lt;br /&gt;büyüğüz sadece, biz&lt;br /&gt;ölmeyelim, tek başımıza&lt;br /&gt;küçüğüz biz sevgili&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi akan zamanlarda ölümsüzlerin peşinde&lt;br /&gt;öldürmeli mi birbirimizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıyımlar, ah o kıyımlar&lt;br /&gt;onlar hep incitir, hep yaralar&lt;br /&gt;öldürür ölümsüz hayalleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;bir uçurtmanın kuyruğuna bağlanıp şimdi uçsuz bucaksıza doğru gitmek vardı. içimdeki bırakıp sefil, küçücük hallerini sonsuza yollanırken görmek vardı, hani bana nefesimi dar edenlerin, hani canıma kastedenlerin... buradan gördüğüm sadece arayışların ardından doğan başarısızlıkların tüm ölümsüzleri düşürdüğü sefil hal. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;değerlerim sarsılıyor, &lt;br /&gt;inancım yelkovanla akrebin talanında...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1400691354644525143?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1400691354644525143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/04/kreuzen-87.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1400691354644525143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1400691354644525143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/04/kreuzen-87.html' title='kreuzen 87'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8669450142049692084</id><published>2010-03-20T08:02:00.000-07:00</published><updated>2010-03-20T09:18:27.685-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 86</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ben, bana bir söz vermişim&lt;br /&gt;inanmışım ben bile, belki ben&lt;br /&gt;bile inanmışım sanmışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama inanmamışım&lt;br /&gt;yalancıymış dünya, yalancıymış zaman&lt;br /&gt;hepsi yalancıymış, ben de üstelik&lt;br /&gt;ben de yalancıymışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en doğruları söyler sanarken bile&lt;br /&gt;meğer kendi yalanıma inanmışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzaktan izler dururum fark ettiğim günden beri&lt;br /&gt;yüzleri görebilmek hep yorar, hep üzer hep&lt;br /&gt;hep soğurur renklerimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlarım dumanı başında günüme&lt;br /&gt;gözümden yaş gelmez olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman, zaman&lt;br /&gt;hep bir zaman adım sürdürür ileride&lt;br /&gt;belli belirsiz ve kaygan izini"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ihtiyaç, çabayı körüklemekte. çaba ise gücün tükenişinin sessiz adımlarının bir isme giydirilişi belki. gösterilen çabanın yönünü doğru ayarlayabilmek ise zaman içerisinde gitgide imkansızlaşan bir şey, zaman öyle fazla şeyi öyle hızlı tüketiyor ki bu gücü kırıyor, yapması gerekenlerin bile gerekliliğini tartar hale geliyor insan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benzerini oluşturmanız beklenen döngü apaçık serilmiş önünüze, ayak uydurma durumunda "farklı"laşmayacak ve "benzer"leşeceksiniz, farklı olmayı isteyip istememenizden kaynaklanmıyor aslında sorun, sorun sadece olması gerekenin aslında olması gereken olup olmadığını sormaktan doğuyor. işte sadece bu yüzden, tüm değerleri alaşağı sıfırladığı için sorgulamamalı insan, devamını kolaylaştırabilmek için bile sormamalı. mesela "neden", neden dememeli ki neden'leri sormanın sade hali bile pek çok üzerinde düşünmenin insanı çaresizliğe sürüklediği, insanın yetersizliğini yüzüne çarptığı noktaya sürüklüyor insanı. insanın yarınını zorlaştırıyor, önüne saptayamadığı, kapatamadığı büyük, simsiyah ve dipsiz bir çukur açıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşmek ve yahut düşmemek neden'lerin boşluğuna işte tam olarak da bunu görmezden gelip yolumuza devam etmekle ya da gözümüzü sonsuz ve kapatılamayacak, acizliğimizi yüzümüze vuracak o çukura sabitlenmekle başlıyor. devam edebilmek için öyle asli gerçeklere sırtımızı dönmek zorundayız ki. mesela ölüm, ölümün düşüncesi bile hayatın ışıltılı renklerini yok edebiliyor, her şeyi anlamsızlaştırıyor. bu düşünce için henüz erken olduğu düşüncesi ise yine insanın acizliğini döküyor ortaya. o kadar büyük gerçekler mevcut hayatta ve bunlara rağmen devam eden bizler hem o kadar güçlü, hem de o kadar aciziz ki. insanın kendini ne derece ustalıkla kandırabildiğini kanıtlar nitelikte aslında bu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonsuz. sonsuzu hiç düşündünüz mü? sonsuzun düşüncesi bile hep korkutur beni. bu ve benzeri zihin ölümlerim ise ne yazık ki ölümlü kılıyor hemen her şeyi, çabalamak zor geliyor sonrasında hep "nasılsa bitecek"ler için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8669450142049692084?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8669450142049692084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-86.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8669450142049692084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8669450142049692084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-86.html' title='kreuzen 86'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8340965273491072351</id><published>2010-03-15T12:34:00.000-07:00</published><updated>2010-03-15T13:20:40.110-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 85</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"düşün ki ben sana bir söz vermişim&lt;br /&gt;vermişim sözümü, inanmışsın, inanmış&lt;br /&gt;sanmışsın kendini hani, masalmış&lt;br /&gt;sözlerim, kanmışız&lt;br /&gt;yalanmışız zaman boyu, boyalı&lt;br /&gt;allı pullu kirpikler ertesi, yol yol&lt;br /&gt;zaman zaman, simsiyah &lt;br /&gt;akanmışız"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardeşim&lt;br /&gt;kardeşim biz aslında kıpkırmızı&lt;br /&gt;kanmışız, &lt;br /&gt;yollar gibi biz, &lt;br /&gt;akanmışız hep&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akarmışız yolsuz, akılsız serüvenlerimiz boyu&lt;br /&gt;gözlerimize tozlar serpermiş zaman&lt;br /&gt;an an bizler hep yarına&lt;br /&gt;tozlu bakarmışız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerimizi görebilen olurmuşuz hep&lt;br /&gt;sır gözler ertesi&lt;br /&gt;susuz günler ertesi hep&lt;br /&gt;hep sırlarımızı tek bilen olurmuşuz, düğüm düğüm&lt;br /&gt;sırlarımızı, hani çekince güne,&lt;br /&gt;hani günü boğan, hani güne bakan&lt;br /&gt;kör gözler ertesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güneşe dönen yüzünü, ince boynunu&lt;br /&gt;yaşama yoran, ölüm adına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben sana yüzümden bir gülüşe gizli&lt;br /&gt;mürekkep bir keder akıtacağım, sen dudaklarımın&lt;br /&gt;kenarına bakacak ve &lt;br /&gt;bu kutsanmaya sevineceksin&lt;br /&gt;mürekkep kaderleri görüp, derin mavi ve&lt;br /&gt;el yazması, çizilmiş, kesilmiş&lt;br /&gt;hep görmezden geleceksin, &lt;br /&gt;direneceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senden farksız olduğumu bilerek&lt;br /&gt;beni kendinden farklı sanarak&lt;br /&gt;umarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bekleyeceksin&lt;br /&gt;bekleyeceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işlediğini bilmeden seni ilmek ilmek&lt;br /&gt;gelip kırsınlar isteyeceksin bu sahte&lt;br /&gt;bu ağır, tozdan,&lt;br /&gt;yeni bedenini; saklayamaz&lt;br /&gt;saklayamaz ki insan olmuştan&lt;br /&gt;ve zamandan kendini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;için burkulacak belki buna o an, sonra&lt;br /&gt;kabullenecek&lt;br /&gt;öğreneceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanın kuklası olacak, önce can havli ile&lt;br /&gt;biraz direnecek, sonra onun eline bırakacaksın kendini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırların ve sen yürüyeceksiniz&lt;br /&gt;zaman adımlarla sonra&lt;br /&gt;zaman değmemiş insanlar gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bizler aslında &lt;br /&gt;güzel oyuncularızdır&lt;br /&gt;kalabalıkları siper eden yüzüne&lt;br /&gt;sesini seslerde unutmuş&lt;br /&gt;buruk, bihaber halinden&lt;br /&gt;yalnızlarızdır, ölümlü zamana inat&lt;br /&gt;hep bir an fazlası için tüketen gücünü&lt;br /&gt;hep o yalana inanan, hep biraz yalan&lt;br /&gt;biraz yalan"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8340965273491072351?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8340965273491072351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-85.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8340965273491072351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8340965273491072351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-85.html' title='kreuzen 85'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7710741844523789381</id><published>2010-03-14T05:58:00.000-07:00</published><updated>2010-03-14T08:51:59.197-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 84</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"hayatımızdaki ciddiyetlere ev sahibi olmuş yerlere ve bu yerleri anlamlı kılan insanlara cesur bir hoşçakalı sarf edebilmek sarsıcı, düşüncesi bile korkutucu gelen şeylere maruz kalmak ise basitleştiriyor hemen her imkansızı. evet, bir imkansız varsa o da bu döngünün hiçbir yanılsamaya müsaade etmeyecek şekilde her birimizin hayatında farklılaşarak benzer seyrediyor oluşu. öldürmeyen büyütüyor insanı, hatta öyle büyütüyor ki siz bile büyük gelmeye başlıyorsunuz kendinize zaman içerisinde. mevcudunuzla tüm bunları taşımak zorunda oluşunuz ise zamanın bir gerekliliği şeklinde doğuyor önünüzde sadece;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsinin önünde beklentilerin ve hayallerin ise zamanla aşınması ve baş aşağı önlenemez düşüşleri başlıyor. sarf ettiğiniz kelimeler bile öyle sihirli gelmemeye başlıyor, bu kelimelerin anlam yükünden bir şeylerini kaybetmesi sebepli değildir, bu sizin sihir tozlarınızı fazlasıyla döküp saçmanız, belki de hemen her şeye göründüğünden ötesiyle yaklaşma ilginiz... belki de katettiğiniz mesafeye ve geldiğiniz noktaya rağmen hala o sihire inanmanız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benzer sonuçların ertesinde hala belki benzer noktalara varılmaz düşünceniz. her adımınız ertesi benzer yerlere varışınız, hızla uzaklaşmanız bu yerlerden yine benzer başlangıçlarınıza. benzer kırıklıklar fakat birbirine benzeyemeyen, burkulan, gitgide azalan bizler ve sonralarımız. benzer süreçler içerisinde adım adım azalıp hep güçlendiğimize yorarız bu süreçler ertesi yoksunlaşan hallerimizi. aslında güçlenen yoktur ortada, sadece azalmışızdır; insanız ya hep hayra yorarız, yaşayabilmek için bunu yapmak zorundayızdır işin üzücü yanı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden"leri sormamaya başlamam bundan oldukça uzun bir zaman öncesine dayanıyor. sorduğum her ciddi "neden" sorusunun yetim kalışı ile de açıklayabilirim bunu, artık buna cesaret edemeyişimle de. her cevabı bulunamamış nedeni bırakamadım aslında sorduğum yerde; hepsi asıldı bir yerlerime, adımlarımla beraber ağırlıklarını hep hissettim. hep yoklarmış gibi davrandım ama gün neyi getirdiyse, hiç birine yüz vermeden onu yaşadım. yorulmaz mı insan her yeni günde doğmayacağını bilen cevapların ağırlığı altında, yine de boğulmuyoruz her şeye rağmen, bu devam konulu azmin kaynağı şayet iç güdüyse kendimi doğadaki hiçbir mahlukattan ayırmayarak doğru görürüm her yanlış öğretilen doğrumu da; şayet umutsa, umudun canı cehenneme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kafamda uçuşan bir gitme düşüncesinin hayaleti son birkaç gündür. kalmak için keskin sebepler bulmaya çalışsam da oldukça uzun zamandır hayatıma hükmeden bu düşüncesinin etkisinden kurtaramıyorum bir yanımı. diğer yandan şu ana değin pek çok kontrolüm dışında gelişen yardımcı faktörün bu sefer de aynı şekilde gelişeceğinden emin değilim. yani bilinmez, bilinmezin cazibesi, belki maceraya atılma isteği, sonucun iyi olacağını düşünerek, iyi olacağını bilmeden. keskin sebeplerin ne derece etkili olabileceğini sorguluyorum. istiyorum evet bir şeyler, fakat istediğim şeyin ne olduğuna bile cevap verecek yetkinliğim yok hayat üzerinde. her şey belirsiz ve belirsizlik gerçekten yorucu. yine de oturduğum yerden geçip gideni izlemek yerine iyi ya da kötü geçip gidene dahil olma düşüncesi. yahut bir şeyleri kendime yapabileceğimi göstermek, belki yalnızlığı, özgürlüğü hissetmek ve yaşadıklarımı küçültmek gözümde çok daha büyüklerine sahip olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşündükçe yoruluyorum kreuzen. korkuyorum. bilinmeyen hep bunaltıyor, hep kesiyor nefesi, düğümlüyor insanın boğazına bir şeyler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7710741844523789381?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7710741844523789381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-84.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7710741844523789381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7710741844523789381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-84.html' title='kreuzen 84'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1942943670596293449</id><published>2010-03-09T01:24:00.000-08:00</published><updated>2010-03-09T01:25:06.125-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 83</title><content type='html'>ŞEHR’İ AZAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt; “Dizeler uçuşmakta başımda şimdi. İstanbul için uçuşan dizeler diyorum. Ne uçuşsaydı ya başka… Tuz ve yosun kokulu şiir gibi bir şehrin gerdanına yakışan satın alınabilecek değerli taşlar değildir, efsanelerdir yüzyıllara boyunlarını eğen, dizelerdir kelime kelime örülmüş. Hani o aşk olmaksızın doğamayan dizelerdir İstanbul’un boynunda rüzgarları ile dalgalanan. Orhan Veli gözlerini kapatmış, dinlemekte o kadını bakın. Hafiften rüzgar esiyor, İstanbul sallıyor narince saçlarını. Saçlarının uçlarına bağlamış sucular çıngıraklarını. İstanbul’un ayakları suya değiyor; Kapalıçarşı serin, baharda milyonlarca insanın ter kokularıyla insan kokuyor İstanbul böyle bahar günleri, buram buram insan kokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bir annenin göğsüne benzeyen Ayasofya’sında basmış bağrına İsa’nın beşiğini. Tılsımlarında dört büyük melek gezinmektedir yüzyıllara tutunmuş zamanları boyunca, bir annenin göğsünde gezindikleri gibi gezinmektedir üstelik melekler İstanbul’un koynunda.  İnsan yüzleri düştükleri dertler için, tutuldukları aşklar için secdeye gitmektedir. Yüzler secdede iken, belki onların ardında Hızır söylediklerini dinlemektedir. Yüzler kıbleye dönmektedir Ayasofya’da, milyarlarca insanın ayak izini taşıyan bu yolun bekçisi kıble kapısı, kanatlarıyla süzülüp Nuh’un gemisinin semalarına doğru uçmaktadır. Kıble kapısının kanatları Hezarfen’e benzer süzülmektedir insan kokulu İstanbul semalarında. İstanbul’un anne kokulu göğsünde dört büyük melek uçmaktadır. Kanatlarını açıp bu güzellik, bu azam uğruna dört büyük melek kucaklarında şehre avuç avuç serptikleri efsaneler taşımaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Efsanelerin yıldız tozları altında dizeler canlanmaktadır sonra bu semalarda. Aşık Veysel yanıyor misal göremediğine İstanbul denen bu cenneti, göremediği bu cennetin yari olmak için tutuşuyor. İstanbul diyince görmeyen gözler açılıyor; Bedri Rahmi’nin aklına bir martı geliyor, insan kokulu türküler geliyor, elleri yukarıda kovboylarla dört başı mamur gelinler geliyor. Adaları, madamları, gönlünün everdiği kuleleri, tophane’deki incecik sokakları, aşıkları, Yahya Kemal’i, Sait Faik’i, Faruk Nafiz’i , balıkçıları, meydanları, bacaları, anneleri, yaralı güvercinleri… İstanbul diyince masallar geliyor aklına Bedri Rahmi’nin. Aklından geçmez mi tüm bunlar insanın İstanbul diyince? Bu kadar çok kavram bir sevgili diyince insanın aklından geçmez mi? O zaman bu Cahit Sıtkı’nın martılarının süzüldüğü gökyüzü mahallesine milyonlarca insanda beslenen aşktan başka nedir? Kulağında Hisar’da oturmuş bir garip Orhan Veli’nin türküsü, ona aşık şairlerin kanlı canlı, damar damar kelimeleriyle beslenen, semasında minare minare camilerinin avuçlarını basmış, adamın sigarasında, çocuğun oltasında, bir odanın aynasında, koynunda beslediği insanlarının yüreklerinin tam da ortasındaki İstanbul. Ne demiş Ümit Yaşar, insan bir kere sevmeye görsün onu, nereye gidersen git orada İstanbul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bırakıp gidin sonrasında haydi. Dikilmez mi İstanbul insanın karşısına? Sormaz mı ona beslediğiniz aşkı size?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Masal şehirlerinin en masal şehri… Körler ülkesinin karşısına kurulan şehr’i azamım. Kör olan Aşık Veysel midir halbuki? Seni bırakıp giden gözünün ferini kaybeder. Görmez olur sonra bir daha.&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Ben onu bırakıp gidemem Kevork.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       “İstanbul’a geleli tam iki sene oluyor. İki sene evvel, tam da bugünün sabahı inmiştim büyük şehir, milyonlarca insan, deniz ve umudun alaşımı bir kokuyu, koynunda koskoca tarihini saklayan, bağrına insan sesinden, insan talanından kurtarabildiği kadar dününü gizlemiş, bağrına dününü basan ve ısıtan bu şehre. Hani her kadın bilir ya; çocuğu olsa da olmasa da annedir her kadın. Çocuğu büyüyüp boyunu aşsa da çocuktur hala onun için, acıtsa da canını çocuğudur ya; o tarihi ve bir tarih dolusu insanının güzelliği ve çirkinliği de böyledir İstanbul’a. Evladı milyonlarca insan onu diş diş kemirirken aslında diş acılarından renk bulur İstanbul, acısıyla büyür her kadın gibi. Hem de en sevdiklerinden gelen acılardır bunlar, onu elde etmek isteyenlerin savaşlarıdır misal, fatihi bile atının ayaklarını hırsla deniz saçlarına dolaştırırken ve yakıp yıkıp onu kendine ait yaparken gözünü kırpmamıştır. İstanbul’un hep canı yanmıştır, İstanbul hep susmuştur, İstanbul hep büyümüştür, hep ağırlaşmıştır. Kıtaların arasına gerdiği inciden, ışık ışık kolyeleri boynunda, denizine sönmemek üzere pırıl pırıl grejuvalar dökmüş, yüzyıllarının kokusunu bileklerine ve boynuna sürmüş, süslü ve güzel bir kadındır İstanbul. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Yine de çiğ süt emmiştir işte. İnsan girmiştir içine, insanlar küçük kurtlar gibi kıvranır bağrında, hepsi umutlarının peşine düşüp itip kakıp yol almaya çalışırken itip kaktıklarına pek bakmazlar. Çoğu zaman görünmez hissedersiniz kendinizi, çünkü öylesinizdir. Hafifmeşreptir İstanbul, bin bir renkte umutla yoluna çıkan her insana kendi haberi olmaksızın vaatlerde bulunur, baharın sonuyla bitmeyen yağmurları bu kahverengileşen, cansızlaşan umuttan yapraklarınızı tek tek düşürür, önünü alamadığınız bir kayba girersiniz. “Gitmeliyim.” dersiniz, “Gitmeliyim çünkü o çok büyük, onunla savaşamam.” Öyle kadınca bir oyun oynar ki sonra size, gidemezsiniz. Ona inanırsınız çünkü aşıksınızdır. Size kaybettirdiği binlerce şeyin yanında bir şey yeter onu affetmenize, çünkü çocuğusunuzdur. Size kaybettirdiklerini aslında kaybettirmek istememiştir, canı yanan bir çocuğun gözyaşlarıdır yağmurları, nasılsa affedeceksinizdir çünkü tarih boyunca onu siz büyütmüşsünüzdür, annesisinizdir. Artık İstanbul, sizsinizdir. Milyonlarca insanla paylaşarak bu yedi tepeli bedeni yine de sahiplenirsiniz. Sahiplendiğinizi fark etmeksizin, aşık olur gibi… Üzerinize bir koku gibi siner İstanbul, sonra yüzünüzü gömdüğünüz her bir boyunda kayıp bir sevgilinin kokusunu arar gibi ararsınız onun bu toz, is, yosun kokulu, alacalı kadın kokusunu her şehirde. Yine döner dolaşır, o en sevdiğinize gider ayaklarınız, o ardınızda bıraktığınız en sevdiklerinizeyse sakatlar bacaklarınızı. İstanbul, kanınıza girmiştir. Ucunda o olmadıkça yürüyesiniz gelmez başka bir şehre.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- İstanbul’u dinliyorsun ağlayarak, ben&lt;br /&gt;Ben şimdi sana öyle hikayeler&lt;br /&gt;Öyle hikayeler anlatacağım, Müjgan&lt;br /&gt;Aşkının küçüklüğünü göreceksin İstanbul’un&lt;br /&gt;Büyüklüğünü, İstanbul’un bükülemez&lt;br /&gt;Fakat eline alınıp zarifçe&lt;br /&gt;Naifçe öpülür bileklerini göreceksin&lt;br /&gt;Zaman durur gibi olacak, bu yüzyılların mezarı&lt;br /&gt;Yüzyıllara gebe şehirde dolanacak, içinde&lt;br /&gt;Acınla, ne gittiğin yeri bileceksin ne dediğin sözü&lt;br /&gt;Nereye gidiyorsun dediklerinde duraksayacak,&lt;br /&gt;Nereye gidiyorsun dediklerinde ürperecek ve korkacaksın&lt;br /&gt;Yedi tepesindeki her bir ışıkta seni aldatan bu&lt;br /&gt;Katil kadını, bu masum kadını, bu mutlu ve&lt;br /&gt;İliklerine kadar mutsuz, suçlu kadını&lt;br /&gt;Saçlarından tutup tarihler boyunca&lt;br /&gt;Sürüklemek isteyeceksin,&lt;br /&gt;Sonra sahile gideceksin ve oturup&lt;br /&gt;Onun kumdan saçlarını sevecek&lt;br /&gt;Seveceksin.&lt;br /&gt;Gelip geçici cisimlerle gönlünü süreli&lt;br /&gt;Oyalamalara alacak, her insan kokulu gidişte&lt;br /&gt;Suçu onda arayacaksın, onu yaralayacaksın o&lt;br /&gt;Yaralanmayacak, geçip giden cisimlere&lt;br /&gt;Sahip olduğunu sanacaksın&lt;br /&gt;Onlarsa hep gidecek, hep gidecek ve sen&lt;br /&gt;Hep ona geri döneceksin&lt;br /&gt;Yine onu seveceksin. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Kevork… Gitti o.” Boğazımdaki yumru büyüdü. Yutkundum. Gözlerim doldu fakat bu sefer ağlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Yalnızlığın ve şehrin çok büyük, benimse çok küçük olduğum bir zamandı yine. Gözün çoğu zaman görmediği, gözün belki görmeye bile tenezzül etmediği en ufak canlıdan başlayıp ucu hayata, size, bana dayanan genel ve geçmez, geçirilemez, bir an önce kabulü akibetiniz açısından faydalı gerçekler vardır. Mesela son, bunlardandır. Sonlar sonrası yalnızlık, bunlardandır. Bir dünya insan bile olsa artık yanınızdaki, yalnızlıktır gidenin ardında bıraktığı, çünkü bir dünya dolusu insandan artık hiçbiri o giden değildir. Giden yerine konur sonra bir başkası hayatta kalmak için. İhanet de bunlardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Mahzenleri bilirsiniz ya. İçimizde onlarınkine benzer odalarımız var bizim. Yalnızlık denen o çok başlı canavarla mücadele edebilmek için niteliğine bakmaksızın mahzenlerimizde konuklar ağırlarız. Zaman geçtikçe bu duvarlarımız ardına hapsettiklerimiz, o odaların sahipleri haline gelirler. Bizler, onların sadece misafir oldukları, bir gün ise gidecekleri fikrini görmezden geliriz; hani ölümü için yaşayan canlılarızdır, hani ölmek için dünyaya geldiğimizi biliriz fakat bize nefesimiz kadar yakın ölümü görmemeyi iş biliriz kendimize çünkü yaşamamız için bu gereklidir ya… Bu şekilde, o insanların o odalarda daimi kalıcı oldukları fikri de yaşamımızı kolaylaştırır. Mahzenlerimizin pencerelerini, kapılarını aralarız misafirlerimiz için, maksat tozu görmesinlerdir, maksat odalarımızda nefes alabilsinlerdir. Gözden aynalarımızla kapkaranlık odalara gün ışığı yansıtırız, güneşten çalarız onlar için, tek ki onlar aydınlansınlardır. Fakat onlar, misafirlerimiz, biz ne kadar onları tutmak istesek de bu odalarda tutsak değillerdir. Bir gün kalkıp kapıyı açarlar ve çıkıp, dönmemek üzere giderler. Şimdi odada elimizde pek çok anahtar tutar halde sadece biz kalmışızdır, açık bıraktıkları ve kapatmamızı bekleyen o çıktıkları kapı ve kapılar arasında gidip gelen, med cezir tadında sahillerimizi tokatlayan rüzgar... Üşütürüz bu hengamede, hastalığıysa ağır ağır oya gibi bizi işler; sonra bizler, yerimizi biraz daha sağlamlaşmış, biraz daha güvensizleşmiş, bencilleşmiş fakat hala yaşıyor olan yeni ve eskimiş bizlere bırakırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bu hastalıkları tekrar ve tekrar atlatmalarımız sonrası gittikçe daha da sertleştiğimizi hissederiz. Kimi zihinlerde bu hissin sıfatı güçlenmektir, bazılarınınkinde acılaşmak, bazen büyümek… Güçleneceğim derken masumiyetimizin sırrı güçsüzlüklerimize veda etmek zorunda kalırız ve bir masuma kıymak hiçbir zaman adil değildir. Bunu yapmak zorundayızdır şartların gerektirdiği ölçüde fakat yine de zaman içerisinde aşınmış olsa da vicdanımızı halen taşımaktayızdır. İnsanın kendine kıyması ise sonrasında getirilerinin telafisi en zor olan fakat uygulamada insana en kolay gelendir çünkü karşısına hedef aldığı, yani başlı başına kendinin zayıf noktalarını kendinden daha iyi bilen bir düşmanı daha yoktur. İnsan, kendine karşı tamamen savunmasızdır. Bir yerde insan her ne kadar riyakar, ne kadar yalancı, kötü, suçlu olsa da masumdur. Kendinden başkaysa ona kimse kendi kadar ustaca kıyamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Böyledir işte. Ben size Kevork’u anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İki sene öncesi, her bir şehirden diğer bir şehre göçüşüme benzer, tahtadan sandıklarıma yığılmış gelin duvakları gibi telli, ışıl ışıl ve dantel umutlarla geldim ben bu şehre. O azama yaraşır büyüklükte tuttum umutlarımı ben, haliyle hayat içerisinde kırılmaları bunların gürültülü ve yakıcı seyretti. Büyük beklentilerimin hayal kırıklıkları da büyük oldu. Gideyim dedim, gidemedim. Yakıp yıkıp gelmiştim düne ait ne varsa, “Gitme.” demişti tüm o ardımda bıraktığım o çok sevdiklerim. Gitmek zorundaydım o zamanlar, çünkü o şehir kollarında yaşayan herkese aldıkları nefesi cömertçe sunarken, kendi bile nefes alamıyordu artık benim gözümde. Terkten başka bana açık bir kapı bırakmayacak şekilde anlamlar yüklenmişti. Yükleri altında ölmeliydi yıllarım.Bir Mayıs gününün bahar rüzgarını sırtıma giyip gelmiştim. Bir sene sonrasında ise bu sefer, yıkıntılarımdan adım atamaz haldeydim artık burada da. Sırtımda kendi kararlarımın, kendi inançlarımın ağır cesetleri, inançlarım uğruna göze aldığım savaşlar ertesi dumanlı, kanlı ve tozlu meydanlarım, inançlarımın ölümleri ve akamayan, sadece bir gider bulamadığı için akamayan sözlerim, düşüncelerim, onlar için derinlerimden saçak saçak uzattığım, beni belki de hayata bağlayabilecek iplerimi ellerinin tek bir darbesiyle koparan insanlar ve onların parmakları olmadan zeminin soğukluğunu bedenime çeken bir kukladan farksız, bir kukla kadar cansız ben… Yangın ertesi is kokuyordum kendime. Söylenmesi halinde kabullenileceğiniz, söylenmesi halinde göze batmayacağınız şeyler söylüyordum onlara, onlar güldüğü için gülüyordum. Milyonlarca insan için milyonlardan farksızdım, biliyordum fakat bu milyonların bana tek ifadesi, baş sayıları kadar yalnızlıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İstanbul’a geldiğimin bir sene ertesi buradan ayrılmaya karar verdim. Herhangi iş günlerimden biriydi, saat üç civarları, duvarların üzerime doğru yürümeye başladığını gördüm. Beni sıkıştırmak istiyorlardı, belki öldürmek. Yan masamdan susmayan bir telefon sesi geliyordu, Nihan Hanım neredeydi, bu duvarlar neden üzerime geliyordu? Ben neden konuşamıyordum? Ben neredeydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İşten nasıl bana bu kadar kolay izin verdiklerini lavaboya gidince anladım. Yüzümde kan dolaşımının devam ettiğine, yani benim yaşıyor olduğuma dair hiçbir belirti yoktu. Gözlerim, ışıksızdı. Ben ölüydüm. Ellerimi lavabonun iki yanına dayadım, ağzımı araladım, derin nefes alıp vermeye başladım. Ağlayamıyordum. Ağlasam çözülecektim, biliyordum fakat ağlayamıyordum. Musluğu açtım ve sayısını hatırlayamadığım avuç dolusu suyu yüzüme çarptım. Ofise gittim, çantamı toplarken Nihan Hanım bir şeyler söylemekteydi; dinlemeye çalıştım fakat yapamadım. Bir şeyler söylemeye çalıştım, sözler gırtlağımdaki yumruya tıkandı,  soğuğa rast gelmiş yağmur tanelerine benzer şekilde hal değiştirdiler ve içime döküldüler. Nihan Hanım’ın sitemkar bakışlarının kafesinde odayı sessizce terk ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İçimde insanlığım boyunca getirdiğim öyle kırgınlıklarım vardı ki. Öyle büyüklerdi ki. Onlara rağmen, onlarla beraber yaşamaya çalışan bir zavallıydım. Beni büyüten, beni ben yapan bu viranı anlatabilmem, aslında hiç birini unutmadığımı gösterebilmem için, çok kalabalıktı her yer, içim çok kalabalıktı, çok sesliydi, karmakarışıktı ve ben, çok yalnızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İş yerimden uzaklaştım dışarı çıktığımda. Bir kaldırımın kenarına oturdum, biraz çözülmeyi bekledim, olmadı. İşte böyle anlarda, hani bir kavramla her parçanızı doldurduğunuz anlar, o kavramın sizi dağıtabilmesi için onu daha çok, daha yoğun yaşamanız gerekir. Bu Mayıs gününün öğleden sonrası, yolumu İstiklal’e çevirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Zaman durur bazen sizin için. Sizden başka milyonlar için akmaktadır zaman fakat durur size.  İstanbul’da bir yerlerde bir şeyler yanmaktadır, siren seslerinin geldiği yöne bakmaktadır insanlar, bu karmaşanın ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır, bir adam karısını dövmektedir, iki insan bir sinemada birbirinin kokusuyla uyuşmaktadır, düşünceleri uğruna can vermektedir belki biri fakat ölmüştür zaman o anda sizin için. Sizinle beraber o milyonlara belki, onların haberi olmaksızın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İstiklal’in başındaydım. Aradaki zaman ise kayıp zamanlar defterime işlenmişti. Ne düşünmüştüm o aralıkta, kim bana ne demişti, onlara ne cevap vermiştim, sonsuz bir boşlukta cevabı asla gelmeyecek soru işaretleri takmışlardı kuyruklarına bu sorular. Bir süre hareketsiz, gelip geçenlere baktım. Telaş içerisinde hayatın tam da can damarı bu caddede sağımdan ve solumdan giden ve gelen, yaşayan insanların akışını izledim. Birkaç yüz bana döndü veya dönmedi. İşte bundan ibarettim. Ben, görülmezdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Beklediğim o çözülme geliyordu o giden ve gelen yüzlerce insanla beraber; kendini hissettirerek, canımı yakarak geliyordu. Mideme aniden bir sancı saplandı. Çenem titremeye başladı, gözlerimse onlara iğneler batırarak gelen sulanmayı çatlamış, sönmüş topraklar gibi karşıladı, alt dudağımı dişlerimin arasına kıstırdım ve ilk gördüğüm camekana doğru yürüdüm, sırtımı insan sürüsüne verdim. Göğsümden kontrolüm dışında ince, tiz bir ses yükseldi, kaç dakikadır dudağımı dişlerimle sıktığımı bilmiyordum, bıraktım, bunu yapmamla ağzım kasıldı, gözlerimi sıktım. Sağ gözümden aşağı birkaç damla birden süzüldü, sol gözümse hala beni yağmur sonrası doğanın duruluğuna bırakacak bu şölene direnmekteydi. Aklım gitgide daha fazla bulanmaktaydı. Sonra yine durdu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Gözlerimi açtığımda yüzümü döndüğüm bir kafeteryanın camekanından izleniyor olduğumu fark ettim. İçeride oturan yaşlıca bir kadın, yüzünde garip bir tebessümle beni izlemekteydi. Görülmüştüm sonunda; fakat çok yanlış bir zamanda, çok güçsüz, görülmek istemediğim bir zamanımda görülmüştüm. Kendimi zorlayarak ben de ona gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İstiklal boyunca yürüdüm. Hiçbir şey düşünmeden yürüdüm. Kayıp zamanlar defterime sözcük sözcük çok anlamlı sessizliği yazarak. Aznavur Pasajı’na girdim. Hani hemen her şeyde, her o milat niteliğindeki dönümlerde hayatınızda bir şeyler olur ve siz bunlardan bihaber sürdürürsünüz ya akışınızı. Böyle oldu. Aznavur Pasajı’na girdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yine bir dükkanın camekanından kendimi izlemekteydim. Tek bir parça… Paramparça kendimi izlemekteydim. Sözde cisim, aslında isimsiz beni... Omzuma kocaman bir el dokundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yüzümü ona döndüm. Üstü başı pejmürde, devasa bir adam. Yaşlıca, saçlarına kır inmiş. Yüzünde yüzümün burukluğunun yansımasını gördüğüm bir adamdı bu, her şeye rağmen yine de bana gülümsemeye çalışan…  Ağzından sözcükler dökülmeye başladı, her sözcüğüyle boynum biraz daha büküldü. Büyülenmiş gibi onun ağız hareketlerine bakmaktaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Nereye gideceksin, Müjgan, &lt;br /&gt;Nereye?&lt;br /&gt;Cesetlerinden korkmaktasın bilirim, fakat&lt;br /&gt;O tüm cesetlerin, tüm inançların ve &lt;br /&gt;Tüm hayallerin senin kadar diri aslında, bilirsin&lt;br /&gt;Bir ruhu sürüklersin şehirden şehre, kaçtığını&lt;br /&gt;Sanırsın, enkazın yapışmıştır aslında üzerine, kaderin gibi, sen&lt;br /&gt;Neden kaçarsan yine ona dönersin, ki İstanbul&lt;br /&gt;İstanbul’dur senin kaderin, uçsuz bucaksızsın &lt;br /&gt;uçsuz bucaksızsın çünkü görürsün, sen&lt;br /&gt;buradasın, yazgının ucunda, şimdi sen&lt;br /&gt;karşımdasın, acılar benzer, anneler&lt;br /&gt;benzer Müjgan birbirine, yalnız her çocuk benzemez&lt;br /&gt;Her çocuk büyüyemez senin gibi enkazlar altında&lt;br /&gt;Yetişen çiçeklere benzer.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Söylediklerini anlamaya çalıştım birkaç uzun saniye. Bazı sihirli sözcükler söylüyordu bu adam ve bu sözleri bana huzur vermekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Siz kimsiniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      -     “Ben Kevork.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Benden  ne istiyorsunuz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-           “Derdini, adını, sanını&lt;br /&gt;Seni beni küçültmeye geldim sana, &lt;br /&gt;Tüm o en büyük sandıklarını,&lt;br /&gt;Sözüm ona en büyük olan o seninkileri aşağılamaya yeter,&lt;br /&gt;Öyle hikayeler anlatırım ki ben, içinde&lt;br /&gt;Dinledikçe beni ufalırsın  sen, insan yüzünü toprağa dönüp&lt;br /&gt;Dilini çözdüğün gecelerde ve günlerde Müjgan&lt;br /&gt;Ben kuruttum kanatman üzere yaralarını&lt;br /&gt;İstanbul gibi yanıp, sönüp, düğümlendiğin gecelerden&lt;br /&gt;Çıktım, geldim, adım Kevork.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlat Müjgan.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Dudaklarımın kenarları önce yukarı kalktı. Sonra suratıma sertçe bir tokat yemişim gibi büzüldü yüzüm. Dudaklarımı araladım, kısa bir nefes alıp verdim, gülümsedim. Benden anlatmamı istiyordu, konuşmamı istiyordu ve ben, ona istediğim sözcükleri onları eğip bükmeksizin sunabileceğimi biliyordum. Daha önce hiç görmediğim bu adamı var olduğumdan beri tanıdığımı hissediyordum; bakışıyla, yüzüyle, sözleriyle, her şeyiyle tanıdıktı. Korkmuyordum. Gözlerimin ışıldadığını hissettim, yüzümde aradığını bulmuş olmanın verdiği memnuniyeti anlatan bir gülümseme oluştu. Ona dokunmak için elimi kaldırdım, fakat onu kaybetme korkusuyla tekrar indirdim. Hemen konuşmak istiyordum onunla, anlatmak istiyordum pek çok birikmiş şeyi. Bir an gözüm Kevork’un arkasından geçmekte olan iki kişiye takıldı, bu iki insan garip bir şey yapıyormuşum gibi yüzüme bakıyorlardı. Gitmeliydik buradan, çok kalabalıktı burası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Kevork’la beraber oradan ayrıldık sonra. Ortaköy’e gidip sahile inmeye karar verdik beraber. Büyülenmiş gibiydik, ne o konuştu yol boyunca ne de ben. Ortaköy’e geldikten sonra ise bütün gece konuştum, hiç susmadım, Kevork ise bana hikayeler anlattı. Gecenin sonunda sahil boyunda onunla vedalaşıp oradan ayrıldım, belki bir on adım atmıştım ki dönüp ona baktığımda gitmiş olduğunu gördüm. Üzülmedim,her istediğimde tekrar geleceğine söz vermişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Sonrasında Kevork’u çağırmadığım zamanlar sadece yalnızlığı daha az hissettiğim zamanlardı. Kevork’la tanıştıktan yaklaşık iki ay sonra biri girdi hayatıma. Yeni biri, birbirine kitlenen bakışlarımız ertesinde yüzümüzü çevirmeye çalışırken aksi yönlere köprüler yıktığımız, sonrasında bu kopuştan bedenlerimizin sarsıldığı, özelleşecek, başkalaşacak ve bunları bilincimden habersiz yapacak biri. Düşüncemin metal tellerine silüeti tutunacak ve geceler boyu gölge bedeni gözümün önünde sallanacak biri. Aşık olmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Biliyordum ki tellerimden sallanan sadece bir insan silüetiydi. Odalarımdan birine bir konuk girmekteydi. Girdiği odaysa kapısı paslanmaya yüz tutan, çevresine surlar ördüğüm, içine özenerek kendimi gizlediğim, içinde insan ziyanı korkularımla hapis, ölü ruhların içerisinde uçuştuğu bir odaydı. İçinde evvel zaman içinde çok seferler hasta bulunduğum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Hani genel ve geçmez gerçekler vardır. Doğum, yaşam ve ölüm gibi. Bu aslında birbirini içinde yaşatan kavramlar doğadaki hemen her şey için geçerlidir fakat bir şekilde sona gelindikçe zihin tarafından kabul edilemez olurlar. Hiçbir şeyin sonu sevilmez çünkü tüm o onunla geçirdiğiniz zamanın alışkanlığı vardır üzerinizde. Yaşanmışlık karışmıştır araya. Zaten ölüm, ucu size dayanmadıkça anlamını taşıyamaz dört harfi içerisinde. Ölümün ne olduğunu sadece kayıp kendimizden söz konusuysa bilebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Tüm bu gerçekliğe inat, yaşatmaya düşkün, yaşatmak için yaşayan zihinlere sahibizdir ama. Her ölümün ertesinde aldığımız tat çok farklılaşsa da, her ölümde benzer acıyı yaşarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        On ay sürdü. Biriyle beraber geçirdiğiniz kısa yahut uzun zaman, yani zamanın niteliği ve insanların sizde kazandığı anlam, belli ki içinde bulunduğunuz şartlara göre beden değiştiriyor. On ay boyunca bir silüete tutundum ve anlattığımı tek anlayabilen adamı, bana tek hikaye anlatan adamı, istediğim sözcükleri tek bana verebileni, Kevork’u unuttum. Öyle baştan aşağı insandım işte, öyle o fırtınalarım ertesi durgunluklarımda mahzun, durgunluğum ertesi ise o İstanbul’un göğsünde küçük kurtlar gibi kaynaşan milyonlarca insandan farksızdım. Öyle haindim. Bir aşktan yine aradığımı bulamayarak çıkmış, yine zedelenmiş, yine yalnızdım. Benim fırtınamdı ve benim sevişen kapkaranlık bulutlarım… Şimdi ise sessizdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yine ona ihtiyacım vardı aylar sonrasında. Yine aklımda gitmek vardı. Şu anda gitmeli ve Kevork’u bulmalıydım. Yüzüne nasıl bakacağımı bilmesem de bulmalıydım onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ortaköy’e gittim. Önce meydana çıktım, pek çok insan vardı yine. Yine hepsi geliyordu, geçiyordu ve hepsi telaşlıydı. Yüzüme bakarak gelen bir adam sertçe omzuma çarptı. Sarsıldım, geriye doğru bir adım attım. Adam, özür dileyecekmiş gibi dönüp yüzüme baktı, belki ben bu darbenin üzerine sadece böyle bir şey bekledim, sonra yüzünü yola çevirdi, bir başka bakacağı fakat görmeyeceği insanı sarsmak üzere hızlı adımlar atarak ilerledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        İnce, taştan, insan kokulu sokaklardan sahile doğru büktüm yolumu. Sahilde birkaç tanımadığım insan vardı fakat şimdi de ben kimseyi görmüyordum. Sahil boyunca rengarenk balonlar uzanmıştı. Köprü, tüm karanlığa rağmen ışıl ışıldı. Karanlığa rağmen de değildi aslında, karanlık olduğu için ışıl ışıldı. Her ışık muhtaçtı karanlığa görülebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Denizdeki ışıklara bakarken birden dalgalar hızlanmaya başladı. Deniz çalkalandı ve bu çarpışmanın ortasında Kevork’un bembeyaz yüzünü gördüm. Yavaşça denizi zeminden ayıran duvara doğru yüzdü, tırmandı. Yanıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Üşüyordum bu bahar günü. Titriyordum. Yutkundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       “Kevork…”&lt;br /&gt;      “Anlat Müjgan.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Gülümsüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Yüzümüzü denize çevirmiş halde bir süre aynı derinliklere, aynı boşluğa baktık. Bu süre boyunca derin bir sessizlikti anlaşmamızda belirlediğimiz araç. Biliyordum, Kevork onu unuttuğum ve unutmadığım tüm o zamanlar boyunca benimleydi aslında. Görünmez halde kalabalıkların arasından akarken deldiğim insan yığıntılarının boşluklarından beni izliyordu. Çocukluğumdu Kevork, ilk aşkımdı, en derinlerimdi. Bu “Anlat.”ları ise anlattıklarımı bilmediğinden değil, boşalmamı istediğindendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       “Kevork, sekiz ay önceydi. Tüm yeminlerimi yuttum ben, yine ilkmiş gibi oldu. Aşık oldum. Yine ilk sonum gibi  zor şimdi. Çok sevmiştim Kevork, çok büyüktü ona aşkım benim.” Sesim titriyordu, bedenimse onu yalnız bırakmıyordu bu deprem esnasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “İstanbul Müjgan, büyüktür&lt;br /&gt;Büyütür küçücük insanı sıkıştırdığı&lt;br /&gt;Çelikten kanatları arasında, uçarsın bilmezsin&lt;br /&gt;Düştüğünde anlarsın uçtuğunu&lt;br /&gt;Canın acır, acıyla bilir insan çoğu zaman&lt;br /&gt;Hala yaşadığını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu denize bak şimdi, ışıl ışıl&lt;br /&gt;İnsan ışıkları yakmakta denizi, sen ise&lt;br /&gt;Bunları görmektesin&lt;br /&gt;Grejuvayı bilir misin?&lt;br /&gt;Bilir misin bu şehirde ne büyük sevdalar doğdu&lt;br /&gt;Ne büyük sevdalar öldü ve öldürdü sevdaları &lt;br /&gt;Sevdadır bu şehir boylu boyunca&lt;br /&gt;İsteyen ve alanı çoktur, ait olduklarıysa&lt;br /&gt;İnsan kadar ölümlüdür, ait oldukları aslında&lt;br /&gt;İnsan kadar yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir aşkın göğsünde&lt;br /&gt;Işık ışık oturmaktasın şimdi, beni&lt;br /&gt;Dinlemektesin, İstanbul, aşktır Müjgan&lt;br /&gt;Onun yanında her kimse kaybın, ona&lt;br /&gt;Büyüktü diyebilir misin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Yaşadığıdır Kevork herkesin en büyüğü. Eğer ki değilsek bir hikayenin içinde, unutulmak üzere kahramanları kanatlarını yüreğimize değdirir, sonra uçar giderler. Bilmem mi sanırsın ben efsane değilim. Bilmem mi ne kadar büyükse benimki o kadar küçüktür bu her bir insanın yaşadığının yanında. Leyla, Kays’ı bulduğunda bir çölde hani Kays yanmaktaydı aşkından, Leyla gidip ona geldiğini söylemişti, o ise gelenin onun Leyla’sı olmadığını. Bu çok büyük aşk, bu efsane özünde ne kadar tekildir bilir misin? Ne kadar Leyla’sızdır aslında. İçimin yandığı bitip giden cisimler değil Kevork, acı acı fark etmem sevdalarımın tekilliğini.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “Bana bir hikaye anlat Kevork…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       “Hezarfen’i bilir misin?” dedi Kevork. Gözlerimi denizden alıp gözlerine verdim. Gözlerinde Galata’dan uçan bir adamı, adamın özgürlüğünü gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “ Yüzyıllar öncesi, Müjgan; Hezarfen,&lt;br /&gt;çok ilimli demektir, çok bilen demektir&lt;br /&gt;nasıldı bilinmez, ama gitmeden&lt;br /&gt;bir tarihe, özgürlük adına&lt;br /&gt;kanatlar giyilebildiğini, kanatlar adına&lt;br /&gt;ölümün giyilebildiğini göstermiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk budur işte Müjgan, aşk iki kıtanın ucunu&lt;br /&gt;Ölümün pahasına kanatlarına takmaktır&lt;br /&gt;Aşk uçmaktır, belki düşmektir&lt;br /&gt;Sonunda aşık olduğundan ayrı,&lt;br /&gt;Bir o kadar ona ulaşmış, canını vereceğini&lt;br /&gt;Bilmektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazından kokusunu içine çekerek boydan boya&lt;br /&gt;Kuşattığın bu kadından, kanatların uğruna&lt;br /&gt;Gül bitmeyen diyarlara sürülebilmektir.&lt;br /&gt;Kanatlarının sevdası adına koparılıp&lt;br /&gt;Götürülmektir, her özgürlüğün sonunda&lt;br /&gt;Ölümdür gelen insana Müjgan, yine de&lt;br /&gt;Her özgürlük güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sen sevdaların tekilliğinden&lt;br /&gt;Dem vururken, söyle bana, bir boğazı boydan boya&lt;br /&gt;Uçtuğunda aşık Hezarfen, &lt;br /&gt;Kim vardı yanında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekildir aslında her sevda.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Yüzümü göğe çevirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “Bu göklerde uçtu değil mi?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Gülümsedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “Anlat Müjgan.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “ Aslında kaçışlarım Kevork, için için hep kendi suratımdan. Hiç kendime itiraf edemem ama bunu ben. Geçen her anın yüzüme işlediğini hissediyorum. Atlattığımı sandığım her şey ise her benzeri sonrasında aynaya baktığımda, camekanlara baktığımda ve her şeye yüzümü bana gösterecek, dikiliyorlar tüm ihtişamları ile. Hiç birine kan kaybettiremediğimi hissediyorum, hepsinin hala nefes aldığını. Her dikilişlerinde önüme yıkımlar gerçekleşiyor üzerlerine halsizce attığım temellerimde. Dizlerim kırılıyor atmaya çalıştığım adımlarımda. Onlar için neler feda etmiş olduğum geliyor hep aklıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Bana bir hikaye anlat Kevork…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Feda…” dedi Kevork, dudakları boyunca yayılan güzel bir gülüş eşliğinde. Sonra yüzünü denize çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “Muhteşem Süleyman derler, bir imparatorluğun&lt;br /&gt;Altın çağının mimarıdır derler, Muhteşem Süleyman’ın&lt;br /&gt;Önüne bir cariye getirilir bir gün Kırım Hanı’nca,&lt;br /&gt;Roxelen’dir adı, hani güzelliği dilden dile dolaşan o&lt;br /&gt;Hürrem’dir, Muhteşem Süleyman şanına yakışır,&lt;br /&gt;Aşık olur bu kadına zaman içerisinde Süleyman…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki Hürrem kadındır, üstelik &lt;br /&gt;Hırslı bir kadındır, bir aşık&lt;br /&gt;Neler yapar maşuğu için, hepsinin de &lt;br /&gt;Farkındadır, acı; Mahidevran Sultan’dan olma&lt;br /&gt;Bir oğlu vardır Süleyman’ın, adı&lt;br /&gt;Mustafa&lt;br /&gt;Selim’i verir Hürrem Sultan Süleyman’a, Selim’in&lt;br /&gt;Anasıdır, Mustafa’nın Mahidevran&lt;br /&gt;Ana yüreği birleşince bir sevda ile&lt;br /&gt;Kim ölür bu kırımda, kim kalır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir baba Müjgan, aşkı uğruna&lt;br /&gt;Nasıl Mustafa’sız kalır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa ölür, Hürrem ölür&lt;br /&gt;Muhteşem Süleyman ölür sonrasında&lt;br /&gt;Sonra anlatılır, sözde&lt;br /&gt;Selim’in ölmemesi için öldürülen, bir babanın diğer evladı&lt;br /&gt;Mustafa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış mıdır, mümkün müdür&lt;br /&gt;Evladın acısına yürek nasıl dayanır&lt;br /&gt;Ama aşk uğruna şayet varsa büyük bir feda&lt;br /&gt;O da Mustafa’dır, çünkü&lt;br /&gt;Mustafa oğul, Süleyman ise&lt;br /&gt;Oğlunun babasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       İçimden ağılı bir şeylerin sızdığını fark ettim. Adım adım sözlerimi yaladığımı, yuttuğumu görüyordum. Bilinenin ötesinde sakladığı hikayeler şüphesiz vardı Kevork’un, ama sadece bilinenleri anlatması bile benim her şeyimi küçültüyordu. Bir tarih yalnızlık, derinlik, aşk, nefret, kin ve aklıma gelmeyen milyarlarca büyük kavram gömülüydü onda. Evladını bir aşk için yok etmek… Bizim yaptığımızdan farksız diye düşünsem… Hayır, bu farklıydı. Bu kolay kolay göze alınamaz bir şeydi. Biz ancak her sonla birbirimizde öldürürdük bizleri, kimse ne bilirdi bunu ne görürdü. Kaldı ki biz öldürülenler asla tam anlamıyla masum olmazdık, belki bu suçluluğu ağırlığı değişirdi taraftan tarafa ama genellikle bu pek hassas terazinin kefeleri birbiriyle eş olurdu. Bu aşkta ise fatura belki Muhteşem Süleyman’ın aşkından bile bihaber Mustafa’ya kesilmişti. Adil değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu düşüncelerle beraber sinirimin bozulduğunu hissettim. Kevork’u bulmak için buraya geldiğimde hissettiklerim, bencil duygularım bir derece daha dizginlenmişti, ehlileşmişti şimdi. Aklım Mustafa’ya yapılan bu adaletsizliğe takılı kalmıştı. Bir başka ölüm için üzülmekteydim şimdi.Bu son hikayesinin üzerine bir süre sessiz kaldık Kevork’la.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “ Peki bu güzel kadının fatihini bilir misin sen Müjgan?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu soruyla dağılmış aklımı biraz toparlayıp, Kevork’a baktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   “Şimdi ilkin, isli gözlerini&lt;br /&gt;Çevir şu köprüye, bak, mahla gibi&lt;br /&gt;Gözün çok iyi bakmaz ise görmediği&lt;br /&gt;Binlerce isim saklayan ışıklarına, bu kolye&lt;br /&gt;Aslında kanlı bir kolyedir Müjgan, bundan iki&lt;br /&gt;Çağ öncesi Konstantinopolis’tir ki o zamanlar adı&lt;br /&gt;Başını eğmiştir fatihi önünde&lt;br /&gt;Gözünün önünde onun için kesilen&lt;br /&gt;Kurbanlarını izlemiş, bakışına kan bulanmış bir&lt;br /&gt;Gelin gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evveli bu kadın yirmi iki kez&lt;br /&gt;Kuşatılmış fakat hepsine direnecek&lt;br /&gt;Surlar ve ateşlar yığmıştır bağrına, ilkin&lt;br /&gt;Her aşık gibi savaşması gerekir onun için fatihinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay kadın mıdır ya İstanbul?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşı yirmi bir, fatihinin &lt;br /&gt;Tam deli çağı; Konstantinopolis desen&lt;br /&gt;Güçlü, dirayetli, vermiyor kendini&lt;br /&gt;Çok isteyen bu adama, Fatih, &lt;br /&gt;Ona sinirleniyor, onun denizinin&lt;br /&gt;Dalga saçlarına doluyor ayaklarını&lt;br /&gt;Haliçten&lt;br /&gt;Susuz denizler akıtıyor ona doğru, görüyor İstanbul&lt;br /&gt;Görüyor bu sevdayı&lt;br /&gt;Görüyor uğrunda neler veriliyor,&lt;br /&gt;Nasıl seviliyor İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra surlarına tırmanan Ulubatlı&lt;br /&gt;Bu mücadelenin ertesi&lt;br /&gt;İstanbul’un surlarından aşağı sarkıttığı&lt;br /&gt;Upuzun saçlarına, rüzgarda dans eden&lt;br /&gt;Bir toka iliştiriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, fatihinin oluyor&lt;br /&gt;Öncesinde, sonrasında hep o&lt;br /&gt;Yüzlerce insanın baş şehri oluyor, İstanbul bir&lt;br /&gt;Tarih boyunca hep en sevilen kadın&lt;br /&gt;Hep şehr’i azam oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparatorluklar aşkına imparatorlukların yıkıldığı bu kadını&lt;br /&gt;Bırakıp gidebilir misin Müjgan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Gözlerine baktım Kevork’un. Fısıldar gibi, biraz yenik bir sözcük düştü dudaklarımın arasından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Gidemem.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir süre ikimiz de yine bir kelime kuraklığına terk edip zamanı sessizce denizi izledik ve düşündük. Ben Kevork’un bu akşam anlattığı hikayeleri düşündüm, o ise bana bir sonraki görüşümde anlatacağı hikayeleri düşündü. Düşmek bitmezdi bir insan için, insan kendini iyileştirecek kadarını alırdı tüm kendisine söylenen o kelimelerden, kalanını fırlatırdı Bizans’tan kalma ve halen yanan grejuvaların içerisine böyle Mayıs günleri. Tarafına sarf edilen tüm sözcükler denizin üstündeki ateşleri alazlardı. İstanbul ise Kevork’un her hikayesini burada, Ortaköy’de benimle beraber dinlerdi. Bazı bazı kıskanırdım onu; imparator kılıçları çarpışmamıştı benim için, sevdalarım bir benim gözümde büyüktü, onun sevdalarıysa benim gözümde bile büyüktü, insanlara kendinden verdiği kadar onlardan da kendine almıştı bir yerde. Kelimeye ne hacet, o ucuyla bucağıyla, güzeliyle çirkiniyle İstanbul’du. Tanıdığım en güzel kadındı o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Kevork, denize doğru birkaç adım attı. Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim, beni affettiği için mi teşekkür mü etmeliydim, yine istediğim sözcüklerle istediğim hikayeleri anlatması mı olmalıydı teşekkürümün sebebi; bir şeyler söylemeliydim fakat neydi bu sözler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Kevork…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Ardından ismiyle seslendiğimde Kevork, göğsüne kadar suya gömülmüştü. Yüzüme bakıp gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Kevork… Sen, bensin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  “Ben senim. Ben, İstanbul’um.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Gülen gözlerle Kevork’un sulara gömülüşünü izledim. Yanımda olacağını biliyordum, aslında gitmemiş olduğunu da. Balonlara atış yaptıran adama döndüm, Kevork’tan ve hikayelerinden habersiz bir tüfeğin şarjörüne boncuk yerleştirmekteydi. Çantamdan el yordamıyla bir toka buldum, saçlarımı özensizce toplayıp saçlarıma iliştirdim tokayı. Kevork’un ardından son bir kez el salladım. Sırtımı denize döndüm, yüzümü İstanbul’a…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Grejuva, söndü dönüşümle. Deniz, ölüm koktu. Yeni bir uygarlığa doğum vermek üzere. Ölümün var olduğu dünyada tüm gerçekler yalandır belki. Yalan da olsa güzeldir ama yaşamak.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1942943670596293449?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1942943670596293449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-83.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1942943670596293449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1942943670596293449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-83.html' title='kreuzen 83'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1337304588853621199</id><published>2010-03-03T17:46:00.000-08:00</published><updated>2010-03-03T17:59:41.266-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 82</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"öyle eşiklerdeyiz ki adım atabilmek zor artık yeni dünyalara. hani adım atmak hesapsızdı dün, belki yıllara dayayan sırtını hesaplı adımlarımız yok artık fakat inkar edilse de edilmese de, fark etsek de etmesek de büyüyoruz dostlarım... bakın yitirdi artık adımlar ağırlığını, uçarcasına, ilk adımdan kaçışı tartan adımlarımız oldu. zamanla bizler büyüdük, küçüldü dünyalarımız, hareketlerimiz kısıldı hep, aradığımız güven olmaya başladı. kanatlarımız tutuldu. yine de bazen diyorum kanat açmak lazım bilinmeze, henüz en gecikmiş bile içimizde öyle başlangıcındayız her şeyin, öyle ölümsüzüz ki aslında sonsuz bile yerken zamanın an an darbelerini."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya&lt;br /&gt;dönmeseydin bir gözün görüşü boyu&lt;br /&gt;öyle parmaklarımın ucunda, öyle&lt;br /&gt;tek yetkin kılıp üzerinde beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını döndürüp bir nefesimle&lt;br /&gt;"çek git" adına...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1337304588853621199?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1337304588853621199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-82.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1337304588853621199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1337304588853621199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/03/kreuzen-82.html' title='kreuzen 82'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3886392497438461372</id><published>2010-02-17T12:35:00.000-08:00</published><updated>2010-02-17T12:54:33.288-08:00</updated><title type='text'>kreuzen  81</title><content type='html'>ha öldürmüşsünüz, &lt;br /&gt;ha ölmüşsünüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aldığım nefesi yoldaş ederken nefesinize&lt;br /&gt;nefesime ihanet gibisiniz&lt;br /&gt;nefesimi kestiğim anda size &lt;br /&gt;soluksuzsunuz artık, bembeyaz&lt;br /&gt;bilmezsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün döner, bir varmış derim ardınızdan&lt;br /&gt;gün döner... gün ölümlü&lt;br /&gt;bir yokmuşsunuz derim yaralarım, &lt;br /&gt;zaman kefen, hep kefen&lt;br /&gt;ve başarmış olun, kabarsın göğsünüz&lt;br /&gt;benden değil siz,&lt;br /&gt;siz ölüsünüz her ölümümde&lt;br /&gt;masal yapraklarım&lt;br /&gt;bilmezsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine benim içim geçer, yine&lt;br /&gt;soluğum dizilir her içimdeki ölü ve&lt;br /&gt;soğuk soluğa, kesilir soluğunuz&lt;br /&gt;üzülürüm, yine de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz bilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3886392497438461372?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3886392497438461372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-81.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3886392497438461372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3886392497438461372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-81.html' title='kreuzen  81'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1991898627067451114</id><published>2010-02-12T07:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-12T08:20:47.459-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 80</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"ah bizler, biz insanlar kendimizi ne güzel kandırırız. kandırabileceğimiz son insanın kendimiz olduğunu bile bile nafile hep bu çabalarımız aslında... her çiziğimizde bir çizgi daha kırık bakışımız yarına, başa aşağı çakılışı güvenimizin zemine; kan sonrası. hep kan kaybı, hep can yanar, can gider."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek sahteydi kokun&lt;br /&gt;demek sahteydi, bugün kokunla&lt;br /&gt;konuşmuştu tohumlar, üstelik bir kış günüydü &lt;br /&gt;avuçların, çizgileri avuçlarının karışmıştı&lt;br /&gt;karışmıştı zaman evvel yazgılar birbirinden bihaber&lt;br /&gt;kervan geçmez yerlerde, &lt;br /&gt;gözleri kör eden tozlar kalkmıştı kokunla sahte&lt;br /&gt;kış rüzgarları taşıdı kokunun tabutunu bugün&lt;br /&gt;parmaklar üzerinde&lt;br /&gt;ben baktım, &lt;br /&gt;gözlerim ağladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sahteydi bir başkasının kokusu belki&lt;br /&gt;belki bizdik en sahte, en itibarsız,&lt;br /&gt;en aşağılıktı en kutsal sandıklarımız&lt;br /&gt;bakıp görmediklerimiz en sıradan&lt;br /&gt;hani en büyük sandıklarımız bizimki, hani&lt;br /&gt;yüceltirdik kendimizi öyle sanarak büyürdük&lt;br /&gt;yara ne kadar farklı olabilirdi halbuki bir&lt;br /&gt;başka yaradan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zihnimin afarozu, gizlenme&lt;br /&gt;gizlenme yalancı kış rüzgarları ardına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocukluğumun şehirsiz plakalarını boynuna&lt;br /&gt;takmış, bir tohum kadar gebe, birkaç teneke kutu&lt;br /&gt;bağlamış yıldızların kuyruğuna; benim gecemi korkuttun&lt;br /&gt;gecemi korkuttun; bilirim, kuytun ve sen ölümsünüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümsüzümü öldürdün, kokun sahte&lt;br /&gt;ve sahte baharlar artık,&lt;br /&gt;şimdi gözlerimde halkalarım, belimden çıkarıp&lt;br /&gt;zamana fırlattığım, dalga dalga&lt;br /&gt;ömür ömür, ağızları biraz bozuk&lt;br /&gt;mihrapları kırmızı, urganları&lt;br /&gt;ekseriyetle seçilmiş, ölümsüzlüğe ince&lt;br /&gt;sırf mihraplardan saçılmış kokular&lt;br /&gt;kurtulsunlar diye kırmızı intiharlarından, ben&lt;br /&gt;kokunu öldürdüm&lt;br /&gt;ölümün sahte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avuçlarımda kıvrılıyor&lt;br /&gt;küçük, renkli yılanlar; parmaklarımı &lt;br /&gt;boyuyorlar, omuzlarımdan süzülüp&lt;br /&gt;kulaklarıma ulaşıyor ve bana&lt;br /&gt;sorular soruyorlar; anlamlara kaçıyorum&lt;br /&gt;anlamların yuvaları terk edilmiş, tozlu ve&lt;br /&gt;köhne, anlamlar&lt;br /&gt;derilerini bırakmış toprağa, kaçıp&lt;br /&gt;uzaklaşıyorlar, tüylerim ürperiyor yarına&lt;br /&gt;sorular soruyorlar bana sonra&lt;br /&gt;süzülüyor parmak aralarımdan&lt;br /&gt;akıp giden zaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaldız oyalı karanlık bir mihraptan&lt;br /&gt;kopmak üzere sahte urganlar sarkıttım bugün&lt;br /&gt;intihar ettiler gözlerimin önünde, koptu urganları, sahte&lt;br /&gt;bahar rüzgarlarında, dallarımda sallandı cesetler zaman ileri&lt;br /&gt;zaman geri, dilek ağaçlarındaki&lt;br /&gt;paçavralara benzer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimseler ele vermesin beni, ben görmem ve&lt;br /&gt;ben duymam hiç bir sahteliği böyle&lt;br /&gt;sahte bahar günleri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1991898627067451114?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1991898627067451114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-80.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1991898627067451114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1991898627067451114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-80.html' title='kreuzen 80'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-666174020482998595</id><published>2010-02-11T10:59:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T11:30:11.576-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 79</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"why don't we learn from mistakes...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isobel campbell- who built the road"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aslında bir şeyleri fark etmekle başlıyor hemen her şey, bu farkındalıktan kasıt belli bir süreç boyunca noksanlığını hissettiğiniz o her ne ise ona ulaştığınız zaman ulaşmış olduklarınıza dönüp bakmanız. tespitleriniz oldukça yerindedir aslında, elinizde bir yalnızlık vardır, çevrenizde onlarca insanla hoş görüntü sergilersiniz, elinizdeki görüntü ve yanınızdaki baş sayısı imrendirici ölçüdedir belki sayıları kadar azalırsınız. bazen çıkıp bu saçmalıktan uzaklaşmak istersiniz ve yahut kesip yerle temasınızı yükselip küçücük kafanızdaki hedeflerinize ulaşmış olmanın sizi ne yaptığını bir de yükseklerden görmek, yani belki de farkınızın farksızlıktan ibaret olduğunu bilebilmek. çıkıp bu saçmalıktan uzaklaşmak istersiniz, çıkıp gideceğiniz yerlerde benzer yansımaların canınızı yakacağını bilerek, yakmayacağını umarak. bu saçmalığı bitirmek adına her türlü düşüncenizi bile iç güdülerinizin kurbanı olarak bastırırsınız, saçmalığa devam edersiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşayabilmek için akıllarından uzaklaştırdıklarını bildikleri her türlü unsuru almış, ağdalı bir şekilde kullanmış, güzel sözler duyar olmuşsunuzdur. "sen güzel yazıyorsun." "sen güzel çiziyorsun." daha kolay devam edebilmek için fırlatılanları bırakmazsa insan ya yere daha sağlam basar ya da düşer, yok olur. bu ise sürünün umrunda bile değildir. bu kadarız işte hepimiz. çok basit ve üzücü değil mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen hep gülüyorsun." hep gülüyorsun. bana normal davranmak için bir sebep gösterin, yapmayacağım şey değil. gülüyorum evet, inançlıyım ve bu saçmalığın bir sebebi vardır diye düşünüyorum. bunu öldürdüğüm gün ise zaten devam etmeyecek kadar akıllı biriyim. benim olmam ve olmamam herkesin hayatında bir olacak; yani ben bu ölçüde yok, kendimi bir şekilde ifade edebildiğim ölçüde var, ifade edişimin birkaç dakika ertesinde ise hiçim. bendeki herkes gibi. fazla mekanik işliyor her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bugün bu an, şimdi gelse biri ve bana dese ki gidebilirsin, bitti, kaç dakika ardıma bakarım ne düşünürüm bilmiyorum. fakat giderken şu an olduğumdan çok daha fazla mutlu olacağımı biliyorum. insanlar yorar ve yalnızlığını özleyen insanlar, had safhada bencilleşmiş olabilirler. bu hissiyat ise insanı dibe çeker, bu paylaşılamamazlık çünkü yalnızlık üzerine de işlemiştir ne yazık. sorumlu olan o insan mıdır halbuki, ona bile bu savunmaya mecbur kılacak ve günbegün istemsizin artan unsurlar mıdır? bunlar kimin umrundadır işin kötüsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse gitmek diyordum. evet mucizevi bir şey bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insana insan olduğunu hatırlatacak insan üstü hisler lazım belki, olabildiği kadar da olsa. en azından kendi için elinden geleni yapmak. aslında kimseyi üzmek istemedim ben. fakat en çok da üzülmek istemedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-666174020482998595?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/666174020482998595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-79.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/666174020482998595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/666174020482998595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-79.html' title='kreuzen 79'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3047456517743068122</id><published>2010-02-01T07:59:00.000-08:00</published><updated>2010-02-01T08:56:11.344-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 78</title><content type='html'>"ne oldu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neler olmadı ki."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" bak şimdi. bak uzun süre yürüyen küçük prenslerin karşısına yollar çıkar. yollar küçük prensleri insanlara götürür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"günaydın de şimdi güllere. baobap filizlerine terk edilmiş güllere selam vermeli. onları yaratan adamlar çok tembeldi, güllerse baopab filizlerini kendileri sökemezdi. acı verici değil mi bu tembel adamlar yüzünden güllerin filizler arasında artık nefes alamaması?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"güneşin batışını pek çok kez izledim. mutsuz muydum? mutsuz insanlar belki de mutsuz prensler gibi mutsuzken izledikleri güneş batışlarını saymıyorlardır?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl yani? gökten mi düştüm?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koyunu bağlamak mı? işte bu gerçekten komik bir fikir. kaybolmak mı, onu bağlayan ayakları olduğu sürece nereye gidebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim yaşadığım yerde de her şey öyle küçük ki. kimse bir yere gidemez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asteroid b612'de kelebek koleksiyonunuz olup olmadığını sormazlar. halbuki sizsinizdir sorunun eğildiği, varsınızdır siz. asteroid b612'de her şey, tüm sorular öyle küçüktür ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayallerinizi siz yarattınız, onlarsa anlattığınızda akıllarında canlandıramazlar bile. öyle küçük bir gezenegendir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"b612'de yaşamıyorum. kelebek koleksiyonum var."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yapmamız gereken minik gezegenimizde sandalyemizi biraz ilerletmek. mutsuz olmak için gün batımını beklemek zorunda değiliz. istediğimiz zaman mutsuz olup gün batımımızı yaratabiliriz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"o halde dikenler ne işe yarar? çiçekler kızar mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"eğer bir insan milyonlarca yıldızın arasındaki tek bir gezegende yetişen bir çiçeği severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. çünkü yıldızlara baktığında ‘ benim çiçeğim oralarda bir yerlerde ‘ diyebilir ama bu koyun çiçeğini yerse, o zaman bütün yıldızlar aniden kararmış gibi gelir ona ve sizler bunun önemli olmadığını düşünüyorsunuz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çiçekler kızınca dikenleri olur. sonra bir koyun gelir ve çiçekleri yer. çünkü gezegen çok küçüktür çiçekler ve koyunlar için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi çiçeğe bazı dikenler çizeceğim. koyunların yiyemeyeceği devasa dikenler çizeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;camdan bir fanus yoksa ortada ve devasa dikenlerin de yoksa baopab filizleri ve b612 benzeri gezegenler bazen sinir bozucu olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3047456517743068122?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3047456517743068122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-78.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3047456517743068122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3047456517743068122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/02/kreuzen-78.html' title='kreuzen 78'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7003122002186712699</id><published>2010-01-28T12:47:00.000-08:00</published><updated>2010-01-28T13:48:55.793-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 77</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ölümü düşündüğüm günden kaldı bu hüzün&lt;br /&gt;geç kalmışlığın telaşı&lt;br /&gt;koca yalanlarım&lt;br /&gt;hatalarım yollarım ve yıllarım&lt;br /&gt;eksik olmayın&lt;br /&gt;bir başka sefere yine beklerim&lt;br /&gt;umutlandıklarım umut dağıttıklarım&lt;br /&gt;akıl verdiklerim akıllı sandıklarım&lt;br /&gt;eksik olmayın&lt;br /&gt;bir başka sefere yine beklerim&lt;br /&gt;ölümün yüzünü gördüğüm gün&lt;br /&gt;kimin elini tutup göçmek isterim&lt;br /&gt;bir sevip bin söz ettiklerim&lt;br /&gt;bin sevip hiç söz etmediklerim&lt;br /&gt;söz verdiklerim&lt;br /&gt;yapamadıklarım&lt;br /&gt;eksik olmayın&lt;br /&gt;bir başka sefere yine beklerim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vedat sakman- cennet"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fikrin teyemmümü beyaz adımlarla&lt;br /&gt;adım adım beyazın göğsüne işlediğim&lt;br /&gt;adım izlerim,&lt;br /&gt;naif boynunu eğmemiş bir yeşil bavul,&lt;br /&gt;bavulun ağırlığından yüksünmeyen anıları ve&lt;br /&gt;anılarından yüksünmeyen bedenim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir bavul ve bir ben&lt;br /&gt;kalkar giderim gün olur, görmez gözüm &lt;br /&gt;masum beyazı kapkaranlık izlere boyarım, giderim&lt;br /&gt;izim bile belli olmaz, &lt;br /&gt;izimin kimliği yetim&lt;br /&gt;boynunu büken kardan hayallerime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zikreder gibi bir gidişe, adım adım&lt;br /&gt;yara bere&lt;br /&gt;belki sorsan gitmek&lt;br /&gt;cesaret işidir, belki sorsan &lt;br /&gt;insanım ya, gitmem derim; aslında pek çok&lt;br /&gt;zaman hiç cesur değilim, sırf bundan karlı kış&lt;br /&gt;zamanları da karlar altında ben &lt;br /&gt;sonbahar yaprakları biriktiririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle tuzak, öyle&lt;br /&gt;düşüp can yakmak adına; can ki hayatta&lt;br /&gt;kalmaya sebep tek buzdan zincir derim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonbahar yapraklarını sonbahar günleri&lt;br /&gt;adımların altında kurutmaya benzer, benzer&lt;br /&gt;tüm yapraklar ilk yeşiline aslen&lt;br /&gt;yeşilinden ne kadar da ödün verseler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benzer rüzgarlar birbirine,&lt;br /&gt;benzer kokusu ölümün her kahverengiye boynunu büken&lt;br /&gt;gelin beyazı karlı gecede,&lt;br /&gt;karlı gecelerde kardan prenslere&lt;br /&gt;derim ki; böyle beyaz zamanlar göz altlarına&lt;br /&gt;göz yaşından kamuflajlar işler zaman; savaş mıdır halbuki&lt;br /&gt;kimdir saklanan, bir şey varsa ellerinde&lt;br /&gt;kahverengi ve yeşilleri süren yüzüne, bulayan&lt;br /&gt;ak pembe, kar hayal yüzünü&lt;br /&gt;zamandır arkadaşım&lt;br /&gt;zaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de kardan hayalli, kırılır gecelerde &lt;br /&gt;kardan prenslere yer vermez zaman ve şehir&lt;br /&gt;is kokan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bir bavul ve bir ben&lt;br /&gt;kalkar gideriz belki bir gün, şehir uyur&lt;br /&gt;kardan ufak tefek hayallerle, istersem&lt;br /&gt;bir bavula bile sığan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7003122002186712699?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7003122002186712699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-77.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7003122002186712699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7003122002186712699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-77.html' title='kreuzen 77'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5107719752104802761</id><published>2010-01-22T15:55:00.000-08:00</published><updated>2010-01-22T16:44:25.735-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 76</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"bu adamları sevmiştim ben&lt;br /&gt;kimlerdir şimdi hiç bilmem..."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık gece&lt;br /&gt;karanlık gece taşır göğsüne gizleyip camdan halfetini&lt;br /&gt;gözlerinin feriyle çizdiğin, çivilediğin duvarlarını, &lt;br /&gt;çivilediğin gecelerini, yaktığın karanlığını, cesetlerinin mabedini.&lt;br /&gt;bir karanlık göğse basıp, kapkara sütünle beslediğin&lt;br /&gt;çocuğun cesetlerin, toprağını okşatmaksızın tarihe&lt;br /&gt;gömdüğün kokuların, dününden gününe esen &lt;br /&gt;rüzgarların, yüzüne gözüne çarpan irili&lt;br /&gt;ufaklı taşların vardır bilirim&lt;br /&gt;bilirim nisa, gözlerine gizlediğin ve derinlerine inmeksizin&lt;br /&gt;bulamadığın ışıkların vardır senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nisa, ah nisa&lt;br /&gt;kara tülünü açmadan sana görüş yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fikir beldelerinden bir beldede şimdi yazın kışa&lt;br /&gt;dönmekte belki yüzünü, belki ayazına alışmışsın belki&lt;br /&gt;ayazında yakar bahar, bunu bilip ondan korkmaktasın, &lt;br /&gt;böyledir nisa&lt;br /&gt;böyledir ayazların haliyet'i ruhiyesi, böyle bahar günleri&lt;br /&gt;zaman hazanları çarpar yüzüne, yüzün düşer, gözün görür&lt;br /&gt;gözün görür sevdiğin adamları, ışığın saklanır böyle gecelerinde&lt;br /&gt;derinlerinde bir yerlerine, korkar ölü karanlığından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzler nisa; kokular ve yüzler, gecelerde istila eder bedenini&lt;br /&gt;girer en derinlerine, yüzler ki çek kara tülünü&lt;br /&gt;çek bak nedir onlar; yüzler ayan'ı sabite&lt;br /&gt;yüzler ki solup gitmiş yapraklar misali&lt;br /&gt;yüzlerin dalga dalga sularında, halkaları mı geçmekte boğazına&lt;br /&gt;sormakta mısın en kuytuna sakladıklarının zaman evvel&lt;br /&gt;göğüs kafesinin tellerini kırıp döküp uçmalarının nedenini...&lt;br /&gt;kara tüller mi bağladı zaman ağaçlarına, rüzgarında&lt;br /&gt;hızır'ı bekleyen tek değildir, değildir nisa, bu ölümler&lt;br /&gt;sığmaz inan hiç bir kitaba ve ayete.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nisa, sen şimdi her ışığa söneceğini bilip bakmaktasın, zamanın&lt;br /&gt;kanlı hediyesidir her adımında parmaklarında taşıdığın artık&lt;br /&gt;parmaklarından karanlık gecelerde, evvel ölüm sonra&lt;br /&gt;zehir akıtmaktasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nisa, &lt;br /&gt;sen artık büyük harflerden bile &lt;br /&gt;çok çok korkmaktasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nisa, ah nisa&lt;br /&gt;aydınlığı görmezsen ölü gecenden dönüş yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style:italic;"&gt;nisa "kadınlar"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5107719752104802761?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5107719752104802761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-76.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5107719752104802761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5107719752104802761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-76.html' title='kreuzen 76'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5862809566471496329</id><published>2010-01-17T13:17:00.000-08:00</published><updated>2010-01-17T13:50:54.583-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 75</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"tut, asırlık umutlarla, acılarla&lt;br /&gt;tut, bırakma peşini, hayatın ateşini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tuana"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sevdim derken&lt;br /&gt;sevdim derken yürek parçalıyor&lt;br /&gt;sesinizin keskin yol ayrımları, bayım&lt;br /&gt;korktuğunuz belli yerlere boynunu&lt;br /&gt;eğmiş, alacalı, aşağılık bakışınızdan&lt;br /&gt;nasıl bir dünya burası bilir misiniz&lt;br /&gt;bu dünya öldürür&lt;br /&gt;sevemez korkakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken kulaklarım uğulduyor, yalanlarınız titrek&lt;br /&gt;kulaklarımı tırmalıyor yer yer&lt;br /&gt;yalanlarınız cesur değil bu&lt;br /&gt;kapkaranlık, biraz bakire, kışa teslim ve&lt;br /&gt;ışıltılı güz akşamı, bayım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bayım ben böyle akşamlarda hep&lt;br /&gt;yaşayabilmek için kendime&lt;br /&gt;masallar anlatırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insandan gelmez ki her deva her derde.&lt;br /&gt;henüz baktığınız yerde belli ki durmam, adınız&lt;br /&gt;belli ki birilerinin poyrazlarını süslemekte&lt;br /&gt;saçlarınız bir uyku doğumunda hayallere takılırken &lt;br /&gt;benim de boynuma dolamayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanız ya bir yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne nefesler kamaşır aslında size, &lt;br /&gt;ne yürekler karışır böyle masal akşamlar&lt;br /&gt;çok çok uzaklardayken siz&lt;br /&gt;siz... &lt;br /&gt;hiç bilmeyiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5862809566471496329?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5862809566471496329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-75.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5862809566471496329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5862809566471496329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-75.html' title='kreuzen 75'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5512857541946805274</id><published>2010-01-15T10:05:00.000-08:00</published><updated>2010-01-15T10:45:50.283-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 74</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;öykü yazanları bilir misiniz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"aslında o her birimizin içinde acı tatlı parçalarımıza rastladığımız öyküleri yazanlar da benzer parçalardan oluşmuşlardır bir yerde. iki insanın benzediği kadar benzer umutları anlatır öyküler; o hikaye adamları, kadınları yaratabilmek için benzer acı sular dökülür ruhun susuzluktan damarlanmış topraklarına.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;misal bir aşk öyküsü yazarsınız. işte aşk şimdi kanatlarının açılabildiğince özgür bir dünyadadır, işte şimdi ince hesaplardan sıyrılmış ve olması gerektiği gibidir; asıl rengine bürünmüş, sözcükler arasından bembeyaz gülümser sizlere. siz öykünüzü bitirip yüzünüzü ebruli dünyaya döndüğünüzde aramaktadır gözünüz yine öykü beyazınızı. aslında öyküleri yazanlar usta birer yaratıcıdır, yaratabileceklerinin farkında olanlardır; hayalperestlik bir suçsa bununla suçlanırken dünya kirinden kendilerini olabildiğince korumaya çalışanlardır. bir insanın gücünün kendi kalıpları ile sınırlı olduğunu bilenlerdir. kendi bahçelerini kendileri süsleyenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;misal dünya dümdüzdür, evet. dünya döner ve insan anlamaz. öykü yazarları dans eder bazen. önlerinden onlarca insan gelip geçer. öykü yazarları şarkı söyler çığlık çığlığa, aşık olurlar, aşık ederler, kaybederler ki kayıplarının ağılı tadı parmaklarından damlamaktadır. kimsenin görmediği dünyalarının insan bedenine sıkıştırılmış tanrıları... bu yetkinlikte kuraklıklarını görmektir farkındalıklarının bedeli. gözleriyle bakıp dünyaya, kırılıp dökülüp dimdik öyküler koyarlar ortaya. kelimelerinin ölümsüzlüğü kadar ölümsüzlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dans ederler öykü yazarları. ellerinde rüzgarda titreyen sigaralarının dumanının bir sokak lambası ışığı eşliğinde kokusu burunlarında, her bür hücrelerinin istediği özgürlüğe ulaştığını görmektedirler. derken o sokak lambasının ışığı altındadırlar şimdi. sokak lambasının ışık huzmeleri kavuşmaktadır o yağmur damlalarıyla süslenmiş sokaklar. gök yüzünden onun adımlarını bekleyen ilahi bir ses gelmektedir. yavaş, naif adımlarını atmaya başlar; o an ışıklar, yağmur, sigara dumanı, rüzgarda adımlarıyla uçuşmakta olan şalları, adımları, duydukları ses ve dünya sevişmektedir. sesi duymamaktadır kimse aslında, sokak lambasının altında ise sadece masal insanlarından bir insan beklemektedir her insana benzer. neyi, neden beklediğini bilmeksizin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dans etmeye karar verir. üstün dünya insanlarından bir ad geçirir ve sigara dumanına tutunur. o özgürdür. kelimeleri vardır onun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5512857541946805274?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5512857541946805274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-74.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5512857541946805274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5512857541946805274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-74.html' title='kreuzen 74'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7788588710677701098</id><published>2010-01-07T12:45:00.000-08:00</published><updated>2010-01-07T13:35:16.082-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 73</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"yasmin levy- mal de l'amor"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"insanın sırtına yüklenmiş kelimeler adımlarla beraber dökülüyor yollara. yollarda seyrini sürdüren bizlere baksanıza, düşünmeksizin atarken adımlarımızı dökülen hangi kelimelere basmaktayız, ayrılıp giden farklı yolların hangi mezarına, hangi ısıtan bakışların beşiğidir yollar, kimleri kavuşturmuştur göğsünde. yolların her adımımızda dillenen çığlıklarını duyar mıyız? duymayız bizler, duyurulmayan her şeye sağır, öyle insanız."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;deva gözle görülmez hadde bir &lt;br /&gt;cisimden gelir çoğu zaman&lt;br /&gt;us bırakmaz sızıya, &lt;br /&gt;zaman iyi gelir kimi zaman&lt;br /&gt;geceleri çocuk uykuyu boğup geçen ve&lt;br /&gt;göğsünde okşayıp insanları uyutan,&lt;br /&gt;doyuran onları,  &lt;br /&gt;kanayan ve kanatan sızıya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün yollar varmış gözlerinde, görmemişler&lt;br /&gt;bugün büyümüş çocuk çığlıkların, gizlemişsin&lt;br /&gt;saklamışsın boğazında, suçların varmış&lt;br /&gt;siren sesleri varmış iç çekişinde, bilmemiş&lt;br /&gt;kimseler aciliyetini, sızlamış&lt;br /&gt;inlemiş çocuk uykun, rengarenk ışıklar&lt;br /&gt;saçmışsın, gülmüşsün, bilmemiş&lt;br /&gt;kimse gülüşünü, gülüşünü görmüşler&lt;br /&gt;güldüğünü görmüşler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bakıp onlara yağmurlardan okyanuslara uzatıp ucunu&lt;br /&gt;gülerek ağlamışsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağlamaktan kör olmuş dünya&lt;br /&gt;gülmüşsün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sallanıp gelirler demişsin bugüne, eteklerine asılan&lt;br /&gt;gözleri can damarında, senin elleri senin ellerin&lt;br /&gt;canına kasteden yolculuğu sürdüren&lt;br /&gt;yüzler, zaman,&lt;br /&gt;zamandır rüzgarı yaşatan da...&lt;br /&gt;dökülmüşler yüzler yollara, uçuşmuş eteklerin,&lt;br /&gt;yürürken adım adım düşen binlerce yüzü görmemektir&lt;br /&gt;sebebi çevirmen yüzünü göklere&lt;br /&gt;dikleşmen adım adım, adım adım bakamaman şimdi&lt;br /&gt;bastıklarına, ölümsüzmüş sözlerle toprağın boynuna,&lt;br /&gt;hayatın belki, sarılmaya çalışan cılız, yoksun köklere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dikleşmen her adımda bir mezarı&lt;br /&gt;çiğnemeye el vermediğindendir belki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra&lt;br /&gt;gün ışığı yaşartmış gözünü&lt;br /&gt;can gelmiş içine onun her doğa&lt;br /&gt;parçasının avuçlarına sunduğu, sarı sıcak&lt;br /&gt;hayat doğmuş içine, ağlamışsın&lt;br /&gt;gülmüşsün&lt;br /&gt;eteklerin uçuşmuş rüzgardan, dökülmüşler&lt;br /&gt;yollar sonsuzmuş hep&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;şikayetin bahçene girenler...özdemir asaf"&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7788588710677701098?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7788588710677701098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-73.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7788588710677701098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7788588710677701098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2010/01/kreuzen-73.html' title='kreuzen 73'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7995297837179955297</id><published>2009-12-23T11:00:00.000-08:00</published><updated>2009-12-23T11:20:49.036-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 72</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"wanting to be someone else is a waste of the person you are.&lt;br /&gt;kurt cobain&lt;/span&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;güneşten korunmak için bir şemsiyenin gölgesine sığınan insanlar. bu tezat görüntü her zaman aklımı bulandırmıştır benim. sanki metal iskeletinin sivri uçlarına yağmur damlalarından tokalar takılmalı şemsiyelerin, rüzgarla el birliği içinde insanı savurmalı, dizginlemeye çalışmalısınız onu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içimde gitme istediğini son zamanlarla kıyasladığımda en fazla hissettiğim zamanlar. gitmek istediğim yer, her zaman içinde bulunduğum yerler değil. bir zamanlar beni mutlu eden bu içerisinde bulunduğum yerlerin ifadesi artık sadece boşluk zihnimde. hiç değişmeksizin herkese yabancılaştığımı hissediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek istiyorum. gittiğim yolların ucunda ise hiçbir zaman bir bekleyen olmamış gibi sanki. belki de sırf bu yüzden gitmek istiyorum. nereye dediğimde ise, yutkunuyorum. susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısalmış uzun zamanlar var önümde. yine de az kaldı. korkuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7995297837179955297?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7995297837179955297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-72.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7995297837179955297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7995297837179955297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-72.html' title='kreuzen 72'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8860553038590405842</id><published>2009-12-15T11:58:00.000-08:00</published><updated>2009-12-17T15:54:51.221-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 71</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"force is not a remedy.&lt;br /&gt;john bright"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzerlerine geçirdikleri yalnızlığı bir kalkan gibi gözlere siper eden, taşlara çivilercesine sağlam adımlar atarken topuk sesleri kulaklarını yırtan, hayat kargaşasının boşluklarına sabitledikleri gözleriyle ilerleyebilmek için tüm harici unsurları omuzlarıyla iterken yalnızlıklarının etekleri uçuşan, topukları ve yalnızlıkları toza bulanan yine de adım atmaya çalışan kadınlar. üzerlerine yığdıkları mezar toprağı tozları seven, tozlarıyla yıllanan, değerlenen fakat yine de yüzüne dokunduğunuzda gözlere toz kaçırmaktan korkamayan, engelleyemeyen. üzerine tarih boyu geçirilen sıfatları reddedercesine, ben varım diyerek tozlu ve yüksek topuklu adımlar atan kadınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terki, dünü, bugünü, anı, hayatı ve tüm kavramları iç içe geçirmiş. kesişimlerine hapsolmuş. tüm bunların ardından yeniden kendisi olmuş. yine sevmiş. yine neden korktuysa onları bulmuş, pes etmemiş, etmeyecek kadınlar. hani artık susmadığı zamanlarda bir şekilde güzel konuşabilir olan. hani bilmem bir bakış insanı çözen, bilmem bir ışık, bilmem zeka ihtiva eden bir kurnazlık, herkesi konuşturabilir olan. hani gücü görmüş ama onu yalnızlığa bulayan bir gücü, "gücünü" görmüş kadınlar. hani o toza bulanmış, ben olmuş, mezar tozlarını taşımaya yüksünmeyen. yağmur sonrası kokan toprak gibi. başını bir durgunluğa eğen doğa gibi. yine de ölümün toprak kokusunu boynunda taşır gibi, ölümsüz olduğunu bilen kadınlar. hani o korkulan, öyle olmaması gereken aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylenen söylenmeyen gidişleri kendine harç bilip taş sokaklara yükselttikleri beton topuklarıyla sağlam tokatlar indiren yine de;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderken ağlayıp canını acıttığı sokaklara serinini verdiği. içindekini döktüğü;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderken yürüdüğü sokaklara baktığı, hızlandıkça yüzüne rüzgarın çarptığı, yüzünü güne dönen sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zifir gözlerini kendini öldürmeye çalışan ağızlara diken, zifir gözleri canını kast eden en sevdiklerininkine diken, yıkıntıyı gören fakat yıkıntıyı görüp ağlayamayan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderlerken ardından acaba denilen, değer ve pek çok kavramın tartıldığı, bu bilançoda ağır çıkan, hani size bile. hani kendine bile bazen. hani o soru işaretini derinlerinize gömüp giden, yine de korkutan. o soru işaretine boyun eğeceğiniz fakat ardından iki kişinin bir ceset bulacağı. tekinin bu durumu kabulleneceği, diğerinin korkacağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzünü çevirdiğinde sessiz kadın gözleri dolan. aslında ölümü sevmeyen fakat bir o kadar da ölümün varlığını bilen. ağlayan fakat eskisi gibi ağlayamayan, sırlı perdeleri kendine yoldaş, kurtarıcı bilen artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynadan yüzüne akseden tüm geçmişi, tüm yaşanmışlıklarına suratı ekşiyen, dudakları kasılan, gözleri yaşaran fakat yine de kalemini akıtmayan, yine de rujunu taşırmayan, yine sesi durgun, sesi güçlü, sesi talan. başını hafifçe sallayıp anılarını deliklerine uğurlayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm çirkinliğe inat güzele aşık, güzel şeyler yapan, takdiri ufak bir tebessüm ve baş eğmeyle selamlayan. tüm küçülmeleri yukarıdan izleyen ve kalp kırmamak için dizlerini kıran. omzunu uzatan. omzuna tat tat yaş akmış, yüreğine rengarenk sözler. o sözlerin hepsini allı pullu sandıklara yığmış, her türlü sözüne bencilleşmiş, yine de akmayı bilen. hani hala varım diyen kadınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"grejuva söndü. deniz, ölüm koktu. yeni bir uygarlığa bir doğum vermek üzere. ölümün var olduğu dünyada tüm gerçekler yalandır."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8860553038590405842?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8860553038590405842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-71.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8860553038590405842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8860553038590405842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-71.html' title='kreuzen 71'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8433117989348948647</id><published>2009-12-15T11:52:00.000-08:00</published><updated>2009-12-15T11:56:53.856-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 70</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"ışıyan eylül karanlık bir kılıfı geçirmekte şimdi üzerine, iki gözün ışığı  birbirine özlemle kavuşmak isterken ölümsüz yemin sözcükleri yavaşça kendilerini bu zarif akşamın ince bileklerine bırakıyor, ışıkların biri istemeksizin sönüyor bu ölümsüzlüğe baş kaldırırcasına, bu ölümde eylülün bu iki insana yaşattığı ölü doğan bir çocuğun annesine yaşattığına denktir. ışıklarını belli belirsiz suretler gölgeliyor şimdi, ona yahut karşısındakine ait hayaletler lekeliyor bu ışığı, kozasından çıkarıp aklındakileri uçuruyor karşısında oturana, yapmamalı biliyor, yine de kesiyor bazı hatırda kalan eylül rüzgarları soluğunu işte. "ölüm, ölümsüzlüğü öldürür." karşısındaki ona ışıl ışıl yalan söylüyor, inanmıyor, inanmak istiyor, gülüyor. farkındalığının farkında olması kadar yalnız, yasaklanmış kelimeleri kullanmayacak kadar büyümüş, kabullenmiş ve acı acı biliyor, gülüyor."&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözlerin kanatları yoktur sevgili, çoğu zaman&lt;br /&gt;sadece dertlerini anlatabilirler hani o bir&lt;br /&gt;dünya dolusu insanın yaptığı gibi, şimdi&lt;br /&gt;ben sana çok güzel şeyler söyleyeceğim, hani o bir&lt;br /&gt;zamanlar onun o gülümseyen, güzel&lt;br /&gt;dudaklarından beklediğin gibi, soytarı sözcükler&lt;br /&gt;perde kapanmıştı hani, gölgeler görmüştün&lt;br /&gt;gözünü açmıştın, oyuncuları sormuştun kendine nedendi&lt;br /&gt;nedendi süregelen bu şaşırtmaca, neden karşındaki bendim,&lt;br /&gt;nedendi bu talan, perdeni açmıştın, oyundun bileklerinde&lt;br /&gt;bileklerin kadar zincirlerin, hani kesiklerinden akanlara&lt;br /&gt;hala taptığın, hani onlara rağmen bana &lt;br /&gt;tapar gibi baktığın, nedendi bu yalan halbuki&lt;br /&gt;yalanlara yer vermeyen, başımızın tacı öyle çok&lt;br /&gt;gerçeğimiz vardı ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağzından çıkan kelimelerin öyle muhteşem darağaçları kurardı ki&lt;br /&gt;güne kavuşmayı bekleyen gecelerde, ışıldayan urganları boyunca&lt;br /&gt;kesilirdi nefesim, bir rüzgar eserdi, bir şarkı kulağımda tanıdık&lt;br /&gt;öyle çok şarkı hayalini kurardı ki. biz yanıbaşımızda soluyan bir &lt;br /&gt;adamın nefesini özlerdik hep, o şarkılar boyunca ağlardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölüm, öldürürdü ölümsüzlüğü, biz yine de o şarkılarla&lt;br /&gt;ölümsüzlüğüne inanırdık. ölmek üzere gülerdik. cesetlerinin üstüne basıp hani&lt;br /&gt;yükselir&lt;br /&gt;yükselirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içinde adım sesleri duyarken göğsüne yaslanırsam korkarım&lt;br /&gt;ben öyle cesur değilim, bu sırça saray dağılır eylül rüzgarlarında&lt;br /&gt;adım atmaksızın sürüklenir giderim, adım seslerinden&lt;br /&gt;korkarım ben sevgili.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8433117989348948647?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8433117989348948647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-70.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8433117989348948647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8433117989348948647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-70.html' title='kreuzen 70'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4203253469154980116</id><published>2009-12-07T17:04:00.000-08:00</published><updated>2009-12-10T17:39:42.549-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 69</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"farid farjad- amad amma 02:47"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"... gerek sözlere, gerekse hayatın herhangi bir alanına uzanacak ucu, bir başlangıca hoş geldin diyebilmek zor. hatta öyle zor ki öncelikle başlangıçların içinde sonu her zaman gizlediğini bilirsiniz. hani bu her birimiz gibi, hani ölümüne doğan çocuklarızdır, varlığın sonluğunu sona ulaşana değin saklarız zihinlerimizin köşelerinde. çoğu zaman bu giz, üzerinde tozlar barındırarak varlığını sürdürür, biz de hayat içerisinde yanılsarız. özünde yanılsamalardır aslında hayatı yaşanılabilir kılan. çünkü hayat oldukça sade algılanabilirdir  özünde. inançlara tutunuyoruz, hani boşluğa sarkıtılmış sıratlarda ellerimiz, bazen kesilmekte, bazen düşündürmekte inceliği fakat inanmak ve ummak, devam edebilmeye uyanabilmek için yarına iki alamet şeklinde beliriyor. aslında üzücü en istenilen yaşamı bile yaşayan insanın küçüklüğünü görebilmek bir sonsuzluk içerisinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın yaşadığı her oluşun barındırdığı güçlük, zorluk onu yaşayan zihnin sınırlarında, özünde ise oluşun göreceli katlanılabilirliği dışında olayların sonuçlarından gelen edimler. zaman içerisinde korkunç olarak adlandırılabilecek şeylere bile öyle mekanik bir bakış sergilemeye başlıyorsunuz, kendiniz için öyle korunma yolları buluyorsunuz ve bunlar ne yazık ki sizin iradenizin öyle dışında gelişiyor ki bu son halinize siz bile uzaktan şaşkınlıkla bakmakla yetiniyorsunuz. en basitinden göz yaşlarınız değerlenmeye başlıyor, zaman içerisinde sizi besleyen, sizi koruduğunu düşündüğünüz bu denizlerinizden tasarrufa gidiyorsunuz; şüphesiz ki akıyor bunlar yine bir yerlere fakat bu sefer belki sadece giderlerini doğru yöne uzatmışsınız. siz artık o zengin hayal uygarlıklarının insanı değilsiniz, zamanla bunlara mantık ve gerçekliğin talanı gerçekleşmiş, artık sizin yıkıntılarınız var, ve o suların doyurması gereken çatlamış topraklarınız içinizin derinlerinde. gönül isterdi olmasaydı bunlar, bu kadar kolay bırakmasalardı o çok sevdikleriniz uğruna oluşturduğunuz o yürekleri, fakat bakınız kalan sizsiniz. giden de siz değilmişsiniz. kalan birikir, gidense taşıyamaz diğerinin biriktirdiklerini. kalan ağırdır, güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de üzülürüm gidenlere ben. harcanmışa üzülürüm. öldürüşlere... aslında öyle küçüğüz ki bir sonsuzlukta. o kadar "bir" insanız ki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;" o her başıma çullandığınız&lt;br /&gt;tekin olmayan, kararsız&lt;br /&gt;gecelerde ben sizin katlinizi&lt;br /&gt;vacip gerçekleştirip&lt;br /&gt;size sarılacağım siz&lt;br /&gt;bilmeyeceksiniz, kendi&lt;br /&gt;bileklerimin adıyla bileklerinizi&lt;br /&gt;keseceğim, keseceğim can,&lt;br /&gt;canım, damarlarınızı siz&lt;br /&gt;pembeye çalan tonda uykularınızda &lt;br /&gt;sizi yaşattığımı görürken,&lt;br /&gt;bileklerinizi, ortalık&lt;br /&gt;kan gölüne dönecek&lt;br /&gt;içiniz kaldırmayacak bunu belki mideniz&lt;br /&gt;bulanacak bu asaletsiz perdeye, benim&lt;br /&gt;benimse sadece canım acıyacak sizinki&lt;br /&gt;böyle geçici benimki kalan&lt;br /&gt;terksiz, kalan sadık&lt;br /&gt;acılarınız olacak, yarattığım, hani&lt;br /&gt;sabahlara taşıdığım, günlere&lt;br /&gt;uzattığım ucunu, hani her&lt;br /&gt;"yine"de yine, yinenizi gördüğüm&lt;br /&gt;keseceğim canım damarlarınızı ki&lt;br /&gt;size de bana da can olan hani, hani ben&lt;br /&gt;cesaretliyim hani ben&lt;br /&gt;o en cesaretsiz hani korkak&lt;br /&gt;ama ne güzeldir dediğiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece uzayacak benim&lt;br /&gt;yürümem gerekecek basacağım kanınıza&lt;br /&gt;adımlarımda kan izleri&lt;br /&gt;onları görenler korkacak, ben&lt;br /&gt;attığım adımdan korkak&lt;br /&gt;korkuyu bilir, yarından emin&lt;br /&gt;kıpkırmızı yoluma gideceğim, siz&lt;br /&gt;kıpkırmızı bana bakacaksınız sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ne cesurdu.&lt;br /&gt;ne cesaretti." diyeceksiniz&lt;br /&gt;beyazını kırmızıya boyamak&lt;br /&gt;ben sizin pembenizde yüzerken siz&lt;br /&gt;asıl cesaretliler olacak, ölecek, bitecek ve&lt;br /&gt;bilmeyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bayım siz bana bu yetim&lt;br /&gt;geceleri başını beklemek adına &lt;br /&gt;emanet ettiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4203253469154980116?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4203253469154980116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-69.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4203253469154980116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4203253469154980116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/12/kreuzen-69.html' title='kreuzen 69'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-6303018584326876656</id><published>2009-11-30T14:14:00.000-08:00</published><updated>2009-11-30T16:01:33.558-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 68</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"susuyorum. konuştuğumu sandığım zamanlarda ince zaman dilimlerine yayılan, bu zaman dilimlerinin birleşimiyle daha çok uzayan, ağrılı bir farkındalık başlıyor. anlatıyorum, anlattıklarım anlatmak istediklerim değil, anlatmamı istedikleri... bir gün ne anlatmak istiyorsun diye sorsalar bocalardım sanırım, yine susardım."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son zamanlarda her gittiğim yolun ucuna geldiğimde gitgide hiç bir yerin oluşumu, her zaman içinde anlamını kocaman bir boşluğa terk etmiş insanı görüşümde hiç kimsenin oluşumu yani aidiyetsizliği hissetmeye başladım en ağır şekilde. işi garip tarafı ise gün geçtikçe bu durumu susarak kabullenişim ve tepkisizleşmem. özgürlük hissediyorum, yani pek çok sesin içinde özgürlük hissediyorum, bunun garip tarafı ise hala yaşıyor ve sınırlarımın farkında olmam. rahatsız eden nokta ise mevcut durumdan rahatsız olmak ve bir o kadar da istemek bunu. bir şey varsa o da pek çok şey için kendimi güçsüz hissettiğim. bazı olayları sürdürebilmek için sonuna bakmamalı belki, sonu kabullenmeli ama sona bakmamalı. gün ölüyor arada, yazık oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pek çok değişken rol oynuyor zaman içerisinde aldığımız şekilde, artık çocuklara bakarken daha garip mesela. hani düşünmemeye çalışsam da kaybedecek yüzündekini diye bakmak zorunda kalıyorum, hani o hiçbir sırrı henüz yüzümüzün ardına germediğimiz zamanlar, henüz yansıtmak için değil de yansımak için bakabildiğimiz zamanlar. herkesin bir kesişimde şikayetçi olduğu şeyleri hepimizin zaman içerisinde kabullenmesi ne kadar garip. yine de bir nebze koruyabildiğim için gözlerimi sursuz, yine mutluyum. öyle aşağılıyor ki zaman bizi, direnemediğimizden biz de ona katılıyoruz, bükemediğimiz eli öpmeler bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamanın bize öğretemediği şeylerse genellikle aleyhimize sonuçlanan mantık aşırı kavramlar oluyor. aslında bir hatayı yapan insandan -ki hata konusu burada ucu açık, yani hata mı, hata sıfatıyla etiketlenen oluşlardan edimlerimiz neler- o hatayı tekrar beklemek akla yatkın olan. pek çok şey için dirayetli duruşlar edinip, büyük sözler ediyoruz; bunlarda da söz konusu olan bakışın yer yer bulanıklaşacağı fakat benzer görüşü elde edebileceğimiz. insan olmanın başlıbaşına getirdiği bir laneti özenerek üzerimizde taşıyoruz her birimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aidiyetsizliğin bende eş anlamı, anlamsızlaştırma olarak gerçekleşiyor ne yazık ki. anlamlılaşma, özlenme fakat anlamsızlaştırma. anlamsızlaştırma sıfatını yüklemeye korktuklarımız vardır hani, fakat devam için bunu yapmak zorundayızdır. yine de insanın kendini diğer bir insanda anlamsızlaştırma çabasını anlamam, her eksildiğimizle biraz daha eksiliriz biz de halbuki. değmezmiş tesellilerini de anlamam insanların, bu değmezmişlerin ucu hep bana dokunur nedense. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, bu bulanık ve aslında ifadesi de zor olan sürecin getirdiği şu ki cümlelerinizde biraz daha fazla kırıklık ve ben sözü yer kaplamaya başlıyor. yüklemler boynunu büküyor zamana. bencilleşiyorum, bencilleşmek istemiyorum fakat bu kontrolüm dışında gerçekleşiyor, hani soğuğa çıkınca tüylerin ürpermesi gibi, durduramıyorum, kızıyorum, yine susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aklımda gitmek var. korkuyorum diğer taraftan daraldıkça zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de bir şeyden daha korkuyorum sanki. o da kontrolüm dışında. tüylerin ürpermesi gibi. güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"watchin' us fall in love, lovin' it all in lovin' love" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-6303018584326876656?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/6303018584326876656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-68_30.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6303018584326876656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6303018584326876656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-68_30.html' title='kreuzen 68'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2921679685289456492</id><published>2009-11-19T02:58:00.000-08:00</published><updated>2009-11-19T03:02:50.866-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 67</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“gecenin kollarını bilirsiniz ya. karanlık boynunu kırarken gönül oyunu, zihin ürünü suretlere, sıcak bir koynu da açmaktadır aslında size. o kolların aralığına girmek ne kadar karanlıksa o göğsün huzuru da o kadar yıldız ışığıdır. bir huzura çıkmaktasınızdır işte, başınız eğimi size gönlünüzün huzurunu bahşeder. yine de karanlıktır gece. korkutur alışana değin.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen hiç rüya gördün mü, kırmızı&lt;br /&gt;ben gördüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarı, teneke yıldızlar takılmış kuyruğuna, acı lacivert&lt;br /&gt;koyu zift, boğazın düğümüne bir şiirin yürek seçimi&lt;br /&gt;sözcükleri gibi dizilmişti, gözlerime&lt;br /&gt;tozlar kaçmıştı, zaman biraz&lt;br /&gt;durur gibi yapmıştı, elim düşmüştü&lt;br /&gt;bileklerim &lt;br /&gt;ağlamıştı, ağlamıştı bir şarkı&lt;br /&gt;söylemekteydi bir ses, tanıdık bir&lt;br /&gt;nefes gibiydi, tanıdık bir nefes gibiydim nefesimin&lt;br /&gt;düştüğü göğsümün kafesine, nefesime yabancıydım&lt;br /&gt;zaman dururdu ben nefesimi&lt;br /&gt;tanımazdım, nefesim yetim kalırdı, ben yanardım&lt;br /&gt;sizler gibi tanımazdım nefesimi sular&lt;br /&gt;akmazdı, canım soluk soluğa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soluk soluğa koşardım soluksuz&lt;br /&gt;sokaklar boyunca, sokaklar yağmur damlaları&lt;br /&gt;takarlardı boyunlarına, ankara sarıydı&lt;br /&gt;sarıydı Ankara, ben koşardım o&lt;br /&gt;ağlardı, ben ağlardım, &lt;br /&gt;yakardık şehri koşar adım&lt;br /&gt;neden kaçıyorsak yorulur, sonra onlara&lt;br /&gt;onlara dönerdik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soluğum kadar tanıdıktı ankara&lt;br /&gt;bölüp kırmızı yangınlarını parça parça, gri&lt;br /&gt;tuğla duvarlar arasına saklardı,ateşlerin&lt;br /&gt;göğsüne kalabalık, lekeli ve takım&lt;br /&gt;elbiseli, ciddi ve dillenmemiş sevdalar saklar, &lt;br /&gt;ceplerine sığdıramaz gözlerini, açardı geceye o&lt;br /&gt;gözleri, o hep gece ağlardı benim&lt;br /&gt;soluğum kesilirdi, ellerim&lt;br /&gt;kulaklarıma giderdi tiz&lt;br /&gt;delik, tiz pembe, kadın çığlıklarına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kulaklarıma giderdi ellerim, ellerim titrerdi, duha,&lt;br /&gt;mahkum sancılar doğururdu ankara bir&lt;br /&gt;dolu insan adına, müebbet sancılara bürünsün diye, sancıları&lt;br /&gt;karanlıkta kıpkırmızı sürünsün diye, kanlı,&lt;br /&gt;söylemezdi derdini, derdini söyletmez gri&lt;br /&gt;duvarlar almıştı kollarına, surlarından&lt;br /&gt;karabasan fakat izi korkak &lt;br /&gt;izi sarhoş, izi gizli &lt;br /&gt;geceler fırlatırdı, tutulurdum&lt;br /&gt;gri sokaklar boyunca, uğuldardı gece&lt;br /&gt;zordu, zordu taşıması ağır, acıtan, &lt;br /&gt;hayalet değneklerini kırıp atan ve secde eden &lt;br /&gt;sokaklara, gece zordu&lt;br /&gt;gri şehrin birinde masal ruhlarından&lt;br /&gt;bir ruha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz hiç gece gördünüz mü, kırmızı &lt;br /&gt;ben gördüm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2921679685289456492?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2921679685289456492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-67.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2921679685289456492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2921679685289456492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-67.html' title='kreuzen 67'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-6860773194186581810</id><published>2009-11-17T09:16:00.000-08:00</published><updated>2009-11-17T11:51:49.061-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 66</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"bir listede bulduk adını; belirsiz bir hastalık &lt;br /&gt;vardı gözlerinde kapanlara su yakalatan. baktık &lt;br /&gt;birbirimize ve özlem içeren sözcükleri sıraladık &lt;br /&gt;farkında olmadan. kim uzansa dokunabilir ki başka &lt;br /&gt;kentlerin lacivert sokak çalgıcılarına. biliyorduk...&lt;br /&gt;küçük iskender-  perili nilüfer"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyorduk&lt;br /&gt;biliyorduk bozulmuş yeminler şahidimiz olsun&lt;br /&gt;biliyorduk ve ağlıyorduk ya yaş yoksunu &lt;br /&gt;karton gecelerde,&lt;br /&gt;ayazı ve alazı bağrında, gece karası ve&lt;br /&gt;karbon kefenler sarmış bedenine, boğulmuş biraz, mürekkep&lt;br /&gt;titrek çizgilerini bırakmak için kurban, eskiz&lt;br /&gt;ve devreden geceler bekleyen gecelerde;&lt;br /&gt;zemheri&lt;br /&gt;delecek zifirini, delecek ve&lt;br /&gt;akıtacak içinden bir zehri bilmeksizin&lt;br /&gt;bakışın biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen ağlayacaksın, gözyaşların&lt;br /&gt;kışlarının buzlarını yakacak alev alev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi seni yaşatan sularında gezinmekte&lt;br /&gt;titrek adımlı naylon ağlar, turuncu balıklarına&lt;br /&gt;turuncu ışıklar kırılmakta belki, balıkların bu&lt;br /&gt;ağlara gönüllü takılmakta, bilirsin&lt;br /&gt;bilirsin sonbahar rüzgarında bir ayazın&lt;br /&gt;solumasını ensende, bilmem içinde uçuşan&lt;br /&gt;saten dalgalarıyla, bilmem yeşil çakıllarının birbirine&lt;br /&gt;kavuşan halkalarıyla&lt;br /&gt;içinde damar damar, sıcak&lt;br /&gt;bu sıcak soluk aksın şimdi, şimdi buna&lt;br /&gt;şahit olsun bahar tohumları, şahit olsun beyaz yapraklar ki&lt;br /&gt;çok kelime döktü buna bilirsin bir&lt;br /&gt;insanlığın saçılmış inci tanesi&lt;br /&gt;çok günahkar en masumları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yastığına kaç, gizlen şimdi arala&lt;br /&gt;dudaklarını dök birkaç kalıpsız&lt;br /&gt;uçuşkan kelime, düşün renklerini&lt;br /&gt;artık&lt;br /&gt;sen kapatmayacaksın, kapatacak çünkü bakışın biri&lt;br /&gt;gözlerinin kepenklerini.&lt;br /&gt;hazırla kendini &lt;br /&gt;uykusu kaçmış uykularına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-6860773194186581810?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/6860773194186581810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-66.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6860773194186581810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6860773194186581810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-66.html' title='kreuzen 66'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4759771241821796386</id><published>2009-11-13T09:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-13T10:40:05.393-08:00</updated><title type='text'>kreuzen 65</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"ve işte sırrım; bu çok basit. insan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. en temel şeyi gözler göremez."&lt;br /&gt;"temel olan şeyi gözler göremez" diye tekrarladı küçük prens...&lt;br /&gt;küçük prens"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"tüm söyleyemediğim sözler için, marco'ya. eğer bir gün konuşabilseydim, bir ona konuşurdum."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"şimdi rakına dökmekte olduğun&lt;br /&gt;şeffaf suyun&lt;br /&gt;şeffaf rakını bulandırdığı gibi&lt;br /&gt;bulanıyor zihnim, beyaz, bu yıldızların&lt;br /&gt;karanlığa sığındığı gecede, marco&lt;br /&gt;neden diye sorsam sana gizlenmeleri&lt;br /&gt;şeffaf bulutlar ardına, birbirine benzeyen&lt;br /&gt;fakat asırlarca uzak birbirinden,&lt;br /&gt;hepsi bir göz mesafesine sığdırılmış&lt;br /&gt;yıldızların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar önceydi, bir denize&lt;br /&gt;hırçın, kararlı, fırlatmıştın onu&lt;br /&gt;hani kendini kandırmıştın belki, yaşayabilmek&lt;br /&gt;yaşayabilmek için her gece o sahile çıkıp&lt;br /&gt;sektirmiştin, fırlatmamıştın mavi sonsuza&lt;br /&gt;ölümlerini geciktirmek için&lt;br /&gt;iki kişilik hayallerinizi, ortada bırakılmışlardı&lt;br /&gt;ve dönüp sahiplenmiştin onları,&lt;br /&gt;izlemiştin sonra&lt;br /&gt;halka halka gömülüşlerini, zamana direnemeyen&lt;br /&gt;yine de sevmiştin ya senin&lt;br /&gt;fakat senin olamayan çocuklarını, ah&lt;br /&gt;ah marco sen benim&lt;br /&gt;tek sevebilenim oldun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adaletsiz, korkulu terkedilişleri&lt;br /&gt;gülümseyip bağrına basabilenim oldun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"anlat bakalım..."&lt;br /&gt;"ne anlatayım?"&lt;br /&gt;"neye gözün sulandıysa onu anlat."&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;"anlatamıyorum. boğazım acıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hani ademle havva'dan gelen&lt;br /&gt;bir baş kaldırıydık diyeceğim&lt;br /&gt;kaldıralım kadehlerimizin başını şimdi,&lt;br /&gt;şimdi onlara içelim, ölümsüz&lt;br /&gt;aşkına içelim marco, herkes&lt;br /&gt;ölümlü bir o kadın,&lt;br /&gt;bir o sevdiğin ölümsüz bu dünyada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçların&lt;br /&gt;suyuyla sarhoş olan&lt;br /&gt;rakın gibi&lt;br /&gt;beyaz, ışıl ışıl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevdiğin kadın&lt;br /&gt;hani giden, hani erkek ve gizli yaşlarınla&lt;br /&gt;özene bezene yıkadığın, hak etmeyen belki&lt;br /&gt;ama unutamadığın&lt;br /&gt;yakamozlarına olta attığının denizlerinde&lt;br /&gt;gözünü dikip gecelerce baktığın ve&lt;br /&gt;yıldızların, gemilerin ve ayın&lt;br /&gt;aşağılarcasına seni, seninle oynarcasına&lt;br /&gt;ve onlara taparcasına&lt;br /&gt;onun yüzünü çizdiği damla damla, denizlerinde&lt;br /&gt;yosun kokulu, seni yaşattığı kadar&lt;br /&gt;boğan denizlerinde&lt;br /&gt;anılarından taşlar sektirelim senin için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun efsane oluşuna içelim marco, bizlerin&lt;br /&gt;efsane olamayışına&lt;br /&gt;içelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biriktirdiklerim, senin için&lt;br /&gt;benim için ve onlar için&lt;br /&gt;küçüktüm marco, bir kasım'ın sonuydu ve&lt;br /&gt;düşten kapılardan bir kapının önünde, bir kuş&lt;br /&gt;ölmek üzereydi, gördüm&lt;br /&gt;ağladım, ağlardım ben hem o zamanlar&lt;br /&gt;çocuk çocuk ağlardım rakı&lt;br /&gt;rakı beyazı değildi henüz&lt;br /&gt;gözyaşlarım&lt;br /&gt;annem&lt;br /&gt;eve al gel dedi, gittim&lt;br /&gt;üşümüştü, titriyordu, korkuyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"anlat artık."&lt;br /&gt;"büyüyorum hala. hala korkuyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkuyordu&lt;br /&gt;ellerim sırılsıklam olmuştu&lt;br /&gt;sırılsıklam olmuştu kuş,&lt;br /&gt;önce kanatlarını açtı, sonra&lt;br /&gt;sonra uçtu marco&lt;br /&gt;avuçlarımda kaldı&lt;br /&gt;yanık bir rüzgar vurmuştu yüzüme&lt;br /&gt;o yanık rüzgar bana sormaksızın&lt;br /&gt;geldi ve onu aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok istediğim şeylerden aslında çok&lt;br /&gt;korktuğumu o zaman gördüm ben&lt;br /&gt;bir sonbahar sonuydu, toprak&lt;br /&gt;yanık kokuyordu, ölüm kokuyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyleydi marco işte, ucu bir&lt;br /&gt;yasağa baş kaldırmaya uzanan cezalılardık, ölümsüzlükte&lt;br /&gt;ölüşlerimiz cezaydı, gidenlerin ardından&lt;br /&gt;kalışlarımız,&lt;br /&gt;günler ve geceler boyu&lt;br /&gt;sonsuz yanışlarımız, ilmek ilmek&lt;br /&gt;el işi gibi, ölüm kokan&lt;br /&gt;yanık topraklar gibi, sen gibi&lt;br /&gt;ölümlü, sevdiğin kadar&lt;br /&gt;ölümsüz&lt;br /&gt;insanlardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim kırgınlığım biter mi marco?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ışıl ışıl bir sureti &lt;br /&gt;senin için yok edeceğim, yakamozun&lt;br /&gt;göğsüne uzanan hikayeni ışık ışık &lt;br /&gt;böleceğim, sen bana düşmanınmışım gibi&lt;br /&gt;bakacaksın, evet yarattığını&lt;br /&gt;öldürmek de senin hakkındır fakat ben&lt;br /&gt;bunu tüm ölümsüz aşklar için yapacağım, marco&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senden bilirim ben, &lt;br /&gt;ölümsüz aşk vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4759771241821796386?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4759771241821796386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-65.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4759771241821796386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4759771241821796386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-65.html' title='kreuzen 65'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7955621839360636840</id><published>2009-11-10T15:55:00.000-08:00</published><updated>2009-11-10T16:28:32.833-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 64</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"... ve bütün şikayetin&lt;br /&gt;sen uyurken&lt;br /&gt;bahçene girenlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özdemir asaf, ç"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz,&lt;br /&gt;siz şimdi bir kahvenin&lt;br /&gt;telve kokusunda, telvenin yanık kokusunda,&lt;br /&gt;yanmış sularında gecenin, saatlerin geç, &lt;br /&gt;sarhoş sularında,&lt;br /&gt;yelkovan karanlığında gizlenirsiniz&lt;br /&gt;siz bir gözün dalgın ışığında bir&lt;br /&gt;sigaranın karanlığa uzanan dumanı boyunca&lt;br /&gt;ihtişamlı, yükselirsiniz&lt;br /&gt;bilmezsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir fincanın siyah beyaz&lt;br /&gt;kıvrımında, bir kaderin titreyen yoluna sığınmış, ucu&lt;br /&gt;bilmem açık, bilmem kırılmış, kesilmiş;&lt;br /&gt;uyursunuz, sessiz, titrersiniz&lt;br /&gt;bir kehanetin öznesi olan siz.&lt;br /&gt;yürek titrer size bakıp, gece biter, iç geçer&lt;br /&gt;yükselirsiniz uykular üstünde, rüya gibi siz&lt;br /&gt;bilmezsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz şimdi&lt;br /&gt;sonbaharı geçirmiş üzerinize, sarı&lt;br /&gt;adımlar atarken kasım kokulu yağmurlar üzerinde&lt;br /&gt;binlerce söz vermişsiniz, tutmamışsınız gibi&lt;br /&gt;bir beyaza küs buluta tutunmuşsunuz gibi&lt;br /&gt;sonsuz sularda pusulanızı göğsünüze saklamış ve&lt;br /&gt;yosunlara tutulmuşsunuz gibi,&lt;br /&gt;ağır, ürkek, güz adımlar atarken&lt;br /&gt;şimdi uzak yakın sıcak bir kuytuda uyursunuz&lt;br /&gt;bilmezsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günün gözü görmez dünü, bayım,&lt;br /&gt;sizin için mektuplar yazılıyor belki, belki&lt;br /&gt;sizin için ruhun başlattığı bir&lt;br /&gt;savaşta ölümüne çarpışıyor bazı&lt;br /&gt;nefes alabilen kelimeler &lt;br /&gt;belki bir sonbaharı küstürdünüz, belki&lt;br /&gt;bu küs bahara gülümsediniz,&lt;br /&gt;bir ışığa bakıp geçtiniz, gördünüz&lt;br /&gt;kanattınız ışıkları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;size ben bir sonbahar ışığı altında&lt;br /&gt;bir ışık anlatıyormuşum, güzmüş sizinle&lt;br /&gt;sizinle sonmuş, sonlanmaya &lt;br /&gt;başlarını eğen ölümlü efsaneler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;size ölümlü efsaneler anlatırım, düşer yüzünüz&lt;br /&gt;canınız yanar, korkarsınız, tatsız bir&lt;br /&gt;rüya görmüş gibi sıçrarsınız yükseldiğiniz arştan&lt;br /&gt;yerle bir olursunuz sonra&lt;br /&gt;sonra&lt;br /&gt;boynunuz bükülür, gözünüz sulanır bayım, işte o zaman&lt;br /&gt;ben ölürüm, siz&lt;br /&gt;bilmezsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7955621839360636840?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7955621839360636840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-64.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7955621839360636840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7955621839360636840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-64.html' title='kreuzen 64'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2772627190282023780</id><published>2009-11-09T11:55:00.000-08:00</published><updated>2009-11-09T12:48:37.492-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 63</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"gözlerimi kapadım güne. öyle sancılı kaçışlardan geldim, öyle ölümler gördüm, öyle cümleler geçti noktalarını boğazıma yumru dayayan... öyle ölümler gördüm, yaşamaktan tiksindim. öyle ölümler gördüm, yaşadığıma sevindim. eksildim, eksildim, ben kaldım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünün damladığı bakışlar&lt;br /&gt;yarına nemli bakıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;midem bulanıyor,&lt;br /&gt;dünya dönüyor, bazı sözcükler&lt;br /&gt;kusmalıyım, anlatmalıyım bayan&lt;br /&gt;birkaç sancılı tavaf ertesi &lt;br /&gt;kutsallığı ölümlülerin etrafında, belki kutsal&lt;br /&gt;biraz lekeli, biraz kanlı, birkaç çizik&lt;br /&gt;içerisine hapsedilmiş hikayeler&lt;br /&gt;bazı küçük zihinlerin tazeliğinde boğulacak&lt;br /&gt;yaşatabilmek için onların belki de, zifte benzer&lt;br /&gt;zihne yapışıp çıkmayan, bazen ağır&lt;br /&gt;biraz korkak ve ilk çeyrekte&lt;br /&gt;hala doğru olduğu umut edilen masallar anlatmalıyım.&lt;br /&gt;hala anlatılmış yalanlara göz yummalıyım hala&lt;br /&gt;yaşayabilmem için belki de&lt;br /&gt;doğru olduklarına inanmalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her titreyen sese şimdi taparak, her&lt;br /&gt;yaşaran göze aşık; biraz sessiz, biraz gülerek&lt;br /&gt;ve alabildiğince kıskanç bakışımı, &lt;br /&gt;şehir şehir gülüşümü&lt;br /&gt;şehir şehir aldatışımı&lt;br /&gt;şehir şehir unutuşumu ve&lt;br /&gt;yılmaksızın yaşayışımı, durmayışımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bayım sizin o bilmem zamanınız olmadığından&lt;br /&gt;yahut sevemediğinizden kenara kaldırıp koyduğunuz &lt;br /&gt;hikayeleriniz gibi yarım kalan &lt;br /&gt;hikayelerim yoktur benim, ben&lt;br /&gt;bir hikayenin bir insandan çıkma olduğunun&lt;br /&gt;ve tüm hikayeleri ne yazık ki&lt;br /&gt;insanın tek başına kurduğunun&lt;br /&gt;ve insan içinde boğulan insanın aslında&lt;br /&gt;yalnız olduğunun farkındayımdır, ben&lt;br /&gt;yaşamak için bitirmeliyimdir hikayelerimi belki&lt;br /&gt;bitmiş diyince hakkını vermeliyimdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylece yaşayabilmeliyimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şuna bakınız, engin kökünü&lt;br /&gt;toprağa dayamış, başını göğe vermiş; &lt;br /&gt;en çok siz yaşamış, görmüş, bilmiş&lt;br /&gt;üzerinize tapan gözler giymiş bir hikaye gibisiniz,&lt;br /&gt;söyleyiniz, kaç enkaz yığdınız dibinize&lt;br /&gt;kaç sur çekildi gözünüze hangi&lt;br /&gt;hangi engin tuzları açabilmek için hangi yosun&lt;br /&gt;kokulu denizlere ektiniz gözünüzün yaşını, hangi&lt;br /&gt;yaşta kaldınız, kimlerin&lt;br /&gt;gözlerini kapadığında hayali oldunuz, uykuya&lt;br /&gt;daldığında kabusu&lt;br /&gt;bayım siz kötüsünüz, ve ben&lt;br /&gt;ben kötüyüm, dünya kötü bir&lt;br /&gt;zaman iyi bayım, zamanla iyiliği&lt;br /&gt;anlaşılan zaman iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç insanın gizli saklı dizelerinde birkaç&lt;br /&gt;satır düştük bizler, biraz yüreğimiz eğildi&lt;br /&gt;biraz kırıldık, kıldan ince&lt;br /&gt;kılıçtan ince boynumuzu eğdiklerimize, yol yol&lt;br /&gt;kesildi mi nefesimiz, kovalayan&lt;br /&gt;var mıydı ardımızda, kaçtıklarımız&lt;br /&gt;yabancı mıydı halbuki.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;şimdi titreyen dizlerimize büyük&lt;br /&gt;kaçışlar büyük gelir, yaşaramayan&lt;br /&gt;gözlerimize büyük bakışlar ve&lt;br /&gt;yanmış dillerimize sözler derken sözler&lt;br /&gt;her zaman bilinçte yoğrulacağını bilemeden&lt;br /&gt;sarf edilir, söze yazıktır sözü&lt;br /&gt;duyana yazıktır, söze edene, sonrası&lt;br /&gt;damar damar ziyandır aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi aşk nedir, bayan şimdi&lt;br /&gt;zaman nasıl akmaktadır size, bilmem&lt;br /&gt;kaçıncı ilkinizde, ilkinde&lt;br /&gt;hala o kalpleriniz nasıl çarpmaktadır, zaman &lt;br /&gt;zamana tapın bayan&lt;br /&gt;zamanın sararttığı sarımtrak yapraklarınıza zaman&lt;br /&gt;zaman üzerinize serdiğiniz, akabinde&lt;br /&gt;silkelediğiniz üzerinizden, topraklarınıza&lt;br /&gt;kırıklarınıza döküklerinize, zaiyatınıza bir&lt;br /&gt;harabede zaman zaman bırakıp kaçmaya yeltendiğiniz fakat&lt;br /&gt;ana yüreği, bırakamadığınız, taptığınız gibi&lt;br /&gt;zamana tapınız bayan zira bakın&lt;br /&gt;yaşıyorsunuz üstelik&lt;br /&gt;zaman gibi aşıksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2772627190282023780?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2772627190282023780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-63.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2772627190282023780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2772627190282023780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/11/kreuzen-63.html' title='kreuzen 63'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4604013014579637085</id><published>2009-10-25T14:24:00.000-07:00</published><updated>2009-10-25T15:02:22.236-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 62</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"all around me are familiar faces&lt;br /&gt;worn out places, worn out faces&lt;br /&gt;bright and early for their daily races&lt;br /&gt;going nowhere...&lt;br /&gt;gary jules- mad world"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki coğrafyanın bir yerlerinde adımımızı benzer bir şarkıya uydurmuşuzdur benzer bir telaşla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kim bilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4604013014579637085?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4604013014579637085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-62.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4604013014579637085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4604013014579637085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-62.html' title='kreuzen 62'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4291704112028624608</id><published>2009-10-23T13:50:00.000-07:00</published><updated>2009-10-23T14:02:42.720-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 61</title><content type='html'>vakt'i evvel çocuk kumrallığındayken &lt;br /&gt;dişlilere takılmış parça parça rüyalarımız&lt;br /&gt;zihin alev alevken henüz, henüz yakarken ışığını ve&lt;br /&gt;aydınlatırken hani, yanmak pahasına karanlığa&lt;br /&gt;gün, yarına dönerken yüzünü&lt;br /&gt;incecik bir göğsü siper edip bazı&lt;br /&gt;el yordamı dolaşan kurşunlara henüz&lt;br /&gt;umarsızken. umarken, yanarken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masallar anlatıldı hepimize&lt;br /&gt;masallar, gerçekti&lt;br /&gt;gerçek, gerçekti&lt;br /&gt;biz, gerçektik biz&lt;br /&gt;vardık, damla damla vardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yeni güne tükenmek üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün, yarına dönerken bir gün&lt;br /&gt;kulaklarımı tıkadım&lt;br /&gt;yattım&lt;br /&gt;uyuyamadım&lt;br /&gt;masallar gerçekti, büyük&lt;br /&gt;büyük yalanlar da vardı.&lt;br /&gt;savaş mıydı, &lt;br /&gt;kim öldü,&lt;br /&gt;kim kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorular kaldı hep&lt;br /&gt;yangın ertesi sorular kaldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4291704112028624608?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4291704112028624608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-61.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4291704112028624608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4291704112028624608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-61.html' title='kreuzen 61'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2563472659284850089</id><published>2009-10-12T05:19:00.000-07:00</published><updated>2009-10-12T06:20:45.554-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 60</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;" özgürlüğün damarda dolaşan kandan farkı nedir? her ikisi de renginde renksizdir, akar fakat görülmez. varlığı bilinir fakat umursanmaz. onlar yoksa yaşamıyorsunuzdur, yine de kanatları bazı çeperler dahilinde açılır. teki görüşün, diğeriyse damarların çeperleri. görebildiğin kadar özgürsündür. ve yalnız."&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fiziki haritalarda kahverengi yahut&lt;br /&gt;koyu mavi, belki&lt;br /&gt;koyu bir ekim'in pıhtılaşmış kanında&lt;br /&gt;biraz kırgın, bir çeşit yüz&lt;br /&gt;düşüm hali, en dibe gidercesine&lt;br /&gt;koyu mavi, en dibi görürcesine&lt;br /&gt;görüp çıkamazcasına, görüp&lt;br /&gt;bakamazcasına, biraz siyah&lt;br /&gt;biraz kahverengi&lt;br /&gt;insanın en&lt;br /&gt;yalın hali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zihnin idari bölünüşünü göstermekte şimdi&lt;br /&gt;belli belirsiz ayraçlar, beynin&lt;br /&gt;kadın kıvrımlarına gizli, sadece&lt;br /&gt;temel çizgilerle bölünmüş, biraz maskeli&lt;br /&gt;ve çok sesli bu bölünüşte&lt;br /&gt;bazı kabartılara yer verilmemekte, yine de&lt;br /&gt;bazı kırmızı çizgiler çok sıklaşmakta&lt;br /&gt;henüz alev alev iken tarihimizde, sonre yerlerini&lt;br /&gt;koyu mavi, seyrek&lt;br /&gt;titrek çizgilere bırakmakta&lt;br /&gt;yüzünü güne dönmüş, biraz&lt;br /&gt;ateşini düne gömmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün dönüyor, kardeşim, gün&lt;br /&gt;dönüyor, tüm ölçekler&lt;br /&gt;küçülüyor işte, karşı duramıyor zamana ayrıntı&lt;br /&gt;azalıyor, alan büyüyor, bizler&lt;br /&gt;korkuyoruz, deli cesareti&lt;br /&gt;ki her insan bir deli&lt;br /&gt;sözde zamana karşı&lt;br /&gt;koymaya çalışıyoruz, küllüyen yalan&lt;br /&gt;olduğunu bildiğimiz kelime&lt;br /&gt;toplamlarıyla büyük sözlere&lt;br /&gt;ve büyük yalanlara ortak&lt;br /&gt;giriyoruz, umutlar kurban,&lt;br /&gt;"ölümlü" tasması boynumuzda ölümsüz&lt;br /&gt;yeminler ediyoruz, bak, yalancı çıkaracak seni&lt;br /&gt;büyük ve güçlü; yalancı çıkaracak seni&lt;br /&gt;zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölümlü başımızla en çok&lt;br /&gt;mübalağa seviyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özgürlüğüne pıhtılaşmış bir kanın&lt;br /&gt;önüne koyduğu engel gibi, bir koşu gibi, son sürat&lt;br /&gt;fakat akmayan zamanların vücut&lt;br /&gt;bulduğu bir ekim akşamı, bir&lt;br /&gt;ömrün ortalama demlerine yakın, ortaya uzak, ortalama&lt;br /&gt;deli, biraz sapkın&lt;br /&gt;düşüncelere oturduğum yerde geniş,&lt;br /&gt;zamanla genleşmiş palstik kementler&lt;br /&gt;fırlatırken, zamanında&lt;br /&gt;dörtnala, yağız koşan ve bu seyahat&lt;br /&gt;esnasında ayaklarına saplanan ve takiben&lt;br /&gt;yaralayacak, sakatlayacak harici unsurlara&lt;br /&gt;pek de aldırmayan bir zihnin&lt;br /&gt;bazı kelime birlikteliklerini mantıklı, olması&lt;br /&gt;gerektiği gibi boşamasının&lt;br /&gt;ilmek ilmek bir belgesidir bu ismi&lt;br /&gt;henüz koyulamadığından sonucu&lt;br /&gt;tahmin edilemeyen bir hastalığın &lt;br /&gt;başlangıç reçetesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"bilançomu aldım elime. çok düşündüm. çok gelişmiş bir oyundu içinde bulunduğum. ne yaparsam yapayım acizdim. hep o noktada "inanç." dedim."&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2563472659284850089?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2563472659284850089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-60.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2563472659284850089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2563472659284850089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-60.html' title='kreuzen 60'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1611960997501488218</id><published>2009-10-04T16:12:00.000-07:00</published><updated>2009-10-05T11:24:56.859-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 59</title><content type='html'>şöyle alengirli, yanar döner, edebi kaygıları olan bir yazı olsaydı. İlk cümlemle aklıma gelen bunlar, fakat açıkçası son zamanlarda bu şekilde yakıp döndürmek için kelimeleri gerekli güce sahip olamadığımı hissediyorum. bu sayfa benim için önemli, çok önemli üstelik çünkü yazı yazmak, düşünmek ve bilimum kendimi sınırsız ve diğerlerini sınırlı tuttuğum şeyler benim için önemlidir. üstelik bu yazılarda bahsettiklerim kurgumdur, ben'imdir, o'dur, dahası pek çoğu beni oldukça zorlayan ve sadece bunun için bile değerlenmeyi hak eden zamanlarda doğmuştur. bense değer verdiğim hemen her şeye niteliklerini ve önemini fazla sorgulamadan önem atfetmeye ve emek vermeye meyilli bir insanım. bunun götürüleri şüphesiz ki getirilerinden çok daha fazla, fakat karakterin belli bir hadden sonra insanın üzerine çıkmayacak şekilde yapıştığının da farkındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında anlatmaya çalıştığım incecik bir çizgi. bir cümle evvelden herşeyi özetleyen bir çizgi, iyi yahut kötü bir şeyleri kanıksamak. yapmamam gereken bir şeyi yapmayı alışkalık haline getirmekten korkuyorum, kıyas. dünle bugünü kıyaslıyorum son zamanlarda ve bu durum bugünde derin boşluklar yaratır şekilde gerçekleşiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algılayamamak mı henüz, bilmemek mi? pek çok faktör etkili aslında dünün vuruculuğuna olabildiğince esneklik gösterebilirken bugünün durgunluğu karşısında kapkatı kesilmem. yapıcılık mı, elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum bazı şeyleri. fakat bana yaşadığımı hissettiren hemen her o genelin ihtiyacı, genelin sahip olduğu şeyleri edinme ihtiyacım, edinme gerçeği bana ziyadesiyle korkutucu gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskiden nedeni sorardım ben. gündelik hayata ucunu dayayıp tüm hayata uzanan neden'leri sorardım; arayışım, çabam zaman kaybı değildi bana. şimdiyse nedenini sormaksızın elimden çıkan ağır zaman kayıplarım var. fazla kan kaybı yaşıyorum son zamanlarda, durum kritik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden gittiklerini sorardım. gittikten sonra neden döndüklerini. neden "benim" yanımdan gittiklerini. zaman zaman... öyle lanet şeyler için sabretmek zorundayız ki üstelik o uzun zamanlara sadece sana hayati bazı şeyleri öğretsin ve sonrasında kolundan tutup seni o zamanlar boyunca gözünü diktiğin kapkaranlığa sallandırsın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sallanışlarımda bile kendimden çok benimle beraber dökülenlere üzüldüm biliyor musunuz? nasılsa benim çıkışım vardı, zaman öğretmişti, sabredip öğrenmiştim. hiçbirinde ölmemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidenler diyordum. "benim" yanımdan nasıl giderler? kendimi suçlamayı severim. kendimi suçlamayı sevmemin sebebi ise en büyük kazançlarımı hep bu süreçlerin sonunda elde etmem oldu; kimisinde bunların alaşağı suçlu oldum, kabullendim ve telafi edebilmek için - o da ne kadar mümkündür, mümkün müdür hala kuşkudayım.- elimden geleni yaptım. kiminde ise akladım kendimi, en azından enseme yürümeme engel olan bir soru işareti takmadım. her ne ise, diyeceğim özetle "insanlar, senin gibi bir iradeye sahiplerdir. ve dünya üzerindeki tüm kavramlar gibi mükemmel de görecelidir, ve dünya üzerindeki tüm insanlar aslında mükemmeli ararlar. gidişlerin sebebi senin o "olması gereken" olmaman değil, onların "olması gereken"i olmamandır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra susuyorum. olmam gerektiği gibi büyütüyorum kendimi. ağır da olsa, gerçekten çok ağır da gelse sanırım böyle olmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela bazen, üzülerek, sadece o şekilde süregeldiği, doğrudan olmasa da dayatıldığı için yanlarında bulunduğum, beni tanıdıklarını zanneden ve benim tanıdığımı zannettiğim kalabalık kitlelerin yanında olduğumu düşünüyorum. arda kalan zamanlar, bu kitlelere dahil olduğum zamanlar, tamam her zaman, yalnızım. ve onlar da. bu veryasın kesinlikle değil, hatta iddia ediyorum ki bu yazı şimdiye değin yazdıklarımın içinde en samimi olanı, yani bağırma çağırma ah vah hali hiç değil. yaş itibariyle kanıksanmış hatta çoğu zaman sevilen bir yalnızlık bu. üstelik kurtuluşu da yok. bu duygudan kurtulmanızı en fazla sağlayabilen insanlar işte özelleşiyor. şu kalan, neyiniz kaldıysa işte, onunla ha gayret, "neden" demekten alamıyorsunuz yine de kendinize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki gün önce altı ay sonra oda arkadaşlarımdan ayrılacağım içerikli bir rüya görüp ağlayarak uyandım. son üç dört ayımın tek ağlayışıydı sanırım. ağlayabilmek çok güzel bir duygu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;altı ay sonra sürpriz bir durum söz konusu olmazsa gidiyor olmam ne garip. ankara'daki binalara, insanlara, caddelere bir daha hiç göremeyecekmişim gibi bakmaya başladım. hatta şimdiden özlemeye başladım desem yeri. işte sırf bu yüzden yalnız olmak güzel belki. tek kişi hareket her zaman daha kolaydır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gönül isterdi ki dolu dolu olayım da bir nebze olsun zorlaşsın gitmem, içimdekiler yapsın ağırlık. olsun, belki böylesi daha güzel olur. tahminimce biraz buruk olur ilkin, sonra su yolunu bulur. daha önce aile hayatımı terk etmiştim, fakat hiç kendi oluşturduğum bir hayatı terk etmemiştim. ne kadar oluşturamamış olsan da yapmışsın bir şeyler, koyuyor insana biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;götürmek istediğini zaten götürürsün. üstelik ondan hiçbir parça almadan. hoş olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"mucizeler beklemek için mucizeler yaratmalıyız sevgili kreuzen. boşlukta asılı kalmışsak, tamamen düşmüyor olmamızın bir sebebi olmalı."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1611960997501488218?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1611960997501488218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-58.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1611960997501488218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1611960997501488218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-58.html' title='kreuzen 59'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-6360732287512607416</id><published>2009-10-02T12:11:00.000-07:00</published><updated>2009-10-05T11:24:06.036-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 58</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" önce sesler, sessizliğe dönüşür. sonra sessizlik uğultuya. uğultu bir oyundur. oyun tepkisizliğe dönüşür. tepkisizlik, kabullenişe; kabulleniş, alışkanlığa; alışkanlık, bağımlılığa. bağımlılık, uğultuya. uğultu bir oyundur. çoğu zaman oyunun galibidir de üstelik." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bir kimlikti bizim için içimizde boy veren çam ağaçlarının kokusu&lt;br /&gt;yeni demlenmiş çayın rengine karışan yaralarımız&lt;br /&gt;tarihe malolmuş kaygan sevgililer&lt;br /&gt;'sevgilim. ' diyemediğimiz sevgililer&lt;br /&gt;bir ameliyat izi gibi taşıdığımız çocukluğumuz&lt;br /&gt;çünkü&lt;br /&gt;bir kimlikti bizim için içimizde saklanan&lt;br /&gt;gizli yolculuklardan kalma gizli yorgunluğumuz&lt;br /&gt;küçük iskender- sadakat" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gece masal ülkelerinin birinde&lt;br /&gt;neşter izleriyle süslü kenarları, biraz kanlı &lt;br /&gt;en çok kadavra. bir sayfa açmış bir&lt;br /&gt;peri kızı, öyle sarhoş bir geceymiş, öyle&lt;br /&gt;ekşi, öyle bayağı heceler gelmiş aklına&lt;br /&gt;çözülmüş dizlerinin bağı, aklına&lt;br /&gt;aklına yeni yeni çözebildiği süt kokulu&lt;br /&gt;biraz bebek, bilmeceler gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğilmiş biraz, eğmiş soluğunu&lt;br /&gt;uçurmuş tüm o sayfasındaki tozları, öyle yapışmış&lt;br /&gt;öyle yapışmış ağaçların&lt;br /&gt;üzerine taşınan bir alfabe dolusu baş harfe benzer&lt;br /&gt;kan pıhtılarından bazı ulvi harfler, yarısı&lt;br /&gt;palavra. özenmiş, özenmemiş&lt;br /&gt;peri kızı, cebinden çıkarmış elini parmağıyla&lt;br /&gt;pıhtı pıhtı kazımış toprağa bir takım harfler&lt;br /&gt;yağmura emanet&lt;br /&gt;yağmurlar ki mazgallara dikip gözlerini&lt;br /&gt;bazı geçici esirliklerden geçip yeni&lt;br /&gt;özgürlüklere, yine göklere&lt;br /&gt;kanatlanmak için ne çok yol giderlermiş&lt;br /&gt;peri kızlarına ve bazı masal prenslerine&lt;br /&gt;ve en çok insanlara benzerlermiş yağmur damlaları,&lt;br /&gt;yaptıklarıysa özgürlüklerine ihanet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur yağmış, toprağın tam&lt;br /&gt;alnına kazınan harfler de kazınmış topraktan yağmurla,&lt;br /&gt;zaman geçmiş, bazı ağaç gövdelerine&lt;br /&gt;ve parkların aşık banklarına kazınan tüm baş harfler&lt;br /&gt;birbirine karışmış, yağmur&lt;br /&gt;yağmış peri kızının yazdığı baş harfler&lt;br /&gt;silinmiş, her yer&lt;br /&gt;her yer toprak kokmuş&lt;br /&gt;yine de bu harf karmaşasında bir&lt;br /&gt;çiziği yokmuş diye peri kızının içi biraz&lt;br /&gt;burukmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kollarını açmış peri kızı yükselirken,&lt;br /&gt;denizde bir köpük olmaya, peri&lt;br /&gt;masallarından bir masal belki,&lt;br /&gt;bir bankta bir harf, bir dudakta bir ah&lt;br /&gt;oluvermiş, masalı burda bitmiş&lt;br /&gt;masalını kimse bilmese de o hep&lt;br /&gt;herşeyin bir masal olduğunu bilmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-6360732287512607416?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/6360732287512607416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-59.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6360732287512607416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6360732287512607416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/10/kreuzen-59.html' title='kreuzen 58'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8405007199237493144</id><published>2009-09-29T13:38:00.000-07:00</published><updated>2009-09-29T14:01:08.519-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 57</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"bir şiir yazsam. benimle beraber ölse."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ustaca işlenmiş bir cinayetin ertesi&lt;br /&gt;zamanın kızıllığı. kan, el işi.&lt;br /&gt;saten, bazen kaygan, bazen yeşil,&lt;br /&gt;beyaz bir sandığın dibinden, biraz gelin biraz&lt;br /&gt;haylaz, sürtük belki, hani köşelere sakladığım ve&lt;br /&gt;ardından unuttuğum, unutmak için sakladığım&lt;br /&gt;kefen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında unutmadım. ben geldim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8405007199237493144?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8405007199237493144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-57.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8405007199237493144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8405007199237493144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-57.html' title='kreuzen 57'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-583872227481778856</id><published>2009-09-24T15:35:00.000-07:00</published><updated>2009-09-24T15:36:48.427-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 56</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"dışarıda.&lt;br /&gt;kristal bir tekrar olsun istemiş haz tavı.&lt;br /&gt;şekli buluğ ise itibar uyandırır ölümü.&lt;br /&gt;küçük iskender- akasyalar"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"yazılmışların arasında kendine yakın kelimeleri aramakla kelimelerinin köprüsünde kendine yakını bulmak, kalabalıkla yalnızlığın arasındaki soğuk ayraçtır. ilkinde kendinize yakın biri sizi karşılayacakken ikincisinde sizi yalnızlık karşılar."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece bölüp değerli zamanını bazı sana&lt;br /&gt;edepli bana edepsiz sözcüklerinin önüne geçeceğim, seni&lt;br /&gt;yaşatan beni öldüren yer yer hazin, hayasız&lt;br /&gt;ve suçsuz aslında, hatasız, bir o kadara da hatalı&lt;br /&gt;kan revan bir savaştan çıkmış, başı uçurulmuş en baştan ki&lt;br /&gt;rüzgara karşı dörtnala &lt;br /&gt;koşan fakat başsızlığından saçları savrulmayan,&lt;br /&gt;mantıksız uçurumlara sürecek bir bedeni, bir aşktan bir&lt;br /&gt;savaştan, bir vazgeçişten yer yer yaralı&lt;br /&gt;bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yaştır ki omzunda yükselirken aklın ergen başı&lt;br /&gt;bu başı indirir iki büyüğün bir amansız meydan&lt;br /&gt;savaşı; aşktır adı, yüzü dönmüş mantığa ki&lt;br /&gt;başın asildir ve yaşın asidir gün&lt;br /&gt;döndükçe ölmek üzere ötenazi&lt;br /&gt;seçimden ziyade bir kaderin el işinin&lt;br /&gt;son ilmeğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşkın başında, mantık yakana yapışmış bu&lt;br /&gt;hazeyanda, bu soykırımda her yer&lt;br /&gt;her şey birbirine karışmış, tek ki her yüz&lt;br /&gt;bir yüze bürünmüş, yıllar geçmiş küçücük masum zararsız&lt;br /&gt;bir takım anılar bazı gece canavarlarına dönüşmüş&lt;br /&gt;pek yanlış düşüncelere sığınmışsın, zaman zaman&lt;br /&gt;zamanı bile geri almışsın gücünün&lt;br /&gt;sadece üzerinde pahalandığını bilerek, bazı yer yer pembe&lt;br /&gt;özünde kapkaranlık yalanlar söylemiş, bırakmamış üstelik&lt;br /&gt;süslemiş &lt;br /&gt;inanmışsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep o gölgelerini akıttıkları sularla&lt;br /&gt;tayin ederken yönünü bazı sancılı, yer yer yüzyıllık&lt;br /&gt;başında dinç, sonunda ölümcül arayışlarda hep&lt;br /&gt;ince, kırılgan ve akışkan bir yansıma, yüzünde buz gibi&lt;br /&gt;kendini bulmuşsun&lt;br /&gt;yorulmuşsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk üzerine dökülen ruhların gri kalem izleri ve&lt;br /&gt;edilen sözlerin yalancı suretleri yani&lt;br /&gt;mantığa işlenmiş, bir ömür aranılan asla&lt;br /&gt;bulunamayan çocukluğun masal kelam izleri&lt;br /&gt;bir nevi annelerin tohumlarına gizledikleri&lt;br /&gt;zaman zaman unutulan, aslında hiç ama&lt;br /&gt;hiç unutulmayan&lt;br /&gt;yalan izleri&lt;br /&gt;tüm gidenlerin etini delip geçen ve&lt;br /&gt;morfini damarına vermek gibi adım adım uyuşturan seni,&lt;br /&gt;talan izleri&lt;br /&gt;yorulmuşsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç asır önceydi, masal yapraklarının birinde&lt;br /&gt;efsaneleşemediğim zamanların sancısını&lt;br /&gt;çektiğim günlerdi, gitgide sindirmiştim seni o&lt;br /&gt;yoz baharın son sıfatını yüklenir, yer yer hazin&lt;br /&gt;bana yıkıcı, sana herhangi günlerden biriydi&lt;br /&gt;takvimdeki bir yaprağı geçirmiş üstüne yükünü&lt;br /&gt;sırtıma bindirmiş yüzünü son bahara çevirmiş&lt;br /&gt;zamanla bahara döndürmek üzere bir ayın sonu hayatın&lt;br /&gt;sonu, başı, bazı kelimelerin anlamını yitirdiği&lt;br /&gt;gününse bu anlamları adım adım, kan kan, damla damla&lt;br /&gt;bitirdiği, biraz senle, en çok benle &lt;br /&gt;anlam bulan, zaman geçirmeyen fakat zihin yoran&lt;br /&gt;zifir günlerden biriydi, milyarlardan biri&lt;br /&gt;ölümümden dirilişime geçen bu geçmez zamanda bir, birkaç&lt;br /&gt;kere daha aşık olduğunu söyledi, yüzümü döndüm saate zaman&lt;br /&gt;akmaktaydı, hayat bitmekte&lt;br /&gt;hava kararmaktaydı ve ona birkaç kere&lt;br /&gt;daha aşık olduğumu söyledim ben de, gün bitmekte&lt;br /&gt;bir kere yalandık birbirimize, ağı ağı bir&lt;br /&gt;zehirdik kanda biraz daha çok uyuşturmak üzere kendimizi&lt;br /&gt;başlı başına zamandık, unutulurduk&lt;br /&gt;başlı başına yalandık unutulurduk&lt;br /&gt;yalanlardı, unutulurlardı bir&lt;br /&gt;yalanın mihengiydi diğer bir yalan sözün özü&lt;br /&gt;sökerlerdi birbirini&lt;br /&gt;sen beni unuturdun, ben de seni ve bakardık yüzlerimize yine&lt;br /&gt;tüm o yabancı yalancılar gibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-583872227481778856?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/583872227481778856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-56.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/583872227481778856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/583872227481778856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-56.html' title='kreuzen 56'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4090600022038022778</id><published>2009-09-23T12:47:00.000-07:00</published><updated>2009-09-23T13:42:18.542-07:00</updated><title type='text'>kreuzen 55</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" why are you wearing the stupid bunny suit?&lt;br /&gt;why are you wearing the stupid man suit?&lt;br /&gt;donnie darko"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"yalan söyleyen çok güçlü. çok büyük. o yüzden yaşayabiliyoruzdur belki. başlangıçtayız. çok yorulduk. büyük bir yalanın ortasına doğru ilerliyoruz sadece. daha fazla yorulmadan sonlanmak da elimizde halbuki."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"çiziyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başından atamadığın, başından&lt;br /&gt;sonunu kestiremediğin çizgilerin var ve sen&lt;br /&gt;hayatına başından sonuna&lt;br /&gt;koyduğun sınırlar, yönünü bilemediğin&lt;br /&gt;birleştirdiğin, koyu açık&lt;br /&gt;çizgilerinle kafesler&lt;br /&gt;çiziyorsun, kanatlarını&lt;br /&gt;açamadıkça kanatlarını unutuyorsun sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"korkuyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerinin erişemediği sonlardan, hayalet&lt;br /&gt;gezen tüm onlardan, bahar vakti&lt;br /&gt;vuran, ezen bazı donlardan bir&lt;br /&gt;baharın bitişinden. bir aşktan bir bizden&lt;br /&gt;bizin içindeki bir gizden, gözün içindeki o&lt;br /&gt;yüzden korkuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"seviyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki hani görünce o gözün&lt;br /&gt;içinde o yüzü, titriyorsun, bazı&lt;br /&gt;bakışlara daha çok güç, bazı gecelere&lt;br /&gt;daha çok uç açıyorsun, kendini&lt;br /&gt;severmiş gibi seviyorsun, gidiyor üstelik&lt;br /&gt;bak bitiyor, görüyorsun sen&lt;br /&gt;duruyor, bakıyor ve adım adım&lt;br /&gt;soğuk soğuk her bir gidişinde, bembeyaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ölüyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;savaşılması gerektiği için savaşmıyor&lt;br /&gt;peslerine doğurduğun&lt;br /&gt;hırsaları diri gömüyorsun artık, yorulmuşsun&lt;br /&gt;kızgınsın, anlatmıyor&lt;br /&gt;anlatmıyorsun artık, kısır sonuçlara&lt;br /&gt;eğilmez bir boynu eğip, ölü doğumların&lt;br /&gt;ve ölümler doğurmak üzere&lt;br /&gt;çektiğin sancıların var, bitmiyor&lt;br /&gt;başından savuşturulası bazı&lt;br /&gt;ölüm sancıların var, dinmiyor&lt;br /&gt;bir şey yaşatırdı seni, bir şey&lt;br /&gt;bir asır önceydi, bir yaz günü&lt;br /&gt;gitti, gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"beklemiyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hoyrat, hoyrat anıların kementi&lt;br /&gt;boynunda nefessizdi senin&lt;br /&gt;gecelerin sen ölmüştün, kanıksamadır belki&lt;br /&gt;tanıdık soğuk, tanıdık korku&lt;br /&gt;tanıdık umut, hala umut, hala...&lt;br /&gt;yanık kokusu onun, hala kekre tadı&lt;br /&gt;hala acıdır eş anlamı&lt;br /&gt;aşkın, yine de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bıkmıyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eline bir silah almışsın, içine bir kurşun&lt;br /&gt;kendinle rus ruleti&lt;br /&gt;oynuyorsun&lt;br /&gt;namluyu başına dayamışsın, ölümden&lt;br /&gt;korkmuyorum desen de işte&lt;br /&gt;korkuyorsun, her basışında&lt;br /&gt;bir kurşun daha yemekten muzdarip&lt;br /&gt;güçlüyüm desen de ben başına biz&lt;br /&gt;yapamıyorsun, elin gitmese de&lt;br /&gt;namluyu doğrultmaya, tanrı değilsin sen işte&lt;br /&gt;yaşatamıyorsun, zamana&lt;br /&gt;karşı koyamıyorsun. zaman akıyor ve gün&lt;br /&gt;getiriyor, sen yaşıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fazlası yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen. hayalperestsin. ve çok küçükken sen çok masal anlatıldı sana. her gün her masalı yalanlasa da. bir şeyler doğru olmalı hayat. bu kadar yalan olamaz ya."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"umuyorsun."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4090600022038022778?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4090600022038022778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-55.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4090600022038022778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4090600022038022778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-55.html' title='kreuzen 55'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-632253536302866021</id><published>2009-09-19T12:30:00.000-07:00</published><updated>2009-09-20T08:18:29.455-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 54</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" sadece bazı "neden"leri sormayla paralel aslında sorgulama, bazı zorunlu modellerimiz başını çekmekte sorgunun ve neden sorusuyla değerler birbirine karışmakta. ve karışma başlı başına değerlerin "neden"lerinin sorulmasıyla gerçekleşiyor. büyük büyük inançlarsa fazla güçsüz sadece bir "neden"in karşısında. yine de boynum haddini bilmelidir "neden"i avucuma alıp karşısına duracaklarım yanında, nedeniyse akibetimdir. akibetimi sağlayanların somuttan öte soyut şeyler olması ise belki bir zaiyat, belki farkındalıktır. halbuki iki "neden"in açıldığı kapılar yine nasıl sorguya götürür insanı. sorgulamak soğuktur ve sancılıdır. kaçınılır bu yüzden, ucu kapalıdır. sonrasında sonuç alacağını kişi garanti edemez."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanıdığım en güzel kahkahaları atan kadındı. duyduğum değil, hayır; hani bazı şeyler vardır ve o insanla özeldir bunlar; bu bir bakıştır, bir yakıştır, bir dokunuş, bir şarkı yahut bir renktir fakat bir başkasına giydirilemez, yakışmaz bir yerde. onun kahkahalarıyla tanırdım. gerek suratının adabından, gerek kahkahasının sebebi dişe gelir kaynaklarından güzel kahkahalar atardı. başkasına yakışmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;henüz pek küçükken pek erken gelen bir anne kaybı ile başlamış hikayesi. yine de pek küçükken olur ya paylaşımın en derini, böyle küçük zihinlerin sonsuz paylaşımı ile sonsuz hoşgörüyü kurmuş birbirine küçük insanlar. terk, tek bir kişiye özgü değilmiş, yazgı da öyle. bu küçük insanlar gök gürültüsünden korkarmış ve fırtınalı günlerde birbirine sarılırmış, zira kendinden üstün bir güç bulunmadıkça sana yakın ve gücü seninle eşdeğerde olana sığınırsın. bazen küçük kardeşler tanrı'ya ve birbirine sığınırmış bu fırtınalı gecelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik bu fırtınalar içinde ağdalı bir isyanı barındıran bir kabulleniş de yüklenirler. bazen dolmuş gözleriyle kolay kolay eğilmeyen boynunu eğip hayata en güzel söven kadındı da... rakibin gözlerine bakmayışı gözlerine bakmaya cesareti olmamasından değil, ona bakacak gözleri bulamayacak olmasını bilmesindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çürükse bir tohum, söz konusu olan hayat da olsa çürük büyürdü işte her şey. kökünden sarsılmışsa bir şekilde hayat, çıtalar ayakta tutamazdı hayatı zira o kadar odunsu değildi insan. kökünü derinlere salıp doğanın akışkanlığı ile beslenebilecek kadar sabit, her rüzgara gelebilecek kadar dayanıklı ve sadece cisim değildi. el değmez değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırık dökük hayatların kırık dökük evlilikleri, kırık dökük çocukları oldu. bu fazla kırılmış dökülmüşlükte artık bu büyük insanların bakışlarının kristali kırık döküğü fark edemeyecek kadar çizilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o ise tanıdığım en güzel isyan eden kadındı. öyle korkusuzca yapardı bunu ki biz yanında korkardık bazen onun isyanından. o ise korkusuzdu. olabildiğince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk evliliğinden tek kızı oldu. evliliğini bitirdikten sonra kızının şartlarını ne kadar iyileştirmeye çalışsa da o da gözlerini kapayıp kapkaranlık bir gelecekte buldu yolunu. bir iradenin çizdiği bir yolu değiştirmeye diğer bir iradenin zayıflığını kabullenerek, biricik kızının ise gittiği yolun ışıksızlığının olanca farkındalığıyla, kapkaranlık bu anlamsız seçimi kabullendi, sustu. bu susuşunu hiç kabullenmek istememiştim çünkü bazı güçlere, bazı susuşlar yakışmaz. hiçbir gidişi engelleyemeyecek olsalar bile. hiçbir yolu aydınlığa çeviremeyecek olsalar da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şeye rağmen yine attı en güzel kahkahalarını. bir gün koskoca bir ailenin sadece bir gün ertesi tamamen yok oluşuyla sonuçlanan bir rüyasını anlatmıştı bize, ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından sadece korkmuştum. özeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok geçmedi. çok geçmedi üzerinden ki bir gün telefon çalmakta. bazen böyle yüzeysel şeylere de bir ruh girmekte, telefon tatsız çalmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızı yoğun bakımda olduğunu söyledi. yirmi bir gün o kahkahanın nasıl bitebileceğini, adaleti, ölümü, isyanı ve pek çok şeyi düşündük bizler. artık umut kalmadığı söylendi, ölümüne hazırlıklı olmaları gerektiği. kalanlarsa sadece iyileşmesini istedik. çok eksik bir istekti özünde halbuki. yirminci gün bir rüyada, tüm gücüyle dimdik dikilmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"iyileştin mi?"&lt;br /&gt;"iyiyim ben çocuğum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalkıp anneme koştum, birkaç saat ertesinde yoğun bakımdan çıktığı haberi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından korkmuştum. bu rüya bir devir teslimi mi diye düşünmüştüm, üstelik taşıyabilecek miydim bu teslimi? uca kaçmayı sevmezdim, uç kahkahalarım ve uç isyanlarım yoktu. o zamana değin belki de böyle uç rüyalarım yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoğun bakımdan çıktıktan sonra bir süre hiçbir ihtiyacını gideremez halde devam etti yaşamaya. bu şekilde yaşamaya devam ederken kadınlığını bir tarafa bırakıp erkekçe göğüs gerdikleri vakti zamanında bazı sorular sormaya başladılar, sapkın ve acımasız sorulardı bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ölse kurtulacaktı belki de." "kurtulacaktık" tı aslında o soruların her birinin yüklemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sorular soruldukça tiksindim tüm bu soruları soran dünün onu ve günün kendini sevenlerinden. o yirmi bir günde tanrı ile yapılan onlarca kişinin her türlü pazarlığını hatırladıkça tüm bu tatsız oyunun aktörlerinden tiksindim. çok büyük bir şeyi miras alarak tiksindim hem, sırtlanarak bu yükü, bu ucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman içerisinde ihtiyaçlarını bir derece giderip yürümeye başladı biraz. ne tür zorlamalara, suçlamalara ya da zorluklara maruz kaldığını kendi ve tek kızı dışında belki hiçkimse bilemedi fakat şunu bildik ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün kızı onu yedinci katlarındaki pencerenin kenarında bulmuş. aşağıya atlamak istiyormuş, kendi kaybettiklerinin yanında kimseye bir kayıp yaşatmamak için. çünkü kalanlar için de, kendi için de o artık bir kayıp değildi. bu henüz düşünebilen bir insan için, nasıl bir şeydi? düşünürken bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sadece ağlattı. onu tanıyanların yarısını tekrar, tekrar ağlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içinden ne sesler geçmekte artık? nelere isyan etmekte. kahkaha atamıyor fakat her zaman, bu yarım terkini tamamlasa da,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o tanıdığım en güzel kahkahaların sahibi kadındır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-632253536302866021?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/632253536302866021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-54.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/632253536302866021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/632253536302866021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-54.html' title='kreuzen 54'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8522873653087619995</id><published>2009-09-12T16:51:00.000-07:00</published><updated>2009-09-12T17:37:31.375-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 53</title><content type='html'>bir varmış, bir yokmuş evvel&lt;br /&gt;zaman içinde &lt;br /&gt;kaybolmuşlar, hepsi kaybolmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep varmış, hep yokmuş&lt;br /&gt;yollar sonsuza bağlanmış melek&lt;br /&gt;sonsuzu düşünmüş, korkmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ülkenin birinde bir&lt;br /&gt;kapkaranlık, uçsuz bir boşluk &lt;br /&gt;varmış bir melek, bir çatıda&lt;br /&gt;ağlamış üç gün, ıslanmış&lt;br /&gt;kanatları derken sonra&lt;br /&gt;uçamamış&lt;br /&gt;üç damla düşmüş gökten &lt;br /&gt;üç damladan kaçamamış, &lt;br /&gt;boğulmuş.&lt;br /&gt;üç elma düşmüş &lt;br /&gt;ölüm gibi, hep&lt;br /&gt;biraz erken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini kaparken bir beyaz&lt;br /&gt;atlı bir prens geçmekteymiş&lt;br /&gt;görememiş meleği prens&lt;br /&gt;acilen bir prensese&lt;br /&gt;hayat vermeliymiş&lt;br /&gt;melekse beyaz hayalli&lt;br /&gt;prensler için&lt;br /&gt;ölmek üzereymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melek, çatıya giderken ekmek&lt;br /&gt;kırıntıları bırakmış ardında&lt;br /&gt;yağmur, rüzgar ve bazı&lt;br /&gt;kötü masal adamları hepsini&lt;br /&gt;süpürmüşler ülkenin&lt;br /&gt;birindeki bir mazgala&lt;br /&gt;ağlamış melek sonra bakıp&lt;br /&gt;bazı mazgalların koynundaki&lt;br /&gt;kırık ekmek&lt;br /&gt;parçalarına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir deniz kızı koşup&lt;br /&gt;gelmiş meleğin yanına, ona&lt;br /&gt;sihirli bir şişede sihirli&lt;br /&gt;bir iksir uzatmış, "iç bunu,&lt;br /&gt;deniz kızları ve melekler&lt;br /&gt;fazla iyi bu dünyaya,&lt;br /&gt;iç bunu ve ben&lt;br /&gt;kanatlarını alayım, kanatların&lt;br /&gt;bir karşılıktır bu dünyaya.&lt;br /&gt;her şey&lt;br /&gt;her şey karşılıklıdır bu dünyada.&lt;br /&gt;al bu hançeri hem&lt;br /&gt;batır tam kalbinin ortasına&lt;br /&gt;bu sana hayatı&lt;br /&gt;sonsuz bir hayatı verecektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir dalga değmiş çatıya deniz kızı&lt;br /&gt;deniz köpüklerinden bir köpük oluvermiş &lt;br /&gt;melek&lt;br /&gt;yüzünü dönmüş hayata&lt;br /&gt;aşağıda gürültüyle yanaşan&lt;br /&gt;bir araba durmuş bir&lt;br /&gt;kibritçi kız inmiş aşağı, meleğin&lt;br /&gt;yanına gelmiş&lt;br /&gt;elinde bir kutu&lt;br /&gt;kibrit varmış başında&lt;br /&gt;kırmızı bir başlık yanında&lt;br /&gt;kurt varmış, barışmışlar kurtla&lt;br /&gt;evvel zaman içinde, zayıflar&lt;br /&gt;ölmeliymiş çünkü melek&lt;br /&gt;ölmeliymiş&lt;br /&gt;güçlüler kalmalıymış beraber&lt;br /&gt;uygarlıklar kurmalıymış&lt;br /&gt;meleğe uzattığı bir &lt;br /&gt;kutu kibriti melek, elinin tersi ile&lt;br /&gt;itmiş, lanet&lt;br /&gt;bir düzene biraz küfretmiş&lt;br /&gt;kibritçi kız güçlüymüş aslında kibrit&lt;br /&gt;kibritçi kızdaymış, hareketsiz ölmek&lt;br /&gt;üzere olan meleğin &lt;br /&gt;kanatlarını yakmış &lt;br /&gt;üç damla düşmüş gözünden üçünün de&lt;br /&gt;darısı ölümün &lt;br /&gt;başınaymış.&lt;br /&gt;her masal ziyadesiyle&lt;br /&gt;yalancıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes yine de&lt;br /&gt;mutlu bir son bekler dururmuş halbuki&lt;br /&gt;masal burada bitmiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8522873653087619995?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8522873653087619995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-53.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8522873653087619995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8522873653087619995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-53.html' title='kreuzen 53'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-6275929523301850837</id><published>2009-09-11T13:30:00.000-07:00</published><updated>2009-09-11T14:02:11.884-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 52</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"to live alone is the fate of all great souls.&lt;br /&gt;arthur schopenhauer" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aslında hep bir ihtiyaç duymama hissiyle başlıyordu her şey. tüm altlar üst oluyordu o zaman, her üst alta iniyordu; istisnasız her şey altüst oluyordu. karışıyordu, bulanıyordu midem, bulanıyordu dünya, görüntüler birbirine giriyordu. yedi kat giriyordu birbirine ve ben, göremiyordum yaşadığım neresi, yanımdaki kim, sebep. sebep bulamamak ne zordur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karışıktı halbuki her şey, yine de&lt;br /&gt;bir düzende işliyordu&lt;br /&gt;her şey hizalıydı, mükemmel&lt;br /&gt;ben mükemmel olamıyordum mükemmel&lt;br /&gt;ne bilmiyordum üstelik her&lt;br /&gt;güzel geleni mükemmel çekiminde&lt;br /&gt;döndürmeye korkmuyordum henüz&lt;br /&gt;gücüm vardı, küçüktüm&lt;br /&gt;doğrular vardı henüz&lt;br /&gt;iyeliği hak etmemiş doğrular vardı&lt;br /&gt;dayatılmış bana, benim değil&lt;br /&gt;bilmiyorum üstelik&lt;br /&gt;kandırılmıştım, benim&lt;br /&gt;benim sandığım, her şeyi&lt;br /&gt;benden öte seviyordum ben&lt;br /&gt;bilmeden savaşıyordum, içimde&lt;br /&gt;ölenler üstelik değerler.&lt;br /&gt;sonrasında bir insan enkazını her yeni güne&lt;br /&gt;kaldıracağımı bilmiyordum, ben&lt;br /&gt;küçüktüm&lt;br /&gt;güçlüydüm hem&lt;br /&gt;çok güçlüydüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her söz delerdi zihni, hatırlarım&lt;br /&gt;yakardı kimi şarkılar hem&lt;br /&gt;yakışırdı giydirilene, ihtişamlı&lt;br /&gt;severdik bi evvel zamanlar&lt;br /&gt;küçüktük&lt;br /&gt;savaşırdık, güzeldik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tükenir, tükenir aslında ölümlü&lt;br /&gt;ölümsüz insan da tükenir aşklar&lt;br /&gt;tutkular korkular&lt;br /&gt;hayat tükenir&lt;br /&gt;şarkılara yüklenilen ölümsüz&lt;br /&gt;anlamlar tükenir yahut&lt;br /&gt;yarının sebepleri ve tüm&lt;br /&gt;diğerleri tükenir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zor, zor insanı&lt;br /&gt;dünü bile bile, ağır ağır&lt;br /&gt;kaldırmak yarına, beklenti diyeceğim&lt;br /&gt;tükenir, beklemek tükenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün evvel bizler&lt;br /&gt;aşka inandık, arkadaşım, inandığımız&lt;br /&gt;iltimaslı yanıklar mıdır bu &lt;br /&gt;zaiyat, bu kırıklar, beklenen&lt;br /&gt;o vuslat eninde sonunda kaçışsız&lt;br /&gt;yalnızlıklar mıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz biter, insan kalır göz&lt;br /&gt;göz bakar insan kalır kalakalan&lt;br /&gt;her seferinde, büyük küçük geride&lt;br /&gt;insan mıdır, &lt;br /&gt;yan&lt;br /&gt;yan şimdi gün, yan yakıl&lt;br /&gt;dün bitti.&lt;br /&gt;şimdi kanım, akma&lt;br /&gt;uğrunda öleceklerin vardı ya hani&lt;br /&gt;bir bir gitti.&lt;br /&gt;yarına kalkma.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-6275929523301850837?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/6275929523301850837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-52.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6275929523301850837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/6275929523301850837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-52.html' title='kreuzen 52'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3059812894980205619</id><published>2009-09-09T01:44:00.000-07:00</published><updated>2009-09-11T14:02:27.298-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 51</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" dün ve bugün&lt;br /&gt;samsara&lt;br /&gt;bir aynada bir yüz şimdi&lt;br /&gt;üzgün&lt;br /&gt;dimdik bir ölümsüzdür ki karşısındaki&lt;br /&gt;dimdik öldürür onu her&lt;br /&gt;her yeni gün, bak o aynaya&lt;br /&gt;dudaklarını arala, içindeyimdir belki de&lt;br /&gt;benimdir o 'acaba?'"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"dün ve bugün"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün &lt;br /&gt;beni kaybederken göz önünden&lt;br /&gt;dün sakladı içine bir kelime anlamlı&lt;br /&gt;bir hayat anlamlı, bir hayat ölümsüz&lt;br /&gt;bir acaba. ben ölmedim&lt;br /&gt;ama öldürdüm, kalmadı&lt;br /&gt;bırakmadım bir tane bile&lt;br /&gt;acaba&lt;br /&gt;acaba neredeydim, acaba&lt;br /&gt;kimlere onun gibi bakmıştım kimlere&lt;br /&gt;onun gibi yanmıştım&lt;br /&gt;belki hala nerelerde&lt;br /&gt;kalmıştı. aklım, o&lt;br /&gt;o kimdi&lt;br /&gt;bitmiş. ölüydü ve beyaz.&lt;br /&gt;acaba&lt;br /&gt;acaba o yanından geçip gittiğim&lt;br /&gt;dünün sancısı kimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bugün&lt;br /&gt;düne dayadığım &lt;br /&gt;belki her şeyin aslında&lt;br /&gt;yük olduğunu söyledi&lt;br /&gt;zihnin akları siyaha boyuyor kendini ki&lt;br /&gt;nefrettir adı&lt;br /&gt;işte bundan korkarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte şimdi sen&lt;br /&gt;boynunda bir sorunun yularıyla&lt;br /&gt;hala beni yaşatırken&lt;br /&gt;seni görememem&lt;br /&gt;bu yuları taşımamamdandır.&lt;br /&gt;yüzüme bakıp bir söz beklemen&lt;br /&gt;ve bulamayacak olman ise&lt;br /&gt;belki istemememden belki de&lt;br /&gt;benim için artık yaşamamandandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün ve bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"samsara"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cinayet&lt;br /&gt;aslında her cinayet&lt;br /&gt;samsaradır ki bilirler aslında&lt;br /&gt;tüm o hunharca&lt;br /&gt;bizleri öldüren katiller, öldürürler&lt;br /&gt;öldürürler kendilerini de her&lt;br /&gt;bir cinayette öldürürüz&lt;br /&gt;kendimizi aslında&lt;br /&gt;bizim için kapanan her gözde&lt;br /&gt;sönen kendi ışığımız&lt;br /&gt;yine de soğukkanlı&lt;br /&gt;bir daha olsa&lt;br /&gt;yine yaparız. yüzler soluk, bakışlar&lt;br /&gt;donuk en az onlar kadar&lt;br /&gt;onlar kadar ölüyüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gün döner, ışığı nerede&lt;br /&gt;nerede kaybettiysek belki&lt;br /&gt;daha sönük belki daha canlı&lt;br /&gt;en az dünya&lt;br /&gt;belki evren kadar&lt;br /&gt;büyütmek üzere&lt;br /&gt;yine buluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;samsara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"üzgün"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;her aşkın defni, diri&lt;br /&gt;büyüteni yakar ki&lt;br /&gt;hiç büyümez aşk hep&lt;br /&gt;bebektir, aşık anne biraz.&lt;br /&gt;her defin talandır.&lt;br /&gt;günü geceye&lt;br /&gt;baharı güze döndürendir, &lt;br /&gt;ölümcüldür ki bu, külliyen&lt;br /&gt;yalandır aslında&lt;br /&gt;insan biraz ölmez&lt;br /&gt;insan biraz eksilir&lt;br /&gt;sonra biraz çoğalır.&lt;br /&gt;insan anlatır, bittiği yerde sözün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hüzün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"acaba"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söylemiştim evvel zaman &lt;br /&gt;önceydi&lt;br /&gt;sendelemek zordu özünde&lt;br /&gt;herşey dengeydi, kadim dost&lt;br /&gt;o zaman her kapıyı&lt;br /&gt;açan anahtar&lt;br /&gt;sözcüklerimiz vardı, eller hep&lt;br /&gt;sende ve bendeydi. hile yoktu.&lt;br /&gt;hile yoktu.&lt;br /&gt;sözler söylenmek içindi.&lt;br /&gt;insanlar inanmak için.&lt;br /&gt;her yara, istisnasız&lt;br /&gt;kapanmak için vardı yine de&lt;br /&gt;her yara, istisnasız&lt;br /&gt;acıtırdı&lt;br /&gt;dünya üzerinde adı olup da&lt;br /&gt;olmayan yoktu işte, acıyordu.&lt;br /&gt;acıydı.&lt;br /&gt;fakat zamandı.&lt;br /&gt;geçerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi faça izleri gözlerimde&lt;br /&gt;yağmur damlası gibi, çisil çisil&lt;br /&gt;bakarken dünyaya&lt;br /&gt;ölmemek için&lt;br /&gt;soramam onu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"acaba"&lt;br /&gt;ölüleri diriltmez. &lt;br /&gt;"acaba" &lt;br /&gt;sizi öldürür.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3059812894980205619?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3059812894980205619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-51.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3059812894980205619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3059812894980205619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-51.html' title='kreuzen 51'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8107923852000362726</id><published>2009-09-05T12:13:00.000-07:00</published><updated>2009-09-05T17:43:18.919-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 50</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"kreuzen elli. bir yarım yüz yıl."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"dinliyorum."&lt;br /&gt;"anlatıyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzüne bakan bir çift göze bakmaktan kaçınan kız, bir yüklemin altında eziliyor, ağzından çıkan bir sözcüğü yetim bırakmamak adına terliyor şimdi. devamının geleceğini bildiği bir başlangıcı kolaylaştırması için tüm cesaretini toplayarak karşısında oturan, beyaz önlüğü içerisinde kurtarıcı bir melekten ziyade şartların verdiği gerginlikle bir şeytana benzeyen adama ona başlayabilmesi için bazı sözcüklere ihtiyaç duyduğunu anlatan bir bakış atıyor. bakışındaki mevcut ifade ihtiyaçtan da ziyade bir yakarış, bir can çekişme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı sihirli sorulardan sonra devamının geleceğini biliyor. derdi asla anlaşılmak olmadı zira insan kalıbı içerisindeki tüm anlaşılmazlığın da farkında. anlaşılmaktan ziyade boşalmak isteği bu. nasıl yapacağını bilmeksizin üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyaz önlüklü adam bu bakıştan kaçmak için belki, belki sadece zamanı önemli olduğu için başını çevirip saate bakıyor. ilerleyen zamanın baskısıyla bu durağanlığı devam edecekmiş gibi görünen sürece müdahale etme ihtiyacı duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"amaçlarından bahsedelim biraz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız yutkunuyor. sadece birkaç harfin kümesinden oluşan bu sözcüğün ağırlığı altında ezildiğini hissediyor. hayallerle ilişkidedir amaçlar. "aslında hayal kurmayı severdim ben ve inanır mısınız, bazen erkenden yatardım sadece hayal kurabilmek için. herkes uyuduğumu sanırdı fakat ben uyuyamazdım. o kadar ağır seyrederdi ki üstelik bu görsel, hissel şölenim sabahlara kadar uykumu kaçırdığını bile hatırlıyorum. şayet bir şeyden yoksunsan hayallerinle döktüğün o barut yolu bu yoksunluk ateşler ve zihnin patlar, bu patlamada milyarlarca dünya ve koca bir evren yaratırsın kendine. hayallerimden yoksunum şimdi. hayal kurduğumu hayal edemiyorum. ben tüm hayallerimin yanılsamalarını yaşadım. yok oldular. yoksunluklarım yok oldular. canım acıyor." tüm bu karmaşayı iki sözcüğe sığdırmaya yetebilen gücüyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"amacım yok."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar sade ve net bir cevap beklemeyen doktor, başta ne söyleyeceğini bilemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"fakat her insanın bir amacı vardır?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doktorun gözlerine diktiği gözleri hışımla yanan genç kız, ona vasfının ne olduğunu ve önüne bir insanın niye gelmiş olabileceğini sorarcasına kızgınlıkla bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"benim yok."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu direniş karşısında ne şekilde algılayacağını bilemediği kıza bakan doktor, onu bir rakip gibi değil, kabul etse de etmese de kendinden yardım dilenen aciz biri gibi görmeye çalışarak eline kalemi alıyor, önündeki kağıda birkaç not düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"anneniz tedaviye başlamadan önce rüyalarınızdan bahsetmişti biraz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fazla derinlerde seyreden bu yabancıya, vasfının ne olduğunu, neyi olduğunu ve bu hakkı kendinde nasıl bulduğunu defalarca içinden haykıran kız, bu kelimeye odaklıyor zihnini şimdi. rüyalar. "hangisinden bahsetmiş olabilir sevgili annem sana rüyalarımın. önceleri varlığından bilmeksizin kaçtığım gölgelerle gelen gölge düşkünlüğümden mi. düştüğüm boşluklar olabilir mi. ya da benden başka herkesi ürküten inlemelerimden. çığlıklarım ve uyanmalarımdan bahsetmiş midir. korkabileceğini düşünmeksizin. geldiğim surların yahut vereceğiniz ilaçlarla gelen geçici bir uyuşturmanın bir ruhtan kurtulabilineceğini düşünerek. yabancı benden korkmaman, midenin bulanmaması ve sormaman için sana hiç bir rüyamı, anlatmayacağım. ne rüyamı anlatmamı hak ettiğini, ne rüyalarımı durdurabileceğini ne de dünü değiştirebileceğini, zihnimi uyuşturabileceğini düşünüyorum çünkü."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"evet. sizin gibi ben de rüya görüyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aldığı cevapların bu düzlemdeki seyrine bir tepki göstermek isteyen fakat bunu yapmamaması gerektiğini de hisseden doktor, karşısında herhangi bir kalıba sokabileceği bir delinin değil, zihni ve düşüncelerini paylaşmaya bile tenezzül etmecek kadar dişli ve zeki birinin oturduğunun farkında. uzun zamandır saate bakmıyor çünkü ne kadar engellemek istese de her bir mimik, her bir kelimesi bu kızın onu bir savaşa zorlamakta.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"çocukluğunuzu anlatır mısınız? ailenizle ilişkiniz nasıldı?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek kelimelik fakat fazla hassas girişler yapan bu adama canı sıkılmaya başlayan kız, hafifçe gülümseyerek ve odaya girdiği andaki ürkekliği, zayıflığı gitgide daha fazla atarak üzerinden, dahası karşısındaki adamı zayıflaştırarak iç geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"annem var. babam var."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu iki kelimenin ağzından çıkışı ile gözlerinin dolmaya başladığını hissediyor. görüntüsüne her cepheden giren bir karanlıkla başı dönmeye başlıyor, ağzından sadece birkaç kelime çıkmış olmasına rağmen çıkan kelimelerin hassasiyeti başını döndüren ki en sevdiklerinden bile bu tarz bir sorgulamayı kabul edemeyen zihni, bir yabancının bu derece sınırı aşmasına katlanamıyor. sımsıkı sıktığı avuçlarına ve bileklerine bakıyor kız, beyaz teninde seyrini sürdüren kanının akmakta zorlandığı dışa fırlamış damarlarına bakıyor. zayıflığını göstermek istemeyen ama zayıf bir ses tonuyla;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"çıkabilir miyim?"&lt;br /&gt;"tamam, daha sonra devam edelim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonrası yok, aptal. bir daha asla kendini karşımda yüceltmene izin vermeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"olur."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerinden kalkıp kapıya doğru ilerlerken doktorun sesi ile irkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"annenizi çağırır mısınız şimdi?"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;dişlerini sıkıyor önce. nefesini biraz tutup, bırakıyor. ellerini tekrar sıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"peki."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapıda onu beklemekte olan annesi, yüzünü görmesi ile beraber ona yardımcı olmaktan ziyade zarar vermiş olduğunun farkında şimdi. annesinin yüzüne hem bu görüşmenin verdiği yorgunluk, hem de çok güvendiği bir varlığın ne idüğü belirsiz bir diğer varlıpa bazı en önemli sırlarını vermiş olmasının verdiği kinle bir bakış fırlatıyor. hatta bu arkadan vurma olarak değerlendirdiği olayı yediremeyerek vücudu kasılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"doktor seninle görüşmek istiyormuş."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızının tüm bu yaşadıklarından bihaber annesi, oturduğu yerden kalkıp odaya ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odaya kızın annesinin girişi ile doktor gülümsüyor. bu gülümseme içerisinde hem düşmanın ondan ne gizlemek istiyorsa onları şimdi alacak olmasının verdiği haz, hem de bunları düşmandan alamamış olmasının verdiği burukluk var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızın annesine bakıp gülümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"kızınız dişli çıktı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anne, bu cümleyi anlamlandıramıyor. yine de tarafına gelen bu gülümsemeye gülümseme ile yanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"kızınız şikayetlerini dile getirmekte zorladı biraz beni. siz biraz daha bahsederseniz..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anne, yutkunuyor. biraz sessizlik hakim oluyor odada. kızın odaya girdiği zamandakine benzer bir ruh hali mevcut şimdi onda da, kızdan deneyimlenen doktor, başlangıç için bir, birkaç belki kelime sarf etmesi gerektiğini hissediyor yine.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"mesela amaçları?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hırslıdır. şimdiye kadar yapmak istediği, çok istediği şeylerin hemen hepsine ulaştı. her ulaştığında kendine daha yüksek bir çıta koydu. ona da ulaştı. zaten şikayetim bunlar değil. çok şükür evladıma güvenirim bu konularda ben."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"son dönemde size hiç çok istediği bir şeyden bahsetti mi?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"eskiden şevkle anlatırdı her şeyini."&lt;/span&gt; bu cümleyi söylerken gülümseyerek doktora bakan gözleri, yere dikilip iki fayansın köşelerinin birleşim noktasına çivileniyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"şimdi pek anlatmıyor. daha çok odasında."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"anlıyorum. rüyalarından bahsettiniz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çoğu zaman inleme sesini duyuyorum. bazen bu inleme sesine kendi de uyanıyor. bazen ağlayarak yanıma geliyor, bir şeyler kaybettiğini söylüyor, bir şeyler tarafından izlendiğini söylüyor. bir şey üzerine çullanıyor ve onu boğmaya çalışıyormuş. son zamanlarda çok daha fazlalaştı. uyumanın kendisi için kabus gibi bir şey olduğunu söyledi geçen."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları söylerken annenin sesi titriyor ve bunu yapmaması gerektiğini hissederek yutkunuyor, boğazını temizliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"kayıptan bahseder misiniz? ne tür bir kayıp anlattığı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"küçükken nefesini tutarak dakikalarca dua okurdu. mosmor kesilirdi. oda lambasını belli zamanlarda belli sayıda yakıp kapardı. niye yaptığını sorduğumda sizi kurtarmak için derdi. bir gün dışarı kalem almak için çıktığını gördüm, durdurdum ve odasında onlarca daha dokunulmamış kalemin olduğunu söyledim. onların sevdiği insanların ömürleri olduğunu ve onlara dokunması halinde ömürlerinin kısalacağına inandığını söyledi. sevdiklerini kaybetmekten korkuyor."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"intihara yeltenme gibi bir şey söz konusu oldu mu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hayır, hiç olmadı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"anlıyorum. peki ailede boşanma vs. bir durum söz konusu mudur?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"boşanma değil. eşimle anlaşamam. eskiden çok daha ağır seyrediyordu bu durum, küçüklükleri pek iyi geçti diyemem ablasıyla. ablası eşinden boşandı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konu ucu kendini de bağladığından anne, geçiştirmek istiyordu ve cevapları net değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"sizinle ilişkisi nasıldır?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çok iyidir. babadan gelen bir yoksunluk olduğunu bilerek çok düştüm ben üzerlerine. bir dediklerini iki etmedim. her şeyini anlatır bana."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"babasıyla?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir süre sessizlik hakim yine odada. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"babasıyla iyi değildir. vaktiyle, bazı bazı hala bile süren kavgalarda beni savunur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"nasıl tepkiler veriyor bu kavgalarınızda?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"bağırıyor."&lt;/span&gt; annenin aklına anlatması gereken, anlatmaya zorlandığı bazı şeyler çullanıyor o an.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"bir keresinde yine şiddetli bir kavgamız sonrası, yere kapaklandı. bilincini kaybetti. ardından kendine geldi ve dakikalarca güldü. ayağa fırladı, hiç birimize bakmadan mutfağa gidip bir bardak su içti. iyi gibi görünüyordu, sonra tiz bir çığlıkla beraber duvara yumruğunu geçirdi, nefes bile alamadan, dakikalarca koridorda çırpındı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sonrasında doktora götürmediniz mi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"elini incitmiş. psikiyatrist ilaç vermişti, yaklaşık dört ay kadar bu ilacı kullandı, sonra bıraktı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden sonuna kadar kullanması için ısrar etmediniz. altı aydır dönemleri."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"biliyorum. kullanmak istemedi. kendini güçsüz hissediyormuş kullandığı zaman, aklı uyuşuyormuş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ısrar etmeliydiniz. devam etti mi bu sinir nöbetleri?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"şu anda ufacık bir tartışmamızda bile sinir krizine giriyor. öfkesini kontrol edemiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"başka aklınıza gelen neler var? mesela bu abnormal davranışları devam ediyor mu, ışık açıp kapama gibi?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;"birkaç kez rastladım. artık büyüdü, yapıyorsa da bilmiyorum. fakat son zamanlarda eskisi kadar yoğun değil."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"başka?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"boşluktan bahsediyor. kendisini terk etmemizden korktuğundan. bir gün babası için nefret dolu konuşurken diğer gün hareketlerime dikkat etmemi, babasının kötü olamayacağını söylüyor. bir ilişkisi olduğunda karşısındaki insanı insandan öte, kutsal bir varlıkmış gibi anlatıyor. bu normal gibi geldi başlarda fakat ayrılıkları ertesi toparlanmaya çalışması. her şeyden kopuyor, normal seyretmiyor. dini inancı vardır fakat bazen inancı yokmuş gibi davranıyor. son zamanlarda ise arkadaşlarından çok fazla koptu, sürekli odasında bir şeylerle uğraşmakta, benimle de konuşmuyor, ablasıyla da."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"anladım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doktor bunu söylerken yazdığı notlara göz geçirmekte.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"amaçsızlık"&lt;br /&gt;"aşırı kaybetme korkusu."&lt;br /&gt;"sürekli yinelenen amacı olmayan davranışlar"&lt;br /&gt;"düzensiz aile ilişkileri"&lt;br /&gt;"yinelenen kabuslar."&lt;br /&gt;"öfkeyi kontrol edememe."&lt;br /&gt;"boşlukta hissetme."&lt;br /&gt;"inançlarda aşırı uca gelip gitme"&lt;br /&gt;"asosyallik ve farklı şeylere bağlanma"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"aklıma şu anda daha fazlası gelmiyor doktor bey."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"hanımefendi. kızınızda tahminim doğrultusunda borderline kişilik bozukluğu mevcut. bununla beraber gelen bazı obsesif düşünceler ve takibi kompulsif davranışlar da baş göstermekte. bunlar..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesai bitmek üzere &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anne ile doktor hala içerideler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızsa dakikalardır. düşünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman akmakta hayat,&lt;br /&gt;hayat devam etmekte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8107923852000362726?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8107923852000362726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-50.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8107923852000362726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8107923852000362726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-50.html' title='kreuzen 50'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7407497228362435892</id><published>2009-09-04T12:28:00.000-07:00</published><updated>2009-09-04T13:32:50.586-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 49</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"tüm o olmazsa ölürüm denenlerin ardından&lt;br /&gt;onlar olmadığı için&lt;br /&gt;diriliyor insan."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" uzunca bir zaman karanlığın gözüne baktım. ilkin kendinden korktuğumu anlayan karanlık, varlığımı sömürürcesine beni içine aldı, karanlıktım o an baştan aşağı. baştan aşağı karanlığa gömülmüştüm ki kurtulmam için gerekenin sadece gözlerimin ona alışması gerektiğini, ardından sonsuz bir karanlığı bile ışığa boğabileceğimi anlamam geç olmadı. muzdarip olduğum tek şey ise her karanlığa alışmayan gözlerimin. beni benzer bir korkuya itişi oldu. hepsini istisnasız. sonunda ışığa boğdum. hepsinden istisnasız. çok korktum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlat&lt;br /&gt;anlat, bana bir yangını şimdi&lt;br /&gt;yüzüme sarf edilmesi yasak&lt;br /&gt;kelimeleri söylüyormuşum gibi bakma.&lt;br /&gt;"yangınım" dediğinde bu&lt;br /&gt;bu benimsemeyi görüp gidecekmişim&lt;br /&gt;gibi korkma, üstelik ateşin&lt;br /&gt;yakmayan kısmı külüdür&lt;br /&gt;küllerini serpmemiş sonsuzluğa &lt;br /&gt;insanlar biliyorum&lt;br /&gt;biraz esirdir, küllerini sevmemiş &lt;br /&gt;insanlar onlar kadar ölüdür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlat şimdi&lt;br /&gt;yıllar önce o çok sevdiğin&lt;br /&gt;ve yılların geçmiş olmasıyla bağlantılı belki de&lt;br /&gt;unuttuğun, aslında unutmadığın&lt;br /&gt;belki annenin anlattığı belki&lt;br /&gt;kendi yazdığın&lt;br /&gt;masalı anlat&lt;br /&gt;sözcüklerin dökülürken ağzından&lt;br /&gt;erkeksin ya ağlama&lt;br /&gt;dayan&lt;br /&gt;annenin anlattığında içine&lt;br /&gt;koyduğun umut ya da&lt;br /&gt;yazdığındaki kötü son ya&lt;br /&gt;masalları ölümsüz&lt;br /&gt;masalındakini efsane yapan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söyle, bazı sözcüklerin&lt;br /&gt;kayıptır bakirlikleri ki&lt;br /&gt;persenk olmuş dillerde bu&lt;br /&gt;sözcükler yaratır aslında&lt;br /&gt;en güzel şiirleri&lt;br /&gt;masalları ve efsaneleri&lt;br /&gt;diyeceğim, lazımdır bazen aslında &lt;br /&gt;sözcüklerin bu hafif meşreplikleri&lt;br /&gt;hem bil bunu, safsa bir su&lt;br /&gt;yakar&lt;br /&gt;anlat bana bir yangını şimdi yüzüme&lt;br /&gt;insan değilmişim gibi bakma sadece&lt;br /&gt;aslında biraz&lt;br /&gt;severim ben külleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7407497228362435892?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7407497228362435892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-49.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7407497228362435892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7407497228362435892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-49.html' title='kreuzen 49'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2856846042980057697</id><published>2009-09-02T07:19:00.000-07:00</published><updated>2009-09-02T07:56:26.187-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 48</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;bazı&lt;br /&gt;içini doldurmanın imkansızlığı kabul&lt;br /&gt;edilememiş fakat insan olmanın&lt;br /&gt;getirisi zihin kalıpları ve&lt;br /&gt;bu uğurda insan talanındayken düşünceler&lt;br /&gt;sadece kendileri varmışçasına&lt;br /&gt;uçsuz bucaksız bir ziyandayken, ben&lt;br /&gt;bazı sonlardan bahsedeyim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gözün ışığını taciz etmekte bir&lt;br /&gt;diğer gözün hiddetle yanan ışığı şimdi&lt;br /&gt;göz alıcı, göz alıcı sahnelerdir ki sorarken&lt;br /&gt;her zaman geç kalınmış bir nasıl'ı, bir kadına&lt;br /&gt;"nasıl içinde yanmamakta artık o şey o&lt;br /&gt;her ne ise", bir cesedin sorgusu sorulmakta ki&lt;br /&gt;adam, ceset ve tüm sorgular şimdi&lt;br /&gt;zamana sığınmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam, üzerindekini çıkarıp kadına&lt;br /&gt;vermeye çalışıyor, kadın&lt;br /&gt;titriyor, soğuk, aslında üşüten onu&lt;br /&gt;onu üşüten temmuz değildir, yanında yürüyen&lt;br /&gt;alev alev adam şimdi ona&lt;br /&gt;ölümsüz aşkının bitişini soruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;insanlar yüzyıllardır&lt;br /&gt;insan olduğuna bakmaksızın &lt;br /&gt;ölümsüz&lt;br /&gt;yeminler ediyor, her saniye bazı&lt;br /&gt;ölümsüz yeminler ölüyor bazı&lt;br /&gt;ışıklar sönüyor gözlerde&lt;br /&gt;durmaksızın&lt;br /&gt;alışkanlık kılıfında bazı&lt;br /&gt;olmazla olmazlarsa artık büyük&lt;br /&gt;sıfatları taşıyor sanıyor, insan aslında&lt;br /&gt;her zaman, sadece&lt;br /&gt;sadece kendini seviyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın her ne ise o taşıdığı, o yük, o tarifsiz&lt;br /&gt;ve göstermeye çalıştığıdır kadına ki&lt;br /&gt;kadın göremiyor, bir diri ışık sönmüş ki&lt;br /&gt;o fer sönmüş o temmuzda, temmuz, temmuz değil adam&lt;br /&gt;düşünüyor bazı kavramlar&lt;br /&gt;bazı kavramlar sığmamakta zamana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadına dönüp&lt;br /&gt;ölümsüz aşkını soruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın adama bakmaya çalışsa da&lt;br /&gt;gücünün yetmediği aslında fakat yetmek zorunda olduğu&lt;br /&gt;bazı kelimeleri, kelime rengine bürünmüş&lt;br /&gt;gerçekleri sarf edebilmek ve en azından&lt;br /&gt;buz gibi bir poyrazla adamı daha fazla&lt;br /&gt;alazlamamak için yüzünü çeviriyor&lt;br /&gt;kolay değil zamanlara sığmayan bir&lt;br /&gt;temmuz gecesi gözlerine bakarak&lt;br /&gt;söyleyebilmek bir sonu, güçlü güçsüz bir&lt;br /&gt;adama, böyle anlar belli ki insan üstü bir&lt;br /&gt;cesaret gerektiriyor her ölünün ardından&lt;br /&gt;kalan o her insana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözcüklerdir ya ruh gizlerler içlerinde&lt;br /&gt;özün özün, bazı &lt;br /&gt;ölü sözcükler dökülüyor araladığı&lt;br /&gt;kırmızı dudaklarından kadının, bu temmuz akşamında adam&lt;br /&gt;üzerine bir şarjör boşalmışçasına &lt;br /&gt;delik deşik şimdi, son nefesini verirken daha&lt;br /&gt;bir dikleşiyor adam, laf getirmemek&lt;br /&gt;laf getirmemek için belki hala bazı kavramlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın bu kendisi için zor&lt;br /&gt;ve adam için daha zor gösteride&lt;br /&gt;adamın her hücresinin rolünü bilmekte aslında, o an&lt;br /&gt;adamın, kadın üzerinden oluşturduğu milyonlarca&lt;br /&gt;inanç zihninden attığı urganlarla &lt;br /&gt;intihar etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam birkaç geri adım atıyor&lt;br /&gt;ve artık bazı dönüşsüz oluşların ardından adam&lt;br /&gt;artık tanımadığı, aslında tanıdığı o kadına bir&lt;br /&gt;temmuz akşamında &lt;br /&gt;son kez bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birbirinden bağımsız, onlarınkinden ayrı,&lt;br /&gt;ve ellerinden geldiğince birbirine&lt;br /&gt;benzer şekilde, yeni aşklar doğurmak üzere&lt;br /&gt;bir aşkın cesedini, bir yolun girisine seren&lt;br /&gt;bir kadın ve bir adam&lt;br /&gt;birbirlerine sırtlarını dönerek diğeri&lt;br /&gt;olmaksızın yollarına gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2856846042980057697?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2856846042980057697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-48.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2856846042980057697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2856846042980057697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/09/kreuzen-48.html' title='kreuzen 48'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3436187271364862582</id><published>2009-08-30T13:57:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:30:53.944-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 47</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"benim söylemek için çırpındığım gecelerde&lt;br /&gt;siz yoktunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         altıncı gün- özdemir asaf"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kirlenmiş olmalı bir anıyla&lt;br /&gt;ürkek gölgesi&lt;br /&gt;batmış belli ki karanlığa&lt;br /&gt;ürkek adımlarla kaçmakta&lt;br /&gt;gün ışığına, bir adam&lt;br /&gt;tutmuş elinden olmayan çocuğunun&lt;br /&gt;koşmakta çocuk, kaçmaktalar&lt;br /&gt;bilinmez bir suretin kiri bir çocukla&lt;br /&gt;kader&lt;br /&gt;kaderleridir belki&lt;br /&gt;belki de böylesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durmakta adam bir sokak lambasının&lt;br /&gt;altında, bırakmakta&lt;br /&gt;avucundan olmayan bir eli&lt;br /&gt;çok uzakta bilinmez bir suret&lt;br /&gt;ağlamakta&lt;br /&gt;veremediğinden belki&lt;br /&gt;belki de bir adamın avucuna&lt;br /&gt;minik bir eli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadının uykusu bölünmekte bir&lt;br /&gt;son nefes verilmekte&lt;br /&gt;bir yerlerde&lt;br /&gt;adam vurmakta diplere&lt;br /&gt;diplere vurmakta&lt;br /&gt;aklı fikri şimdi&lt;br /&gt;birkaç surette ve &lt;br /&gt;bir çakmakta&lt;br /&gt;çakmak ki arzuladığı ölüm için sigarasını&lt;br /&gt;bir yola uğurlamakta direnmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gök ağlamakta &lt;br /&gt;çisil çisil&lt;br /&gt;çocuk ağlamakta bir&lt;br /&gt;anne, bir kadın ağlamakta şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadının avucunda&lt;br /&gt;bir başka avuca vereceği üzere bir&lt;br /&gt;avuç bulunmakta, aradaki&lt;br /&gt;tek sur ise bir parça&lt;br /&gt;deridir.&lt;br /&gt;kadın ağlamakta ve yanında uyuyan&lt;br /&gt;bir adam&lt;br /&gt;kadının avucundaki çocuğu&lt;br /&gt;beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuk, adamın sokak lambası altındaki&lt;br /&gt;halini görmekte, üzülmekte; günü&lt;br /&gt;arzulayan bu gecede&lt;br /&gt;ağlayan annesini duymakta, yanında&lt;br /&gt;yatan kimseye bakmakta ve&lt;br /&gt;dudağını bükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam sigarasını yakıp&lt;br /&gt;boş avucunu sıkarken damar damar kadın&lt;br /&gt;uykuya dalmakta, diğer&lt;br /&gt;adam sırtını gerçeğe dönmekte&lt;br /&gt;çocuksa her şeyi&lt;br /&gt;bilmektedir.&lt;br /&gt;hayat&lt;br /&gt;devam etmekte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3436187271364862582?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3436187271364862582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-47.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3436187271364862582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3436187271364862582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-47.html' title='kreuzen 47'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5276910216020854296</id><published>2009-08-29T13:42:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:31:16.641-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 46</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;o kadar çok insansın ki sen&lt;br /&gt;söz perdesinin ardına gizlenmiş&lt;br /&gt;milyon sesinin arasında tek sesi&lt;br /&gt;çekip çıkarmaya uğraştığım&lt;br /&gt;ne insansın sen&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim düşlerimde o&lt;br /&gt;uyuyordu, düğümdü boğazımda&lt;br /&gt;susuyordu, uyuyordu&lt;br /&gt;karanlıktı&lt;br /&gt;karanlık bir bana koyuyordu&lt;br /&gt;bir gün kalkıp gidecekti, şimdi&lt;br /&gt;şimdiyse uyuyordu&lt;br /&gt;bir gün kalkıp gidecektim üstelik.&lt;br /&gt;uykusunu bozmamak için bana sorsalar&lt;br /&gt;sonsuz olsun uykum, uykusu diye&lt;br /&gt;o an ölecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uykumda yakalamıştı beni, istese&lt;br /&gt;istese öldürürdü, uyuyordu&lt;br /&gt;uyusam izlemesem şimdi&lt;br /&gt;bir gün kalkıp gidecekti, biliyordum&lt;br /&gt;her zaman ağır&lt;br /&gt;bu zaman hızlı geçecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istesem öldürürdüm onu&lt;br /&gt;uyumuştu uykumda&lt;br /&gt;istesem öldürürdüm kendimi&lt;br /&gt;milyarlarca insanı öldürürdüm istesem &lt;br /&gt;milyarlarcanın haberi olmaksızın&lt;br /&gt;öyle soğukkanlı ve her&lt;br /&gt;planlanmamış cinayet gibi &lt;br /&gt;ansızın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uykusunda vardı bir şeyler&lt;br /&gt;ben yoktum&lt;br /&gt;sarsıldı, ekşidi yüzü&lt;br /&gt;sarsıldım&lt;br /&gt;kondu kirpiğine biraz&lt;br /&gt;biraz yıldız tozu&lt;br /&gt;uyandırmadım, hemen topladım.&lt;br /&gt;ışıl ışıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıldız tozlarından yüzüme doğru &lt;br /&gt;atladı bir kedi&lt;br /&gt;tırnaklarını geçirirken yüzüme yüzüm&lt;br /&gt;kanıyordu&lt;br /&gt;düşlerinde vardı bir şeyler&lt;br /&gt;ağlıyordu&lt;br /&gt;bir uykudaki iki insanı şimdi&lt;br /&gt;bir kedi tırmalıyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir öykü anlatmaya başladım&lt;br /&gt;yaşları süzüldü&lt;br /&gt;kedi uyudu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5276910216020854296?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5276910216020854296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-46.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5276910216020854296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5276910216020854296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-46.html' title='kreuzen 46'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-2874189098860728400</id><published>2009-08-28T11:13:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:31:48.800-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 45</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/Spgfca10zxI/AAAAAAAAAy0/XmipC-VS1dk/s1600-h/kreuzen+45.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 183px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/Spgfca10zxI/AAAAAAAAAy0/XmipC-VS1dk/s320/kreuzen+45.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375080728368566034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;" o tüm öleceğim'lerin sonunda&lt;br /&gt;ölmedikçe&lt;br /&gt;diriliyor insanoğlu."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" uykulara dalarken o alaşağı düşüşlerimiz unutulur mu? unutulmaz. çok şey unutulmaz sadece bilinç, bastırır. bilincin görmezden geldiği ve hayatı sekteye uğratabilecek her detay, zihnin boş bulduğu deliklerden sızar ve bu sızış, insanda yıkıcı etki yaratabilir. insan kendini başarısız, hayatı ise olabildiğince anlamsız bulur bunların ertesinde. bunları zihin tekrar bastırır. hayat devam eder."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"tam gırtlağının altındaki çukura dayanmıştı ki o her neyse... öleceğini düşündü. defalarca sırtını dönüp kaçmaya çalışırken tüm adil savaşmayanlar gibi sıtından vururdu onu, hızla ardından yetişir ve saçlarının ucundan bir hamleyle kavrardı. saçlarının koptuğunu hissederdi; o kaçış anında hep aynı ses, aynı kişi ve aynı korkuydu takipçisi. yüzünü çevirdiğinde asla yüzüne bakmaya cesaret edemediği ve kim olduğunu çok iyi bildiği aynı kişiydi her kaçışının, her kopuşunun ve her uyanışının sebebi. sadece toz konduramazdı bu kabusların kahramanına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözü dönmüş bir insana gelen o insanüstü güçle kavrandığını hissettiği saçlarının acısından ilerleyemez halde aynı koridorun aynı noktasına çökerdi. var gücüyle bu el onu kalkması için yukarı doğru çeker ve bu çekiş esnasında kız, ensesinin yüzüleceğini hisseder, itaatkar ve korkudan titrer halde çöktüğü yerden kalkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elin saçlarını dolaması ve kızın yüzünü kendine çevirmeye çalışması takip ederdi bu hep aynı ve hep başa saran mücadeleyi. güç, yüzünü kendi yüzüne doğru döndürürken kız, ona karşı koyamadığı için sadece gözlerini kapamakla yetinirdi. tam bu an farkındalığı, inançları, reddedişi ve isyanı kaynaklı midesinden başlayıp boğazına doğru ilerleyen bir sızı duyar ve.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve ardından o şey çullanırdı boğazına. nefesini kesmeye çalışır ve gırtlağının altındaki boşluğa sipsivri bir şey dayardı. ardı karanlık olurdu ve manevi hiçbir öğeye yer vermeksizin, hayvansı bir boğuşma başlardı boğazına çullananla arasında. kurtulamaz, neye inanacağını bilemezdi o anlar. bu boğuşmayı durduramayan dualar ederdi içinden.  bu şaşırtırdı onu, tüm değerleri şaşırırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yapma. lütfen."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini açmamasının sebebi açamaması değildi aslında, sadece o savaştığı, boğuştuğu varlıktan nefret etmemesi gerekliliğiydi. elinden geldiğince. koyması gereken, koyması öğretilen kalıba koymalıydı onu. bakmadan yapmalıydı ki eğer ölürse yani yenik çıkarsa bu savaştan, onu son kez bu şekilde görmüş olarak gitmemeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aniden gözlerini açtı. yine başarabilmişti bunu. zifir karanlıkta gözlerini tavana sabitlemiş bakıyor şimdi. algılamaya çalışıyor şu anda nerede, nasıl? saçları acıyor mu gerçekten, boğazında bir şey var mı? hepsinin ötesinde yaşıyor mu hala? ona geçmek bilmeyen bu birkaç dakikada maddi varlığını halen sürdürüp sürdüremediğine dair tüm detayları hafızası ile yokluyor. gecenin sessizliğinde kaloriferin ısındığına dair gelen harici bir ses, bir tıkırtı zihnini biraz olsun toparlayabilmesini sağlıyor kızın. "sesi duyabildiğime göre hala yaşıyorum." bir ölününkinden farksız hareketsizlikte teki karnının üzerine, tekiyse sol yanına uzanmış şekildeki ellerinden tekini kaldırıyor, burnuna yaklaştırıyor. hala nefes alıp almadığına bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken boğazından hıçkırığımsı bir ses geliyor, tamamen kontrolü dışında çıkıyor üstelik bu ses. karnı kasılıyor ve son aldığı nefes içine tıkanıyor. bu tıkanma ile olanca mevcudiyetini göğsünde sürdüren, hıçkırık diye nitelendirilemeyecek kadar sessiz bir sarsılma başlıyor vücudunda. öyle sarsılıyor ki vücudu yattığı yatak sarsılıyor hafif hafif.gözleri kısılıyor gecenin karanlığında, dudakları geriliyor ve birbirine geçirmek istermişçesine sıkıyor dişlerini. tüm bu zavallılıkta elini az önce yaşayıp yaşamadığını merak ettiği için burnuna götürmüş olduğunu hatırlıyor ki şu anda içinde bulunduğu bu yargılamada, bu zavallılıkta ve güçsüzlükte ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını ve neler olacağını, bu anın ertesinde ne yapacağını ve diğer hiçbir şeyi düşünemiyor. bu son aldığı soluğun göğsünün duvarlarındaki çarpıntılı seyri sıkıntı vermeye başlıyor kıza fakat yine de nefes alamıyor. burnu hizasından çektiği eli ve diğer elini yatağa uzatıyor ve çarşafını olanca gücüyle kavrıyor. parçalamak istermişçesine kavrıyor çarşafı. hatta belki de parçalamak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an dünyanın dönüp dönmediği, zamanın akıp akmadığı yahut çarşaf, hiç önemli değil onun için. şu an, nefret ediyor. neden nefret ettiğini bilmeksizin, karşısında somut bir düşmanı olmaksızın nefret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten gerçekleştiremediği nefes alıp verme işlemini gerçekleştirmek de istemiyor belki. bu her neyse, bu sık sık tekrarlanan bu şey, bu korku... güç henüz elindeyken onun kendine yapmak istediğini kendi gerçekleştirmek belki nefesinin kesilmesinin sebebi. ya da nefesini kesmesinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sürüngen gibi tısırdayarak veriyor nefesini sonunda dayanamayarak. elleri çözülüyor ve çarşafla temasları kesiliyor, bunlar gerçekleşirken karnındaki kasılma yerini buruşuk bir ağrıya bırakıyor ve tüm benliğiyle sarsılmaya başlıyor. bedeni sarsılıyor, elleri ve tüm bilinci sarsılıyor. ağzındaki korkulu buruşma yerini ağlamaya başlayacak bir insanınkininkine bırakıyor ve dişleri çözülüyor. diş etlerinin sancısı ise karnınınkini bile bastırabilecek şekilde yoğun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapalı gözlerinin iki ucundan çıkan birer damla göz yaşı gecenin karanlığına doğru uzatırken yollarını, sadece anlamlandırmaya çalışıyor. bu canına kasteden nedeni anlamlandırmaya çalışıyor. nereden geldiğini, neler yaşadığını ve nereye gittiğini. alıp verilemeyenin ne olduğunu, her bir hücresini hayatının. direncini kıran her şeyi anlamlandırmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerini yüzüne götürüyor ve ağır bir kayıp yaşayan insanların, bu kaybın ertesinde çıkardıkları o tiz, çığlık fakat bir o kadar da çığlık olmayan sesi çıkarıyor ağzından. tüm tüyleri ürperiyor bu sesin ertesinde ve birkaç dakika boğulurcasına ağlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecenin karanlığında dikiliyor ve sırtını yatağının yanındaki duvara dayayarak oturuyor. ağlaması kesiliyor ve bu savaş, yerini harap fakat huzurlu bir enkaza bırakıyor. yavaş yavaş başını duvara vurmaya başlıyor. gitgide sertleştirerek, aklına ve hayatına hükmeden, canına kasteden tüm o atamadığı düşünceleri dökmek istercesine, kalp ritmi ile vuruyor başını duvara. bir ayin gibi gerçekleştirmekte bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken midesinin farklı bir şekilde kasıldığını hissediyor. ağzına gelen mide öz suyunun tadı ile yüzü buruşuyor. yerinden kalkıp kapısına, ardından da banyoya doğru ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;midesinin sağlıksızlığı, zihninin sağlıksızlığı ve ardından iyileştirmeye çalıştığı tüm oluşların sağlıksızlığı. birkaç kez öğürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerini lavabonun iki yanına dayamış ve bu şekilde dakikalar geçmiş. midesi şimdi daha iyi. yüzünü kaldırıyor ve aynada yüzüne, yüzünde kanlanmış gözlerine çiviliyor siyah gözlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o an dünyanın bir yerinde bir çocuk dünyaya gelmekte. benzer kabuslara dayanabilmesi üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir adam, bir kadını öldürüyor. sebebi çok seviyor olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer bir çocuk. herkesin içinde bulunduğu fakat onu gitgide anlamsızlaştıracak bir uykuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en yakın arkadaşı. dostu. henüz uyumamış, bir takım hayallerin peşinde. aşık olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dip ve koyu sokakların birinde bir kadın düşüyor. yanındakiler kaldırmaya çalışıyor. çok fazla içmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki üç apartman ötesinde bir evde bir adam bir kadını dövüyor. sebebi... tek çocuklarını odasına yollamış anne. çocuk ağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yerde bir adam, bir kadına evlenme teklif ediyor. kadın, mutlu. alabildiğince mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"insan beyni yirmi bir yaşına kadar gelişimini sürdürür. &lt;br /&gt;beynin en son gelişen bölümü, çıkarsama kabiliyetiyle ilgili olan bölümdür."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-2874189098860728400?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/2874189098860728400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-45.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2874189098860728400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/2874189098860728400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-45.html' title='kreuzen 45'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/Spgfca10zxI/AAAAAAAAAy0/XmipC-VS1dk/s72-c/kreuzen+45.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-7068583086809790840</id><published>2009-08-26T13:37:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:32:16.778-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 44</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" ölümün var olduğu dünyada tüm zamanlar kısadır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;bozulmak üzere edilmiş binlerce&lt;br /&gt;yeminin&lt;br /&gt;ölü doğumu ve yine de&lt;br /&gt;doğumu, zihnin ağılı akışı&lt;br /&gt;seyrederken damarlarda ben&lt;br /&gt;kısa zamanlardan bahsedeyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akıcıdır büyük kavramlar. zihin, yakıcıdır. düşünceler. zaman. hayat. aşk ve ölüm. akıcıdır. zaman akıcıdır misal. mevsimler. tek gerçekse mevsimlerle ilgili. dört mevsimin aralarındaki akışıdır yönünü. birbirlerine çevirdikleri. yazı yaşayanlar değişir misal. yazın yakıcılığı. yazın gelişi ise değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk yazdır. kışa çevirendir yüzünü ömrün. önünü bahara çevirendir ve sonunu güze bırakan. fakat yaz, ismi adına yaşamalıdır diğer üç mevsimi de. yaz yakar. vurur ömrü. sıcaktır. uykular böler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıkıcıdır büyük kavramlar. zihin, yıkıcı. düşünceler, zaman, hayat, aşk ve ölüm gibi. kavramların büyüklüğüne aldanmaksızın. yegane hedefi hep. küçük fakat yıkılmaz insandır. insan yıkılmaz. insan düşer. insan sendeler. insan eğilir, itaat eder. insan dikilir. itaat ettirir. özler, sever, nefret eder fakat yıkılmaz insan. binbir kılık içerisine girebilirken insan. var edilmiş tüm kavramlar. o muhteşem kavramların hepsi. insan için var edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın gözle görülemez kalkanları vardır. vücudun hastalıklar ertesinde oluşturduğu. bağışıklık gibi zihin de büyük sancıların ertesinde. yahut irili ufaklı yaşanmışlıkların. koruma oluşturur kendine. o yüzden zihnin sağlıklı olma ölçütü. bu sancıları hiç tatmamış olması değil. aksine atlatmış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine hastalığı tatmış zihinler için. mevcut iki durum vardır. birincisi hastalık öncesi halidir zihnin. zihin, içinde bulunmuştur. ikincisi hastalık halidir ki zihin içinde bulunmuştur. ne kadar tekrarlanmayacak olsa da bu hal. bu halin hatırlanması. yani bazı ruh çağırmalar. tehlikelidir. zihin acır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyük kavramlar sıkıcıdır. zihin, sıkıcıdır. düşünceler, zaman, ölüm ve aşk. aslında patlamaların kaynağıdır sıkışma. patlamalar. yıkıcıdır. aşkın ruha verdiğine bakınız. sizi ikiye bölüyor. yarınız? yarınızı bir diğerine veriyor. adil mi? hayır. düşüncelere bakınız. uykularınızı bölüyor. ölüme bakınız, ömrünüzü... hayata bakınız başlı başına. milyarlarca parça, mozaik. hangi ucundan tutsanız. elinizde kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyük kavramlar arasına sıkışmış. bizlerin. kısa zamanlar yaşamaktan başka. seçimi yok. uzun zamanlar yaşayanlar. onlar sonsuz oluyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" göz&lt;br /&gt;göz gördüğünü hatırlar&lt;br /&gt;kulak duyduğunu misal&lt;br /&gt;zihin, yaşadığını&lt;br /&gt;el yordamı yaşarken hayatı karanlıkta&lt;br /&gt;karanlıkta gezdirirken ellerimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ab'ı hayat&lt;br /&gt;eğip boynumu kabullensem ben&lt;br /&gt;sen de öldürmesen ya kendini."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-7068583086809790840?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/7068583086809790840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-44.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7068583086809790840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/7068583086809790840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-44.html' title='kreuzen 44'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1779726514477370092</id><published>2009-08-26T13:01:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:32:39.389-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 43</title><content type='html'>sancılı yalnızlıklar. sancılı farkındalıkları takip eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genellikle öncü sancılar ardından. doğar hep sözcükler. hepsi. hepsi acı verir bu sözcük birlikteliklerinin. rahatsız eder zihnin kuytu köşelerini. aslında seçme şansları olmaksızın. sadece sözcüktürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıldızlar. yıldızlar ışıklarını. yıldız olabilmek için kaybetmiş. olabilirler mi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"ayna. ince ve uzun. uzun süre aynanın içerisine hapsolmuş gözlerine dikti gözlerini. öylesine anlatmakta ki o an ikisi aynı şeyi birbirine. derin sırlara yaydı bakışını ki bir aynanın sırrı boyunca vardı şimdi. bir sırra gizlenmişti. dünya üzerinde onu kendine gösterebilen yegane varlık, şeffaf bir düzlemin ardına serilmiş kapkaranlık bir sırdır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıldızları öldüren gün ışığıdır. karanlık parlatır yıldızları. karanlıktır halbuki, sırdır. karanlık parlatır tüm ışıkları. gecedir. gece, ruhun geçici ölümü, bedenin kısmi kaçışıdır. gün ışığı tüm yıldızları öldürür. güneşse, yıldızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" sırra yüzünü ona gösterdiğine teşekkür edercesine, bir o kadar da sövermişçesine baktı. bakışını topladığı darmadağınık aynadan kırmızı rujuna kayırdı. tüm güçsüzlüğünün verdiği bir güçle hareket ettirdiği elini ruja götürdü, yavaşça kapağını açtı. dudaklarını araladı. bu ezilmiş, küçülmüş fakat kadınlığından hiçbir şey kaybetmemiş ruju dudağının sağ alt köşesine dayadı. kırmızı, kadındır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırmızı. kırmızı ateştir, ateş&lt;br /&gt;hayat&lt;br /&gt;şaraptır&lt;br /&gt;kırmızı, aşktır.&lt;br /&gt;tutkudur ve&lt;br /&gt;hayattır&lt;br /&gt;kandır.&lt;br /&gt;beyaz ne kadar ölümse&lt;br /&gt;kırmızı o kadar hayattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;" ruju sakince yerine bıraktı. bu sakinlik hem köklerine, hem özüne, hem üstün bir saygıya hem de sevgiye dayanıyordu. tüm kökler gibi, zeminde ilerleyen, hayat veren fakat yüzünü göstermeyen. beslediği bilinen fakat göz önünde büyümeyen, güçlenmeyen, görünmeyen. tüm kökler gibi. zihnin kıvrımlarının kesici, kanatan keskinliğini taşıyan, kadındı o."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çizilen sığ çizgiler ertesi kadınlar. keskin bir zihnin tüm kıvraklığını her hücrelerinde taşıyabilen, zihnin sürüngen kıvraklığında yer yer sürünür görünen fakat süründüğü asla görülmemiş ruhlardır ki cinse, renge, bedene bağlı kalmaksızın bazı ruhların süregelen kaypaklığıdır bu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;" eline hakim olamadan avucu içerisindeki ruju yüzük parmağıyla okşadı. sonra aniden çekti elini rujdan, temas kesildi. sonra düştü eli, bir ölününkü kadar hareketi reddeder şekilde birkaç saniye rujun yanında. uyudu eli. zihnini toparlayabilmek için başını salladı hafifçe, aynada tekrar kesiştiği gözlerini gözlerinden kaçırdı. oturduğu yerden kalktı. gözlerini kapadı ve aynaya doğru yanaştırdı yüzünü. gözlerini açtı ve irisini neredeyse tamamen kaplamakta olan iri bir çift gözbebeği ile gözünün içinde ilerlemekte, her aşamada daha da küçülmüş sonsuz tane silüetine baktı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynalar ve gölgeler. makyajlıdır. saklarlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1779726514477370092?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1779726514477370092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-43.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1779726514477370092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1779726514477370092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-43.html' title='kreuzen 43'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3149195384102652525</id><published>2009-08-24T15:24:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:33:11.893-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 42</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"büyüdüğüm zamanlar... büyük konuştuğum zamanların erteleri. zor zamanlardı."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;balık burcu. ölüm.&lt;br /&gt;bin methiye yazarım ölüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölmesi için. dünyaya getirilmiş. bir çocuğun bencilliği. içimdeki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bin methiye yazarım zamana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya üzerindeki. sonsuzlara güvenim. ölüm ve zamandır ki. sonsuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşka yazarım methiyeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyüdüğüm zamanlardı aşık olduğum zamanlar. zor zamanlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçücük oldum olmadığında. gitme dedim hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gittiğin yerde çekilir sular ve. kurur dünya. kurur dünyalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç kez kurudu. sonrası yeşil. yemyeşil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamandır. zamanın rengi yeşildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlıktır sonra. kökü yalındır. sadedir. sadecedir. bendir, sendir. benim kadar yalnızdır en az. senin kadar yalnızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fark etmektir. fark etmenin. hemen her şeyi. çıktığı kaçınılmaz kapı. yalnızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlığın çıktığı kapı ise. fark etmektir. soğuk. ve boştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"zihnimden sesler geliyor. dizginleyemediğim sesler. gırtlağımdan ciğerlerime uzandığını hissettiğim buz gibi bir şey, sanki zehirli. gece vakit geç. beni öldürmek istiyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yaptım üstelik kayda değer? zararları ile övünen insanlar vardı gördüğüm, verdikleri zararlarla varlıklarını hisseden insanlar. varlığımı hissetmeme uğruna vazgeçmedim mi yapmak istediklerimi yapmaktan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;had. haddin ne olduğunu biliyorum. biliyorum hadleri aşmaktan çıkar hep savaşlar. savaşacak zihin gereçlerim yok ki budur haddimi bilmemin sebebi. tüm o savaşı svmeyenler gibi değil benim savaş sevmeyişim. farkındayım ki hepsi sever savaşı. aksi kabul edilebilir mi varsa dünyada bu kavram.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözü geçen her bir kavram ya da. aşk mı, düşmanlık mı, kin mi? isimsiz kalmış tek bir varlık gösterin bana? ya da varlıksız tek bir isim. yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cisimsiz hayallerim ama. onlar tırmalıyor zihnimi."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"gece. topu topu iki hece.&lt;br /&gt;beyin doğum sancıları çeker. özlenendir.&lt;br /&gt;ışığı ortaya çıkarır ki karanlıktır.&lt;br /&gt;uykulara kaçılandır zira insanlar, gizi severler&lt;br /&gt;hem de gün ışığında..."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3149195384102652525?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3149195384102652525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-42.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3149195384102652525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3149195384102652525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-42.html' title='kreuzen 42'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1702916018164165650</id><published>2009-08-23T15:03:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:33:39.656-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 41</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"ak ve kor&lt;br /&gt;beyaz&lt;br /&gt;kırmızı&lt;br /&gt;nasılsa dönüşüm&lt;br /&gt;süt ve kan&lt;br /&gt;insan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soluklanmalı&lt;br /&gt;soluklanayım ki güzel olsun&lt;br /&gt;güzel olsun dönüşüm"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz. için için muzdarip. yer yer güçlü. üç harfimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben. onun ayakları yoksa. benim ayaklarım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o'nsuzdur. ben. eksiktir. yer yer güçlü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni arda sürükleyen arka ayaklar yoktur. ben'in tek yönde iki ayağı. sayıca az ayağı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz, çift başlı. fazla mitolojik. alışılmadan gelinmişse zor üstelik. zor iki baş taşımak bir başta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben her biz deyişimde yalan söylemişim. yer yer acı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz diyenleri gördükçe ben de gördüm ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benmişim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben. elastik. gelen her bir darbeye. kıvrılma. bükülme ve eğilme. kaçma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yer yer erkekçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimsin. zor. sensen bilirsin ki sen. sen kimsin. bensem bilirim ki ben. ben kimim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"zararlı düşüncelerden arınmak lazım. zararlı düşüncelerin güne kadarki tek getirisi zarar oldu. akıllı olmak lazım. o ne demekse."&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-1702916018164165650?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/1702916018164165650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-41.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1702916018164165650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/1702916018164165650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-41.html' title='kreuzen 41'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5267429127792761658</id><published>2009-08-22T15:00:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:34:11.698-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 40</title><content type='html'>geceler &lt;br /&gt;hep geceler&lt;br /&gt;üç yüz altmış beş gecelere giydirilmiş ve&lt;br /&gt;üzerlerine kutsal sular serpilmiş gözlerden&lt;br /&gt;bazı hecelerden&lt;br /&gt;bahsedeyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekseriyetle sordum ben &lt;br /&gt;gecelere&lt;br /&gt;gözümü dikip hem &lt;br /&gt;işleyip&lt;br /&gt;her bir hücresine her bir gecenin&lt;br /&gt;sindirip dünü ve bugünü&lt;br /&gt;neredeyim, neresinde&lt;br /&gt;dünü sordum, dün hani&lt;br /&gt;hani nerede&lt;br /&gt;dünü attım ben&lt;br /&gt;bomboşaldım&lt;br /&gt;uyudum çok uyudum&lt;br /&gt;öldüm saatlerce&lt;br /&gt;dünü aldım kucağıma&lt;br /&gt;ısıtıp koydum yarının önüne&lt;br /&gt;ağırlaştım &lt;br /&gt;uyudum sonra&lt;br /&gt;çok öldüm ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün kucağımdan&lt;br /&gt;bıraktım&lt;br /&gt;terk ettim sonra ben&lt;br /&gt;ağladı ardımdan sesi&lt;br /&gt;sesini duydum&lt;br /&gt;dayanamadım döndüm&lt;br /&gt;her döndüğümde üstelik&lt;br /&gt;ekseriyetsiz &lt;br /&gt;öldüm&lt;br /&gt;ne sözüm yetti bu ölümlere benim üstelik&lt;br /&gt;ne yarınım&lt;br /&gt;ne günüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağladım çok gece&lt;br /&gt;darıldım küstüm&lt;br /&gt;kızdım barıştım&lt;br /&gt;sen söyle dünya &lt;br /&gt;sen&lt;br /&gt;sen dön ki dayanmıyor belki artık&lt;br /&gt;bir dönüşe bir başım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne bir ağlayışım ne de yakarışım&lt;br /&gt;kaldı artık, ben&lt;br /&gt;zaman değdikçe, evvel zamanda diyeceğim&lt;br /&gt;yana üzüle belki de&lt;br /&gt;putlaşmışım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bük boynumu özgürlüğüm&lt;br /&gt;yarınımdan vazgeçer gibi ben&lt;br /&gt;kanatlanmışım&lt;br /&gt;kilitlerimle kanatlanmışım ki&lt;br /&gt;ben ne yapmışım&lt;br /&gt;kesmiş şah damarımı zincirim bak&lt;br /&gt;can çekişmişim, gecelere&lt;br /&gt;gecelere kanamışım&lt;br /&gt;yak&lt;br /&gt;yak içimi yalnızlığım benim&lt;br /&gt;alazlasın rüzgar, uçursun rüzgar küllerimi&lt;br /&gt;küllerimi savur ki vazgeçiştir bunun&lt;br /&gt;karşılığı her zihinde&lt;br /&gt;vazgeçiştir karşılığı tüm&lt;br /&gt;tüm düşüncede&lt;br /&gt;pestir, hırstır, doyumdur&lt;br /&gt;gidişlerdir tüm o&lt;br /&gt;dirilmek üzere kısır dönen&lt;br /&gt;ölüşlerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dağıtsın saçlarımı&lt;br /&gt;çek çıkar kökünden işte kitli&lt;br /&gt;bak kapılar, kitli kanım&lt;br /&gt;kanım akmaz yarın&lt;br /&gt;yüzüme bakmaz sonra&lt;br /&gt;dön&lt;br /&gt;es, tel tel&lt;br /&gt;uçursan ya saçlarımı şimdi &lt;br /&gt;özgürlüğüm&lt;br /&gt;dün&lt;br /&gt;ölsen ya rüyalarımda kurtulurum&lt;br /&gt;kurtulurum o zaman belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün&lt;br /&gt;bıraksan ya peşimi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5267429127792761658?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5267429127792761658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-40.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5267429127792761658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5267429127792761658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-40.html' title='kreuzen 40'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5954025220879864903</id><published>2009-08-21T13:02:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:34:53.298-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 39</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"kahvemi yudumlarken düşünüyorum. annemin benim yaşımdayken bir çocuk sahibi olmuş olmasını, iki senedir evli olmuş olmasını, bugün evimize gelen kadının on beş yaşında ilk çocuğuna sahip olmuş olmasını, farklılığı, yazdıklarımı, çizdiklerimi; herkesin bir üretim içerisinde olmasını, ürettiklerinden çok tükettiklerinin farkında olmalarını, tükettiklerini fark etmemelerinin işlerine gelmesini, çocukluğumu, üretimi, büyümeyi, sadece üretimin kişiden kişiye imkanlar ölçüsünde, imkanlar boyunduruğunda değişimini, sokaktan geçen arabanın sesini, dostlarımı, eski dostlarımı, yeni dostlarımı, odayı ve dünyayı, dünyayı ve kafa sayısı kadar dünyayı, umursamazlaşmayı ve hevesi kıran milyonlarca şeyi."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ait hissetmemenin içimde yarattığı sızılı bir dışlanmışlık var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dışlanmışığın olması gerektiği gibi günbegün vücuduma ve zihnime yaydığı, hissedilir bir sertleşme de mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik aitlik arayışının benden bağımsız tükenişi ile beraber gelen bir özgürleşme ve güçlenmeden de bahsedebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç gün önce acaba dedim. acaba herkesin hayata baktığı çerçeveler doğru da ben mi yanlış yerden bakıyorum? olabilir mi bu? bu düşünce zihnimi bulandırmakta ondan beri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksa üretim alanımı farklı seçmemin sebebi ya da hayallerimin boyunduruğunda saçmalamamın sebebi böyle olmam gerektiği için mi? yaradılış mı, karakter mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyorum o benliğimde mevcut olan her neyse ve şayet böyle devam ederse, pek çok şeyi bırakabilirim ki gücüm kolay kırılır sonrasında, onu da biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asla olmasını istemediğim bir şey. hatta ziyadesi ile korkutucu bir durum benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım bir sene sonra o şehre bakıp hoşçakal demeden emin olamayacağım gitmek istediğim şeylerin peşinden gitmek için kararlı olup olamayacağımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii şöyle de bir durum var ki o günü hayal edebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" odasının kapısını son kez kapatmadan önce başını çevirip son kez odaya baktı. dört senedir başını koyduğu yatak beyaz ve çıplaktı şimdi. "eşyaların hissi var mıdır ki? üzülüyor mudur o da?" diğer çıplak iki yatağa baktı sonra. dostlarım. odayı gözleriyle son kez kolaçan etti, eksik yok. eksik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapıyı kapayıp kitledi. sırt çantasının kolları uzun ki büyük bavulu taşırken her zaman düşer, her zaman sorun çıkarır. ki bu sefer yolculuk uzun, sonu belli değil. çantanın iki yanındaki aparatlardan çantayı sağlamlaştırdı. derken gözü bağcıklarına takıldı, çantasını çıkardı ve bavulun yanına bıraktı. yere eğildi, bağcıklarını tekrar bağlayıp sıkılaştırdı. çantasını taktı, hazırdı. hazırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eşyalarının neredeyse yarısını ona buna vermiş olmasına rağmen iki büyük bavulu vardı. Taşımaya yardım etmesi için kimseye haber vermemişti ki aslında birkaç insan haricinde onun birazdan bu şehirden köklü bir ayrılış yapacağını bilen de yoktu. aslında pek çok insanla vedalaşmak istiyordu, pek çoğunu bir kez daha görüp de gitmek belki ama sadece birkaç dostla vedalaşmıştı. genelde değer verdiği insanlardan karşılık alması onun için pek önem ihtiva etmiyordu da. sadece biraz özlemek belki. özlenmek ya da. zaten köklü ayrılıklar öncesi son görüşlerin caydırıcılığı, güç kırıcılığı... hemen her şeyin farkındaydı. olması gerektiği gibi olsundu. onu mutlu eden herkes, o olmaksızın da mutlu olsundu. o da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önce bavulun tekini aşağı taşıdı. sonra ikincisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terminalle arasındaki bir sokak mesafe zorlu, düşünceli fakat hızlı geçti. merdivenlere geldiğinde yukarı doğru çıkmakta olan kırk yaşlarında bir adam haline üzülmüş olacak ki bavulların tekini aşağı kadar indirdi. olması gereken zamanda olması gereken bir insan daha. her zaman karşılık beklemeksizin bir şeyler yapmaya çalışan bu ve bu benzeri insanları sevmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında mesaf oldukça az kaldığı yerle terminal arasında. fakat her zaman biraz erken gitme yanlısı. nedeni çok sorumlu bir insan olması değildir, terminallerin insan kovanları oluşudur. sadece zaman evveli gidip bavulunun üzerine oturmayı ve düşünmeyi seviyor oluşu, sigarasını yakıp insanları izlemeyi seviyor oluşu onu bu sorumluluk sahibi görüntüye bürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yürüyen merdivenler. asrın icadı belki de şu an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yavaş yavaş gideceği perona doğru ilerliyor. otobüsün gelmesine yarım saat var. kapıdan çıkınca bir kolonun yanını gözünü kestiriyor. bavulların daha küçükçe olanını bir kolona yaslıyor, sırt çantasını çıkarıp bu bavulun yanına bırakıyor.siyah bavulu bu iki bavulun yanına diklemesine koyup üzerine oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önündeki perondaki otobüs yavaşça, o otogarlarda duyulup harici hiçbir yerde duyulamayacak tısırdamayla hareket ediyor. bu sesler aslında dokuları oluşturan, mesela aşık olunan görülünce hani neredeyse kulakla duyulabilecek şekilde kalbin atışı, annenin çocuğa çok kutsal bir şeymiş gibi bakışı, semazenin dönerken yüzündeki huzur, dua eden insanların teslim olmuş ifadeleri, medet uman ifadeleri, hücreler yani fark edilmeyen fakat hayati detaylar dokuları oluşturan. isimler ve sıfatlar detaylarla anlamlanır; harici boştur, yozdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüsün ardında kalan yolcular yavaşça ellerini indirip eski hayatlarına geri dönüyorlar. sadece farklı bir hayata yollamak üzere ellerini salladıkları o insanlar olmaksızın. kimisi birkaç gün, ay sonra o insanın döneceğinin verdiği rahatlıkla evlerine, şehirlerine yollanırken kimisinin içi daha buruk, çünkü gönderdikleri artık gelmeyecek, gelse de oraya ait olmayacaklar artık. kimileri bunun farkında, kimileri bunu gerçekleştirecek kişiler olmalarına rağmen farkında değil üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüsün gelişine yirmi beş dakika vardı şimdi. tüm buçuk otobüsleri neredeyse kalkmış, insanlar dağılmış ve normale göre daha az insan kalmıştı şimdi terminalde. bu tenhalaşmaya bakınırken az ötesindeki kapı açıldı, çarşaflı bir kadın, kadının eşi ve üç küçük çocuk dışarı çıktı. kadının ellerinde iki oldukça ağır görünen bavul, adamın sırtında ise bir çuval vardı. yanında oldukça bakımsız görünen çocukların kız olanının kumral, sarı saçlarına gitti gözü. küçük kızı incelerken kız ona doğru döndü ve masmavi gözleriyle gözlerinin ta içine baktı, gülümsediler birbirlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzünü karşıya doğru çevirdi. okulunu gördü. gri bir kent. ne kadar ait olmasa da ait olduğu, onu büyüten ve içinde ona ait pek pek çok şeyi gizleyecek, saklayacak hem de sadece onun için, ona anlamlı. gri ve yatma kalkma saatini bilen şehir. havada egzos kokusu, ikindi ezanı ve uzaktaki otobüslerin hareket sesleri birbirine karışmakta, hepsinden ziyade dostları, aşkları. içi buruk sadece. fakat bunu yapması gerekiyor, artık gitmesi gerekiyor. zorlanma söz konusu değil, sadece bir şehir ve bu şehirle bağdaştırılan yaşanmışlıklar, yani bir şehrin külfetleri. artık ona ağır geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı şeyler onlardan kaçmadan çözülemiyor. ve bazı şeylerden, şehirlerden kaçarken de bazı manevi tahribatlar ve bazı zayiatların oluşması kaçınılmaz olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saate bakıyor. on beş dakika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saatin yaklaşması ile beraber neredeyse hiç bilmediği, bildiği kadarınınsa güven için yeterli olmadığı bir coğrafyaya yollanacağı gerçeği zihnini bulandırmaya, içine huzursuzluk vermeye başlıyor. her şeyin bir diğer şeyin sebebi olduğu ve hayatın tesadüfe yer vermediğine dair inancı ise bu hissini bir nebze olsun dizginliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapabileceği bir şey yok. bu şehirde ait olduğu bir şey yok. aidiyetsizlik, insana özgürlük verir. alabildiğine özgürlük. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu düşünceler eşliğinde iki elinin arasına aldığı başını kaldırmasıyla beraber otobüsünün gelişini görüyor. otobüsün yerine yaklaşması ile beraber etrafında bir canlanma görüyor, kapı açılıyor ve kapanıyor, sonra tekrar açılıyor ve onları başka bir şehre taşıyacak bir otobüsün havasını onunla beraber teneffüs edecek onlarca insan, otobüse doğru hareket ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalabalığı sevmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüsün çevresinde toplanan insanlar biraz seyrelince bavullarını vermeye karar veriyor. çantasını açıp sigarasını ve yine aynı paketin içerisindeki çakmağını çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;sigarasını son sigarasını içermişçesine çekiyor içine. şehre son kez bakarmış gibi bakıyor, her şeye rağmen içine dolduruyor şehri, çekiyor, işletiyor her hücresine. çok sevdiklerine, artık çok sevmediklerine, dostlarına ve belki de yüzlerce insana, bir şehre son bakışlarını veriyor. boğazına bir şey düğümleniyor, çözülmüyor. sigarası tam bitmeden ayağa kalkıyor, söndürüyor sigarayı. söndürüyor sigarasını, bu alışkanlık şehri ve pek çok şeyi. sırt çantasını kolunun tekine takıyor, diğer iki bavulu da sürükleyerek otobüse doğru ilerliyor. bavullarını verip otobüs kapısına doğru ilerliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerine geçiyor. başını otobüsün camına yaslıyor. otobüsün hareket etmesine beş dakika var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an belki çok sevdiği biri gelip "gitme" dese kalkıp aşağı inecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimse gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki bu yönde bir şeyler. bana ulaşamamıştır belki. telefonuna bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arayan kimse yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şoför gelip yerine geçiyor. son dakikalarla beraber yerlerine yerleşmek için otobüse binmeye çalışan insanlar ve muavin. hep aynı yolculuklar sadece ulaştıkları noktalar farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik hep kalana koyar ya güle güle demek. aslında kalana hoşçakal demek de koyuyor. o yüzden kimse yok belki de şu anda yanında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu karmaşadan sıyrılmak için gözlerini kapatıyor. fakat karmaşanın zuhrettiği yer çok çok farklı, hiç kapatamadığı bir yerde cereyan etmekte şimdi karmaşası, kaygısı korkusu, sevgisi ve her şeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüs onu hazmedip hazmetmeyeceği meçhul bir coğrafyaya doğru yavaşça hareket ediyor. herşey muallak."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5954025220879864903?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5954025220879864903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-39.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5954025220879864903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5954025220879864903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-39.html' title='kreuzen 39'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5753747302375043013</id><published>2009-08-18T12:56:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:35:12.898-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneme'/><title type='text'>kreuzen 38</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"dear diary&lt;br /&gt;what is wrong with me&lt;br /&gt;'cos i'm fine between the lines&lt;br /&gt;not be afraid.&lt;br /&gt;                                                   travis- dear diary"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;iki yanından gelen çarpaz ışığın altında. bileklerini çarmıhlamış.ve bir oyun uydurmuş kendine. bakın. iki kuş uçurmuş geceye. parmaklarını hafifçe aralıyor . telek telek. dünya değmemişçesine. özgür. dünya değmemişçesine, sanki. melek.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hareketleri ağırlaşıyor. günbegün. olması gereken dengeyi koruyor. bozmuyor dengeyi. sanki kalp atmamalı. sanki yarın olması gerektiği için sadece. yarın oluyor. bir turuncu ve bir siyahın. birbirine itaati ve sadakatidir ya dünyayı yürüten. buz gibi çektiği içine. ve hayat olması için sıcacık. coğrafyanın bir yerindeki. öylesine bir bitkiye. salıverdiği. nefesinin. hayat verdiğini bildiği sürece. ölmeyecek. ölmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı kelimelerin. kendi kadar ölümsüz olduğunun farkında. kadim. kadim ne güzel kelimedir. kadim dostlar. kadim dostlar ölümlü olsa da. kadim ölümsüzdür mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ertelemiş ölümleri. ertelenmiş ölümler. ölmez bundan sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yalnızca bir kadehi içilmiş yetmişlik. intihar." diyor şair. dünya diyelim ki. biraz hızlı dönse ya. kaldırabilir mi sonsuz evren bu küçük değişimi? insanın gücü mü? o kendine yetedursun. dönektir insanoğlu. kalp atışındaki değişim yahut başın dönmesi. aşktan çöle düşenlerin. olduğu bir dünyada yaşarken bizler. neden korkmuş veya kaç kere düşmüş olabiliriz. nedir bu güç kırılması. yanılsamalara aldanmayacak kadar mı büyüdü gözbebeklerimiz. bu kadar mı karardı dünya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatı. kendi hayatımızla üstelik tüm o dünyayı. dönen düzeni ve her şeyi. sonlandırabilecek kudrete sahip bizlerin. gitgide güçsüzleştiğini görmek belki. mevcut bu güçsüzlüğün sebebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da hani. aslında unuttuğumuzu. yahut düşünmediğimizi zannettiğimiz bir şeyin. bir rüyada ortaya çıkıp. düşünceyi altüst etmesi gibi. büyüme adı altında. öldüğümüzün farkındayız. günbegün en sona yaklaşırken. her ne kadar en başta olsak da henüz. sanırım her güne bir ceset bırakırken maneviyatımızdan. bu hayatta kalmaya çalışma ve kalamamada. güçsüzleşiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de verdiğin nefesin. işe yaradığını bilmek güzel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düzeltilmesi gereken bir şey var. bulamıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5753747302375043013?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5753747302375043013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-38.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5753747302375043013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5753747302375043013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-38.html' title='kreuzen 38'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4623409029407001465</id><published>2009-08-02T14:01:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:35:29.558-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 37</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"bazı sözcükler. anlamlarından. hiçbir koşulda ve zamanda. ödün vermezler.&lt;br /&gt;sondur mesela. her koşul ve zamanda. sondur."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temizleyim boğazımı&lt;br /&gt;fiyakalı olsun girişim&lt;br /&gt;bakışımı ciddileştireyim hem&lt;br /&gt;ciddiye alınayım, değil mi ya&lt;br /&gt;ciddi bir şey söyleyecekmişim gibi&lt;br /&gt;ciddi bir cinayet itiraf edeceğimdir belki&lt;br /&gt;benim kadar kurşun geçirir, geçirmez&lt;br /&gt;bir bayana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili bayan ben sizin&lt;br /&gt;eşinizin vakti zamanında&lt;br /&gt;işlediği bir cinayetin &lt;br /&gt;ayaklı cesediyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülerek bakmaktasınız yüzüme&lt;br /&gt;ciddi bir cinayeti ciddiye alır&lt;br /&gt;görünüp, aslında almadan&lt;br /&gt;belki acıyarak, kim bilir&lt;br /&gt;huzursuz olmaktasınız aslında bu &lt;br /&gt;beni görüşten ki bilirim&lt;br /&gt;hani o yaslandığınız, yaslandığım omzu bulmadan önce&lt;br /&gt;ölü olduğunuz günler vardı sizin de&lt;br /&gt;ilk aşkınız değil, hayır&lt;br /&gt;sadece yaralayacak beni&lt;br /&gt;onunsa duymaktan zevk alacağı&lt;br /&gt;hafifmeşrep sözler sarf etmeyelim birbirimize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani kadınız ya ikimiz de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da edin, kazanan siz olun bu eli&lt;br /&gt;kağıt çalan ellerinizin her bir hareketini de&lt;br /&gt;çaktırmayan ben olayım&lt;br /&gt;kusursuzmuş gibi göstermektesiniz kendinizi bana, aslında&lt;br /&gt;hesap edemediğiniz gözlere sahip bir sarrafım, bayan&lt;br /&gt;hani siz okumak istemezsiniz ya içinde eşinizin, başrolde&lt;br /&gt;bulunduğu bir aşk hikayesini&lt;br /&gt;okumamam için bir sebep yok size aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dahası&lt;br /&gt;siz de kusursuz değilsiniz&lt;br /&gt;vaktiyle kusurlarınızı haykırdıkları için o gidenler&lt;br /&gt;kutsal gelmiyor mu mesela&lt;br /&gt;aslında hiç de kutsal olmayan &lt;br /&gt;cisim size&lt;br /&gt;ne acı böyle düşününce, değil mi&lt;br /&gt;mesela döndüğünüzde evinize&lt;br /&gt;sevgi dolu bakışını gördüğünüz eşinizin&lt;br /&gt;zamanında baktığını bilmek&lt;br /&gt;karşınızdaki cesede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani siz kolundayken&lt;br /&gt;bakışının kayması mesela&lt;br /&gt;başka kadınlara &lt;br /&gt;ve başka kadınların bu kayan bakıştan&lt;br /&gt;haberdar olması işin kötüsü&lt;br /&gt;bir sizin görmek istemeyişiniz&lt;br /&gt;halbuki siz elleriniz kulak hizasında&lt;br /&gt;bayan&lt;br /&gt;nasıl da gözü kapalı&lt;br /&gt;başka bir kapıya, milyonuncu defa, bir umut diye düşünüp&lt;br /&gt;gitmiştiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pusulası göğsünde gizli&lt;br /&gt;deniz, okyanus gezinip duran&lt;br /&gt;şişeleri bilirsiniz&lt;br /&gt;pusulanızı açmışsınız, benim gibi&lt;br /&gt;yok yok, gözünüzü kaçırmayın lütfen&lt;br /&gt;aslında böyle oklar yollamak istemezdim size&lt;br /&gt;zihninizin pek bir beyazından vuran&lt;br /&gt;ama eşiniz bilir&lt;br /&gt;bu da benim huyum işte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun size söylemem olabilir bu sözleri&lt;br /&gt;o da sizin talihsizliğiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bana kızgın olduğunuz kadar &lt;br /&gt;kızgınım ben de size&lt;br /&gt;fakat en fazla bir ruh kadar&lt;br /&gt;musallat olurum&lt;br /&gt;pek sevimli evinize&lt;br /&gt;zarar vermem hem&lt;br /&gt;korkmayın olur da adım geçerse&lt;br /&gt;hem bilirsiniz, vaktiyle o birbirini tamamlayan ruhlar&lt;br /&gt;yani eşinizin şu an sizinle doldurduğu o boşlukları...&lt;br /&gt;ihtiyaçtır bazen diyeceğim, &lt;br /&gt;böyle ruh çağırmalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi kalkıp gidip &lt;br /&gt;bir yerde, birilerine ben de&lt;br /&gt;eşimi anlatacağım&lt;br /&gt;hadi içiniz rahat etsin o zaman, o cisim&lt;br /&gt;benim eşim olamadığı için &lt;br /&gt;sizin eşiniz şimdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaybeder hep giden&lt;br /&gt;ayrıca ayaklarım olduğu sürece&lt;br /&gt;ceset de değilim&lt;br /&gt;işim gücüm blöf, sevgili bayan&lt;br /&gt;kalkayım artık ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4623409029407001465?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4623409029407001465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-37.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4623409029407001465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4623409029407001465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-37.html' title='kreuzen 37'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-3045034728378996696</id><published>2009-08-01T09:40:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:35:56.805-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 36</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"temmuz ateşi kavurmuş beyaz yüzünü&lt;br /&gt;yüzün çizgili&lt;br /&gt;üç kere çaldığın kapıyı duyup anca açmışım&lt;br /&gt;içeri girip attığın yorgun memur adımların, düzenli&lt;br /&gt;ve yüzünde çizgiler var, derin. uçları yıllara uzanmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yokluk ve varlık gibi geçerken önümden&lt;br /&gt;varlığını görebilmem içindi belki, kim bilir&lt;br /&gt;suyu, göğü, dünü, bugünü&lt;br /&gt;tüm gözleri, yüzleri&lt;br /&gt;ve kokuyu bazen,&lt;br /&gt;baba &lt;br /&gt;kokunu çok özlemişim"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... odada derin bir sessizlik mevcut. sadece ahmet bey'in çevirdiği bir hesap defterinin yaprak hışırtılarını duyuyor odadaki iki kişi. nur hanım'ın ise içinde sabahtan beri anlamlandıramadığı bir sıkıntı var. bu sıkıntıyla ayağa kalkıyor, pencereden dışarı bakıyor. dışarıda yağmur çiselemekte, aşağı baktığında birkaç değişik renkte şemsiye görüyor. istanbul bugünlerde hep yağmurlu, hep gri, hep yalnız. şemsiye unutmak, büyük yanlış. ne zaman yağmurun bastıracağı belli olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odadaki üçüncü çalışan oya hanım'sa yaklaşık yarım saattir ortada yok. mesai bitimine bir saat kadar bir zaman var, aslında nur hanım'ın yetiştirmesi gereken işler var fakat bir dakika fazla duramaz o an bu odada. oda onu boğuyor, gidip yatmak düşündüğü tek şey. sırf şu içindeki sıkıntı geçsin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odadaki bu derin sükun nur hanım'ın telefonunun sesiyle bozuluyor. ahmet bey deftere gömülü yüzünü kaldırıyor. telefon ikinciye çalıyor, nur hanım masasına doğru ilerlemeye başlıyor. adımları isteksiz, yavaş, küçük. bu telefonu açmak istemiyor. ahmet bey bu isteksizliği anlamış olacak ki yüzünden;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hattı çekeyim mi nur hanım?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefon üçüncü defa çalıyor bu soruyu sorarken ahmet bey. nur hanım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"teşekkür ederim, ben bakarım ahmet bey."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dördüncüye çalmakta olan telefonu çalışının yarısında susturuyor nur hanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" efendim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahmet bey, izlediği iş arkadaşının yüzünün anbean daha fazla kasıldığını, dudaklarının gerildiğini, gözlerinin dolduğunu, ara ara verdiği kısa, kestirme cevaplardan sonra yutkunduğunu görüyor. telefondaki sese cevap verirken nur hanım, bakışları bir an ahmet bey'le kesişiyor. bazı soğuk kelimelerin haricinde sessizliğe taarruz eden hiçbir şey yok. fakat bir şey var nur hanım'ın bakışlarında, çığlık çığlığa nur hanım'ın bakışları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ne zaman oldu peki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"peki" sözcüğünün ikinci hecesi ağzından çıkarken kırılıp dökülüyor. yavaşça sandalyesine oturuyor, eliyle başını tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"tamam. geliyorum hemen."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefonu hızla kapamaya çalışıyor. kapatamıyor, ahizenin bir yanı telefonun yanına düşüyor. hızlıca alt çekmeceye eğiliyor, çantasını kapmasıyla ayağa kalkıp odadan fırlaması bir oluyor. ahmet bey, ardından ismiyle birkaç defa sesleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aklında ince sızılar, anılarla küçük ve hızlı adımlar atmakta olan nur hanım'ın dizleri titriyor. dişlerini sıkıyor ve sürekli dolmakta olan gözlerindeki birikmiş yaşları yaymak için sık sık gözlerini açıp kapıyor. bir an gözlerinin karardığını hissediyor fakat hayır, burası uygun yer değil. o istediği şeyleri istediği zamanlarda yaşayabilmesine engel olan milyonlarca yer gibi, burası da uygun olmayan bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asansöre geliyor. çağırmak için düğmeye basıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"şimdi yapamazsın. istediğin insan olmuşken, istediğin insan olduğumu haykırmadan yüzüne, şimdi bunu yapamazsın. henüz değil."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;dizlerinin titremesinden birazdan düşüp kalabileceğini anlıyor. eliyle duvara yaslanıyor, güç alıyor. başını kaldırınca asansörün hala çağırdığı zaman bulunduğu katta olduğunu görüyor. sağ elini sıkıp var gücüyle asansörün kapısına vuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bıraksanıza şunu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tırnakları avucuna batıyor. aldırmıyor. asansörü beklemiyor ve çıkış kapısına doğru koşarak ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ofiste nur hanım çıktıktan sonra ne yapacağını bilemeden bir süre oturan ahmet bey, onun çıkış kapısından çıktığı anda daha fazla tepkisiz oturamayacağını anlayarak ofisten dışarı çıkıyor. kapının ardından nur hanım'ın nereye gittiğine bakarken nur hanım, yuvarlanırcasına merdivenlerden iniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çıkış kapısı aşağıda gürültülü bir biçimde açılıyor, ardından nur hanım ok gibi içeriden fırlıyor ve kapıdaki turnikeden çıkıp koşmaya başlıyor. onun bu kaygılı çıkışından ötürü kaygılanan güvenlik de ardından bakakalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otoparka doğru ilerlerken arabasının anahtarını masasında unutmuş olduğunu fark ediyor. geri dönmek için vakti yok, yağmur şiddetini biraz daha arttırmış. yola doğru ilerliyor ve şansına bir taksi geliyor ona doğru, yaklaştıkça taksinin içinin boş olduğunu görüyor. ilk kez yanından geçerken kornaya basan bir taksiciye söylenmiyor, el işaretiyle taksi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"marmara hastanesi'ne. acile."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oldukça hızlanmış yağmurun taksinin ön camına tacizini engellemeye çalışan silecekler. kırmızı ışıklar. onlarca işlerinden çıkmış, her gün gibi bir gün bitirmekte olan insanlar. kaygısından ciddi bir durumun varlığını hisseden ve taşıtı olabildiğince hızlı kullanmaya çalışan taksici. kırmızı bir akşam. boğazındaki kocaman yumru ve nur hanım. nur hanım'ın bir hesaplaşması var içinde. bir kızgınlığı ve çok büyük bir aşk gibi bu kızgınlığın yanında bastıramadığı, içine sığdıramadığı bir sevgisi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"o adamlar var ya hani. canımı acıtan adamlar vardı ya benim. hani karşı koyamadığım, hayır diyemediğim, adım adım benden eksilten. yine de bırakıp giden. senin gibi. varlığında terkin vardı ya hani. hani o tüm eksiklerini telafi etmek için kendimi talanım. önüme koyduğun çıtalar. her çıtanı atlayıp o kafandaki mükemmel insan oldum dediğimde önüme koyduğun bir çıta daha. ve bir çıta daha. asla mükemmel insan olamamam. belki olmam fakat senin mükemmel insanın olamamam. gitme, sana söylemek istediğim şeyler var gitmeden."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastanenin önüne ne ara gelmiş olduklarını fark etmiyor. cüzdanından çıkardığı parayı taksi şoförüne uzatıp üstünü vermesini beklemeden taksiden aşağı iniyor, kapıyı sertçe kapatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acilin kapısına ulaşıyor, içeri giriyor. yanındaki sedyede küçük bir oğlan çocuğu çığlık çığlığa ağlamakta, annesi çocuğu sakinleştirmeye çalışıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastane kokusu. nefret ediyor bu kokudan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cenk'le eşi, acilin girişindeki üçüncü delikli ve metal çift kişilik koltuklarda oturmakta. cenk elleriyle başını şakakları hizasında tutmuş, başını sıkıyor. eşi, nur'un girişini görmesiyle beraber cenk'in sırtına dokunuyor, cenk başını kaldırıp ablasına döndürüyor yüzünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aralarında neredeyse on metrelik bir metrelik mesafe var. cenk, başını karısından yana döndürüyor, nur ilkin karısının cenk'e güçlü olmasını, sağlam durmasını söyleyen bu bakışını görüyor. ardından ayağa kalkan cenk, ablasına doğru yürümeye başlıyor. önce normal hızdaki adımları gitgide hızlarını düşürüyor, küçülüyor. cenk'in bakışları küçükken bir şey olduğunda ve söyleyemediğinde olduğu gibi. bu bakışın üzerine nur çantasını düşürüyor önce. sonra geriye doğru iki adım atıyor ve çıkış kapısına doğru yarı yürür yarı koşar ilerliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acilin kapısından dışarı çıkıyor. yağmur dinmiş. kırmızı gökyüzü, yavaş yavaş bedenini siyaha teslim ederken nur, kapıdan iyice uzaklaşabilmek için birkaç adım atıyor. yüzünü göğe dikiyor ve bu koyu kırmızıda uçmakta olan birkaç huzursuz kırlangıca dikiyor gözlerini. bir süre onların çok hızlı hareketlerini inceliyor. insanların sesleri geliyor çevreden. bu seslerden ayrışan bir tanıdık ses, cenk'in sesi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"abla."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sesle beraber saatlerdir gırtlağına kitlediği yumruyu kırıyor oya hanım, yumru milyonlarca parçaya bölünüyor ve şah damarına değin uzanan mlyarlarca çizik atıyor nur'un boğazına, parçalar kalbine kaçıyor, kalbine batıyor. canına kastediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerine inen karanlık perdeyle dizlerini bağı çözülüyor nur'un. dizlerinin üzerine düşüyor, diz kapaklarından avurtlarına değin uzanan ince, yakıcı bir sızı ardından. çenesi kasılıyor, dişleri kenetleniyor birbirine. kısık gözlerini iyice kapayıp ıslık gibi bir sesle boğazından gelen, ellerini yere dayıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini açtığında bir süre sonra, yere birikmiş ve gri asfaltı karartmış gözyaşı birikintilerini görüyor. uzun zamandır ne yapacağını şaşırmış ablasını izlemekte olan cenk, ona doğru ilerlemesi gerektiğini, her ne kadar korksa da ona bir şey söylemekten, tepkilerinden bunu yapması gerektiğini anlıyor. ablasına doğru ilerleyip elini omuza koyuyor. iki kardeş bir süre bu halde kalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nur, adeta bulunduğu hali sonsuza değin muhafaza edecekmiş gibi. cenk ise güçlü olmak zorunda olduğunu hissediyor, şu anda ablası hiç görmemiş olduğu bir halde. tüm olanlardan ziyade cenk'i yıkan ablasının bu hali. bu haliyle ablasını görmüş olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken titremeye başlıyor boynu ve başı nur'un. dizlerinin üzerine doğruluyor.boyunda ve ensesinde tüm kaslar ve damarlar kabarmış. çok yavaş bir şekilde yüzünü cenk'e döndürüyor. gözleri kısık, yüzünde herhangi bir ifade yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;topuklu ayakkabıları üzerinde dimdik yükseliyor nur tüm ihtişamıyla. işte ablası o'dur cenk'in. her düştüğünde destek olmaksızın kalkan ablası bu karşısında dikilendir. dizindeki yaralar. yüreğindeki yaralar mı? o yaralardır ablasına yaşadığını hissettiren. kaçmış çorabı, kan içindeki dizleri mi? geçer. hep geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öldü mü cenk?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cenk yutkunuyor. yüzünü acil kapısına doğru çeviriyor sulanan gözlerini bu ihtişam, bu güzellik, bu güç görmesin diye. alt dudağını ısırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öldü mü babam cenk?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu duygular. babanın gitmesi mesela. erkeklik işlemiyor bunlara. cenk, dolan gözlerini ablasının mavi gözlerine dikiyor. "evet" anlamında gözlerini kapatırken, birer damla yuvarlanıyor gözlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o an tüm dünya kararıyor. tüm dünya kararıyor ve iki kardeş ve nur'un cenk'e sabitlediği gözleri kalıyor sadece ikisine görünen. alev alev iki kardeş kalıyor sadece tüm dünyada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nur, önce elini başına götürüyor. diğeriyle karnını tutuyor. titremeye başlıyor, suratı buruşuyor. nefes almaya çalışırken sıkıştırdığı dişlerinin arasından vücudu öne ve arkaya periyodik olarak gelip gidiyor. derin, çığlık gibi bir iç geçiriyor, kardeşine doğru iki adım atıyor ve kendini onun kollarına bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"cenk, onu çok sevdiğimi söyleyemedim." sesi boğuk nur'un, nefesi kesik kesik, hırıltılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derin bir sessizlik ve bazı parazit insan sesleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben ikimiz için de söyledim abla."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söyleyememişti aslında cenk de. ablasından az önce hastaneye gelmişler ve o zaman öğrenmişlerdi eşiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boğazdan değil, göğüsten gelen bir hıçkırık. gitgide kardeşinin sırtına daha fazla geçirdiği tırnakları, cenk'in daha fazla ısınan ve ıslanan omzu. cenk'e daha fazla ağırlaşan vücudu nur'un...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giden babaları... henüz halbuki söyleyecekleri varken ikisinin de beklemeden giden babaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"annem gittiğinden beri... çok uzun zamandır çok ağır yükler omuzlandım baba. bu yükleri omuzlamak zorundaydım. senin beni sevdiğini düşündüm. çok zaman, sevmesen bile belki sevdiğini hissetmek istedim. ne bir başkası senin kadar ağlatabildi beni, ne de senin kadar sevebildim bir başkasını. hatta belki de buydu tüm o arayışım. o yanlışlarımın sebebi. sen örneğinden miydi tüm sevgisizlikleri tutup kendime yapıştırmam acaba. sendin sebebi belki de o beni sevmeyen tüm adamları çok sevişimin. öyle mi baba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında sen değil miydin askerden kaçan sevdiğin kızın nişanlandığını öğrendiğinde? ya da hani cenk bir defasında çok ateşlenmişti, sen beklemiştin başında sabaha kadar? nerelerde sevdin bizi bunca zamandır? hangi görmediğimiz belli belirsiz köşelerde sevdin baba bizi? sevdin hem, inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istediğin insan değil miyim hala? bak otuz yaşına geldim baba. istediğin insan olduğumu söylemeden gitme baba. bundan sonraya da bana yenilgiyi bırakıp gitme. sana bunları söylemeden hem. gitme baba."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani her ölüm erkendir ya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-3045034728378996696?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/3045034728378996696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-36.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3045034728378996696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/3045034728378996696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/08/kreuzen-36.html' title='kreuzen 36'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-5393601475933718842</id><published>2009-07-30T14:26:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:36:29.451-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 35</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;" bir gün hayatımı yazacağım. herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. kasada oturan kız gibi. herkes kasadaki kızı görür ama kimse tanımaz. günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;murathan mungan- üç aynalı kırk oda"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"üçüncü sigaramı içiriyorsun bana. üçüncü sigaramı yakıyorum bak, aralık vermiyorum. kendi ellerimle senin yüzünden kendimi öldürüyorum; üzülmüyorsun, acımıyorsun, öldürüyorsun. yoruyorsun beni."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç dakikadır derin sessizlikte gıcırdayan pencerenin sesi duyuluyor sadece. dizlerini çekmiş karnına, tek koluyla bacağını sarmış; vücudundan, kontrolünden ayrıymış gibi, kendi bilinci varmış gibi titreyen eliyle sigarayı zaptetmeye çalışıyor. hafif kanlanmış gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, külün halıya düşüp düşmediğini umursamıyor. aslında hep dikkat eder böyle şeylere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"aptal. acıma. seviyorum seni."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerinden hışımla kalkıp pencereye doğru ilerliyor, sonra sertçe vuruyor. pencere bu vuruşun şiddetiyle gürültülü biçimde çarpıp tekrar açılıyor. buna iyice siniri bozulan kız tekrar pencereye vurmaya yeltenirken ardından vaktiyle ona sevgi sözcükleri fısıldayan, tek bir tınısına canını çıkarıp verebileceği sesin korkunç, umarsız, vazgeçmiş halini duyuyor. Ne kadar sakinlikle söylenmiş olsa da bu sözcük kıza uyuşturucu, soğuk, nefes kesici geliyor o an. Elini ayağını titreten bir şey esmekte fakat yaprak bile kıpırdamıyor aslında. Ağzında acı bir tatla ağzından acı sözcükler beklediği bir adamın içinde hesaplaşmasını bitirmesini, ardından gelecek infazını bekliyor. Birazdan öldürülecek kız ve bu noktada verdiği her tepkiyi mazur görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kıracaksın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beklediği sözcüğün gelmemiş olmasına sevinerek ve tepkilerine sadece bu ses tonuyla bu tepkiyi vermiş olmasına sinirlenerek pencereye daha sert vuruyor. pervazlardan içeri sızan gün ışığında görülebilecek tozlar kalkıyor, perde biraz havalanıp daha sonra hareketsizleşiyor. her şey hareketsizleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını çeviriyor. adama bakıyor. onca zamandır yüzündeki her hatta bakıp kendine ne yaptığını sorduğu, adım adım bağlandığını bildiği, bağlanmaktan korkarken korkusunun üzerine gittiği, korkusunu yendiği, sonuna kadar ait, itaatkar bir şekilde "kabul ettiği" adama bakıyor. adamsa ona bakmıyor, adamın yüzü aynı yüz, adama bakışı aynı bakış ama bir eksik var. bir şey esiyor. soğuk. bir kız hissediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ona yüzyıllıkmış gibi gelen bakış birkaç saniyesini aldıktan sonra yavaşça yerinden kalkıyor, yavaş adımlarla banyoya ilerliyor. kapıyı sertçe açıyor, içeri girip çarpıyor, kitliyor. ellerini lavabonun iki yanına dayıyor, birkaç dakika lavabodaki deliklere sabitliyor bakışlarını.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"bir şeyler söylemeliymişim. söylediklerinin üzerine ne söylenebilirdi ki? sözün yetemediği şeyler yok mudur? canım. ondan öte seviyorum ben seni. karşılık verebileceğimi sanıyor söyledikleri üzerine. bakışı değişti. bir şey değişti. allahım..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne ara gözünü deliklerden alıp bakışlarını aynaya sabitlemiş. bir an bunu düşünüyor. aklıdan geçen milyonlarca sözcük, anıları, bu ev, bu ayna... aniden iliklerinden tanımlayamadığı bir halsizlik yollanıyor, bu hisle kolları kırılıyor, ağlamaya başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baştaki titrek, korkak hıçkırıkları durumun güç gösterisi için hiç de uygun olmadığını fark etmiş olacak ki gitgide daha ritmli ve daha şiddetli bir hal alıyor. hatta öyle artıyor ki bir an kız öleceğini sanıyor, hiç nefes alamıyor. nefessizlikten dönen başını kaldırıp aynaya baktığında kararmış gözleriyle yüzünü morarmış gibi görüyor, korkuyor bir an fakat içindeki o diğer ne idüğü belirsiz korku çok daha büyük. adamı birazdan kaybedecek olması düşüncesi mevcut durumu bile bastıracak şekilde korkutuyor kızı. geriye doğru iki adım atıp klozete oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dik oturmaya çalışıyor. sadece artık suratında hiç bir ifade olmaksızın sicim gibi akan gözyaşları ve alnında da hıçkırmaktan nefes alamıyor olmasının etkisiyle birikmiş ter damlaları var. bir iki saniye önce sakince çalınmakta olan kapı şu anda yumruklanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aç şunu. kıracağım bak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eli kapıyı açmak için anahtara uzanıyor kızın, sonra geri çekiyor elini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öleceğim işte."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağzından çıkan bu iki sözcüğü kendi bile anlamıyor. o derece girmiş her şey birbirine, dün ve bugün, anılar ve bugün, adam ve bugün, gözyaşları ve bugün. kelimeleri. ayna ve yüzü. her şey birbirine girmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını geriye atarken derin bir nefes alıyor. göğsünden gelen ıslık gibi bir ses de eşlik ediyor bu nefese. şükür, yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapının yumruklanması duruyor. bir takım tıkırtılar geliyor kapının ardından, kilidin ardından bir şey sokmaya çalışıyor olmalı, anahtarı düşürecek. bir an gülmesi duruyor ve gülümsüyor. gülümsemesi büyüyor. kahkaha atmaya başlıyor. farkında değil ağladığının, güldüğünün ve geçen zamanın. bu kahkahanın ardından biraz kendine geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapıdan gelen tıkırtılar eşliğinde musluğu açıyor. elleri küçük; küçük avuçlarına doldurduğu suyu hızlıca yüzüne çarpıyor, birkaç kez daha tekrarlıyor bunu. rimeli akmış. gözleri korkunç görünüyor. yine de ağlamış olmasının etkisiyle yüzünde tanımlayamadığı bir huzur, rahatlık var. kendine her zamankinden daha beyazmış gibi geliyor yüzü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;musluğu kapatıyor. aynaya bakıp gözlerinin altında birikmiş rimel kalıntılarını dağıtmaya çalışıyor biraz fakat daha fazla yayıldıklarını görünce vazgeçiyor. gidip kapıyı açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz daha farklılaşmış bir bakış buluyor bu sefer adamda. bu bakışta hem korku, hem panik hem de kaygı seziyor. birazdan, birazdan olmazsa birkaç gün sonra ölümünü yüzüne fısıldayacak, haykıracak bu adamı bu ruha sokmak ona garip bir haz veriyor, sevdiği adamı üzdüğü içinse içi burkuluyor, kanı çekiliyor. şu an içinde milyonlarca şey söyleyen, milyonlarca halin temsili milyonlarca insan var. aklı karışıyor her bir fısıltıya, kulakları uğulduyor. bunun içindeki insancıklara değil de az önceki ağlama krizinde uzun süre nefessiz kalmış olmasına bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın bu bakışı ona eşlik ederken adamın önünden geçip gidiyor. Az önce oturduğu koltuğa oturuyor. sağ tarafındaki sigara paketine uzanıyor. kulaklarındaki uğultu azalıyor, sadece evde hareketli birinin olduğunu gösteren bazı tıkırtılar duyuyor. buzdolabının kapısı açılıyor, sonra kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ne zaman söyleyecek? ben söyleyemem. ben istemiyorum ki. seviyorum ben onu."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşünürken bile ayrılmak diyemiyor. öyle bir ölüm onun için. öyle bir korku.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elinde bir sürahi ve bardakla adam gelip yavaşça yanına oturuyor. bunları önlerindeki küçük sehpaya koyuyor, kızın elindeki sigarayı alıp küllüğe yerleştiriyor. sonra biraz su doldurup kıza uzatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"iç hadi şunu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız, suyu istemediğini belirten bir el işareti yapıyor, bunun üzerine adam ısrar etmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam, bardağı yavaşça sehpaya bırakıyor. ellerini birbirine bağlıyor, ardından çözüyor, parmaklarını çıtlatıyor. ayağa kalkıp perdeyi düzeltiyor. ardından gelip tekrar kalktığı yere oturuyor.tekrar parmaklarını birbirine geçiriyor, göz ucuyla kıza bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızın sağ eli düşmüş koltuğun üzerine. yüzüne adamın aksi yönüne dönük. başı ağır gelmiş olacak ki ilk kez, düşmüş sol omzuna doğru. cansızmışcasına, canı alınmışçasına, bir kukla gibi oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fakat adamın her halini hissediyor. gitgide huzursuzlanan halini, koltuktaki huzursuz çırpınışlarını, alacağı tepkiyi kestirememekten ötürü bir şey söylemeyi isteyip söyleyemeyişini. her şeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki hissetmem ümidiyle son gücünü başını biraz daha adamın aksi yönde çevirmekte harcıyor. içi kanıyor, kanıyor. ılık, sancılı bir şeyler yürüyor göğsünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam ciddi bir şey söylemeden önce alınan o gürültülü nefesi alıyor. boğazını temizliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız, başını adama doğru çeviriyor. ölmeden önce gelen o can olsa gerek diye düşünerek. gözlerini adamın yüzüne dikiyor. yine baştan aşağı çiziyor yüzünü adamın o kutsal, o tanrıya inandıran hatlarından. ağzı aralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"seni seviyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözcükleri, adamın ifadesizliğine çarpıp yere dökülüyor. o an kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başlıyor; biliyor, ne söylese, ne yapsa kar etmeyecek artık. dişlerini sıkıyor, yine o başı sonu belli olmayan damlalar akmaya başlıyor gözlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam, yüzüne bakmıyor konuşurken kızın. öyle gözden çıkarmış onu. belki de cesareti yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aslında belki şu anda söylemek doğru değil..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız sessiz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;"doğru değil, hayır. dün de doğru değildi, şimdi de. yarın da doğru olmayacak. o söyleyeceklerin asla doğru olmayacak. olmamalı. seni seviyorum. lütfen."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"biliyorum fakat bu süreci de uzatmak istemiyorum açıkçası..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"birazdan iskemlesine vurulacak boynunda urganla bekleyen bir zavallı gibiyim. zavallıyım ben. nasıl kıyabilir bana? o kadar çok severken beni nasıl kıyabilirsin şimdi? seni seviyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"artık yürümüyor, görüyorsun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ne yürümüyor? yürür istersek. biz oldukça yürür. gayret et biraz. lütfen. böyle kestirip atmak olmaz. pişman olacaksın. aptal. aptal seni çok seviyorum. yapma."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derin bir sessizliğe bürünüyor söylediklerinin ardından adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessizlik kızı parçalarken adam bir tepki bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız belki düşüncesi değişir umuduyla tepki vermiyor. bağırıp çağırarak hayır demiyor. olanı kabullenip işi adam için kolaylaştırmıyor, tamam demiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın hissetmeyeceği şekilde gözlerini duvardaki saate kaydırıyor kız. saat dördü yirmi geçiyor, akşam olmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın küllüğe koyduğu sigara çoktan yanıp bitmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylardan mayıs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mayıs. sekiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"ayrıldık biz."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-5393601475933718842?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/5393601475933718842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-35.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5393601475933718842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/5393601475933718842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-35.html' title='kreuzen 35'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-8089908007179684138</id><published>2009-07-28T14:48:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:36:50.105-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 34</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"üzüleceksin, gitme." &lt;br /&gt;"ne olursa olsun gideceğim sevgimin peşinden."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek benim marlon ve brandom&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...gözü oturduğu tahta, aşınmış bankın üzerine kazınmış harflere takıldı. yaklaşık yarım saattir bu bankın üzerinde oturuyordu fakat aklı ne oturduğu yerin ne olduğunu saptayabilecek, ne de ne yaptığını kestirebilecek durumdaydı. aylardan şubattı, garda sadece birkaç kişi vardı ve bu kısacık zaman diliminde düşünceleriyle gerçeklerin savaşımı o kadar yormuştu ki kızı, aniden gözünü banktan aldı ve karşı büfeye dikerek kaşkolunu çıkarmaya çalıştı. tek eliyle bunu yapayım derken boğazını sıktığını aslında biraz sonra fark edebildi. üzerine dayandığı elinin de yardımıyla kaşkolu çıkardı, kucağına koydu. bacaklarının arasındaki çantayı biraz ileri itti. kaygıdan daha fazla taşımaya yeltenilmeyecek kadar ağırlamış başını geriye attı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derin derin nefes alıp vermeye başladı. neredeydi, nereye gidiyordu, neden kaçıyor, ne bulmayı umuyordu? ilk değildi bu kaçmalar, hatta gitgide bir hayat tarzına dönüşüyordu tüm o bükemediği ellerden kaçmak fakat nereye kadardı? hayatında garantisizlikten gelen bir garanti, sallantıdan gelen bir huzur, yarını hazırlamamaktan gelen bulanık bir umut. yine de güzel sonuçlasa da genelde bu kaçışlar bildiği bir şey vardı ki; güzel sonuçlanmayadabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir an neden bunu yaptığını düşündü. kalıp savaşmak yerine neden tüm o onunla savaşmak isteyenlere sessiz, vurucu fakat en azından onlara doğurduğu bu sonuçlar kadar kendine de aynı sonuçları doğuran "gitmek" neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bunu sebeplere bağlayabilirdi. bazen bazı şeyleri bırakamamak için bırakılamaz şeyler olmaları gerekirdi bunların. yüzünü döndüğünde bıraktığına içi burkuldukları yok muydu, evet vardı. fakat bırakılamazlar mıydı? belki bırakılamaz olmalarını umarken bırakabildiğini görmekti onu kaçıran. belki yapışmış, insandan çıkmaz o karakterinin halt yemesiydi. belki de bitip tükenmek bilmeyen arayışının. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçük bir şehirden çıkıp daha büyüğüne. daha büyük o şehirden çıkıp daha da büyüğüne. şehirler büyüdükçe kendi küçülüyordu, farkındaydı fakat yine de büyük oyunlar, beklentiler için büyük büyük olmalıydı şehirler de. Her şey büyük olmalıydı hem, sevince büyük sevilmeliydi, ağlayınca büyük zaman dilimlerinde uzun uzun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek diyince büyük kopuşlar olmalıydı. ciddi, tarihi verilebilen ayrımlar olmalıydı bunlar, yeni yeni sayfalar için belirgin ayraçlar olmalıydı her neyi yazıyorsa. hani üzerinde hiç düşünülmeyen, fakat bir insan sorulduğunda akla gelen bazı sözcükler vardır o insanı tanımlayabilmek için, gitmek bunlardan biriydi onun için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik sadece kendi gidişlerinin kendine olağan gelmesinden ziyade hayatındaki her gidişe, zamanın akışına, ölümlere kendinden bile beklemediği bir kabullenicilikle bakıyordu artık. bu durum yorucu belki ama böyle de olması gerekiyordu. bu noktada artık düşünmemeyi seçiyor, aklına gündelik birkaç şey getiriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içini acıtmamak için dönüp ardına bakmıyordu işte. gidiyordu, fark edilsin yahut edilmesin, yine gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini açıp garı ışığa boğan, büyük florasan lambalara baktı. gara gelirken dolmuşun hafif nemli, buğulu penceresini eliyle silmiş, başını bu pencereye dayamış ve midesini bulandıran benzin kokusu, dolmuştan gelen hırıltılı ses ve gecenin geç saatlerinde dokuya gayet de uyduğunu, sırıtmadığını düşünen bazı arabesk şarkılar eşliğinde gözünü bu silmiş olduğu küçük yuvarlak boşluğa dikmiş, dahası o bulutlu havada kayan bir yıldız görmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genelde gözyüzünde çok uzaklarda nereye gittiğini hep ama hep merak ettiği uçaklara bakıp kayan yıldız diye kandırırdı kendini, fakat bu sefer kaymıştı işte. en az içinde bulunduğu dolmuşun çıkardığı huzursuz sesler kadar huzursuz sesler yaratan, cızırdayan beynini toparlayıp fırsattan istifade bir de dilek dilemişti. ama söylemezdi, olmazdı ki o zaman. evet, bir değil birden fazla dilek dilemişti, ve bağlacı ile bağlayarak hem de çünkü emindi, tanrı, yarattığının yaptığı bu küçük, sevimli uyanıklığı görmezden gelecekti. seviyordu ve koruyordu onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boynunun çok yorulmuş olduğunu ense kökünden başına doğru giren ani sancıdan anladı. başını düzeltmeye çalışırken korkunç bir ağrı saplandı boynuna ve omuzlarına, bu sancıyla irkildi, omuzlarını kaldırdı. yavaşça sağa yatırdı kafasını, bu arada başındaki beresi düştü. kim eğilip alacaktı şimdi bunu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beresini almak için yere eğildiğinde yaklaşan trenin sesini duydu. kızla beraber birkaç kişi daha trenin sesini duymuş olacak ki sessiz garın içini ürperten tekerlek sesleri duyuldu ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bavulları vardı. sırt çantası, küçük çanta. üç tane bavul. böyle zamanlarda bazen yanında kendine yardımcı olacak bir dost olurdu, bazen olmazdı. ama her sıkıştığında da yüzüne hafif bir gülümsemeyle baktığı bir insan kılığına girmiş hızır yetişirdi imdadına. yine öyle oldu, başında kasketi ile ellili yaşlarında bir adam yanına yaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yardım edeyim mi kızım? çokmuş yükün."&lt;br /&gt;"teşekkür ederim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmem kaçıncı kez yeni umutlarla farklı farklı şehirlerin garlarına gitmek için kalktığı bu banklardan yine kalktı. önce elindeki beresini, sonra sırt çantasını taktı, kaşkolunu boynuna doladı tekrar. adam iki bavulunu aldı, kol çantasını ve diğer bavulu da kız aldı. yine banklar "hoşçakal." diye fısıldadı ardından. bu bile yeterdi, güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten yalnızdı. dibine kadar yalnızlıktı bulaştığı, yenemediği bir yalnızlıktı üstelik çoğunlukla sonuçlarını bile tartmadan giriştiği bu yolculuklara onu sevk eden. çoğunlukla kendisine saçma gelen uyuşturulamaz, farklı dünyaların her kafada ayrı ayrı döndüğünün farkındaydı. bu her başın döndürdüğü farklı dünyanın barıştırılamaz olduğunu ve bu yüzden en birlikteyken bile en sevilenlerle insanların gitgide daha fazla, daha soğuk yalnızlıklara gömüldüğünün farkındaydı. yalnız olmadığını düşünenlerin bile bunu düşünmemek için ondan kaçtığını, henüz onlara damar damar bir özgürlük verdiğinin farkında olmaksızın. aşktan kaçar gibi. saçmaydı, alaşağı saçmalıktı aslında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine eski bir şehrin eski garından çantalarıyla çıktı. ardından da adam, elinde bavullarla çıktı ve ağaçları çepeçevre saran banklara doğru ilerlediler. adam, bavulları bankın yanına koydu ve kıza iyi yolculuklar dileyerek yanından ayrıldı. kız ardından bakarken adamın hala gülümsüyordu. bu insanlar hala gülümsenebileceğinin, her şeye rağmen gülümsenebileceğinin ayaklı kanıtlarıydı işte. ayakta tutanlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;el çantasını yoklarken sigara paketini dolmuşa binmeden önce daha kolay ulaşabilmesi için cebine koymuş olduğunu hatırladı. paketi çıkarıp içinden bir sigara aldı. havanın gara geldiği zamana kıyasen çok ısınmış olduğunu fark etti. tren gürültüyle yanına yanaştı ve şansına, binmesi gereken vagonun kapısı tam yanına gelecek şekilde durdu. insan hayatı gibiydi garların hayatı da, istenen, arzulanan bir huzuru bir ya da birden fazla insanın talanı, tacizi... bir anda sessizlik yerini aşağılık bir huzursuzluğa bıraktı, gecenin oldukça ileri bir saatinde gar, kavuşan, ağlayan, sigara içen, memur, işçi, çocuk, insanla dolup taştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir süre bu mozaiğe gözünü dikip döngüyü anlamaya çalışan kız, bu insan kütlesinin içeri taşınması ile beraber adamın buraya kadar taşıdığı iki bavulu bırakıp trene yöneldi. ağır ve dizlerini kıracak yükleri ile beraber trene binmeyi başardı, koltuklarda oturan insanların yüzlerine bakarak, bavulunu çekiştire çekiştire yerine ulaştı. önce sırt çantasını sonra bavulunu, mevcut alanı olabildiğince yeterli kullanmaya çalışarak koltuğun üstündeki yere yerleştirdi. diğer bavullarını da almak üzere hızlıca bulunduğu yerden ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;indiğinde insanlar aradan geçen kısa süreye rağmen neredeyse tamamen boşaltmışlardı garın dışını. bir de kar mı, yağmur mu ne olduğunu bilemediği bir şey serpiştirmeye başlamıştı. üstelik hava ılık sanmıştı fakat bu havada durdukça insanın içine yavaş yavaş işleyen, ağı gibi bir soğuk vardı dışarıda. saatlerdir trenin içinde kimisi üşümüş, kimisi uyumuş bunca insanın bu kadar kısa sürede içeri doluşmuş olmasının bir sebebi olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalan iki bavulunu da aldı. oldukça ağırlardı, birkaç adım attıktan sonra az önce taşımış olduğu bavulların da bir getirisi olması muhtemel bir ağrı girdi kürek kemiklerinin ortasından sırtına. nefesi kesilip yarı yolda koydu bavullarını yere, birkaç saniye soluklanıp tekrar aldı koyduğu yerden. trene binip onları da diğer bavulun yanına yerleştirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bavullarını yerleştirmiş olmanın verdiği zaferle- ne zaferdi ama.- pencere kenarındaki yerine oturdu. yine montunun koluyla sildi pencereyi fakat o dışarıda yağan ne idüğü belirsiz kara benzer şeyler camı dışarıdan neredeyse tamamen örtmüştü. "neyse..." diye düşündü "nasılsa birazdan erir. hava yumuşak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanına oldukça yaşlı bir kadın gelip oturdu pencereden dışarı bakmaya çalışırken. sadece buğulu ışıklar görebiliyordu ama olsundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın, kızı biraz süzdükten sonra yavaşça yanına oturdu. birkaç dakikalık bir sessizlikten sonra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"öğrenci misiniz kızım?"&lt;br /&gt;"yok, yeni mezun oldum."&lt;br /&gt;"maşallah. istanbullu musunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz sessiz kaldı kız. biliyordu ki tüm geceye yayılacak bir sorular yağmurunun başlangıcındaki sevimli sevimsiz belirtilerdi bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eskişehir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını pencereye doğru çevirdi. erimeyen karlar, bilinçsizce sadece cevap vermek için yaşlı kadına söylediği sözcükler, son anonslar, hala sırtında hissettiği ağrı, içindeki yoğun, büyük ve anlamlı kaygı, geride bıraktıkları, neye kavuşacağını bilmeden geçireceği saatler eşliğinde gözünden süzülmek isteyen damlaya hakim olarak gülümsedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyuyormuş gibi yapıp gözlerini kapamasıyla kadının da soruları kesildi. halbuki ,uzun ya da kısa, yollarda hiç uyuyamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"gözlerini tekrar açtığında yolculuk başlamış, yaşlı kadın uyumuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ön tarafta koltukların birinde oturan adam, çevresini rahatsız edip etmediğine aldırmaksızın gazete yapraklarını çeviriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gözlerini kapamasıyla açması arasında geçen zamanda boğazında kocaman bir yumru oluşmuştu. bu yumruyu yok edebilmesi içinse ortam oldukça müsaitti, gazete okuyan adam dışında neredeyse uyanık kimse yoktu. sadece loş bir ışık eşliğinde kim bilir bilinçlerini nerelere salmış onlarca şekil şekil insan vardı. kimsenin duyamayacağı bir hıçkırık sesi geldi boğazından, bunu takiben sulanan gözleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sulanan gözlerini pencereye dikti. başını sakin, yorgun bir şekilde koltuğa dayadı. herhangi bir mimiğin eşlik etmediği suratında gözyaşları, oturduğu koltuğun kadife kaplamasına ulaşıyor, bu koltuk ise kim bilir bilmem kaçıncı insanın gözyaşını içiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nereye gidiyordu? neden kaçıyordu? yine de elini sallama ihtiyacı duydu. boşluğa elini salladı yavaşça gardan oldukça uzaklaşmış olmasına rağmen. kimse de görmedi hem. öyle olacağını umarak, karanlığa salladı elini. karanlıktaki onlarca, yüzlerce surete salladı son kez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-8089908007179684138?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/8089908007179684138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-34.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8089908007179684138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/8089908007179684138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-34.html' title='kreuzen 34'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-22889304291627414</id><published>2009-07-27T16:51:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:37:14.265-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 33</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"aslında sana söylemek istediklerim var."&lt;br /&gt;"aslında benim de."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;demediler. baktılar birbirlerine. anlattılar. hiçkimse. hiçbir şey duymadı. ama olması gerekene. uygun olmadı bu. olamazdı. bir o bildi. bu ittifakı. bir de diğeri. ama elde hiçbir şey kalmadı. ikisinin de içinde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söze dökülmeyecek şeyler. altına imza koyulamayacak. yasaklı bir anlaşmaları. vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;imza atılamazdı hem. mahvolmuştu o bilmem kaçıncı. o ilk sayfaları. bazı güzel sözler. için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"onun için yazdığın şiirleri bana da okur musun?"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen bazı. irili ufaklı hatalar. insanı alaşağı eder. ve bazen insanüstü şeyler haricinde. o hataları alt edebilecek. bir şey bulunamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım o insanüstü şeyler de yaş haddinden ötürü. artık bulunamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey allak bullak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hep birbirlerini aradılar. hep o ışığı aradılar birilerinde. büyüdükçe üstelik bu iki ışık birbirine. büyük harfleri kullanmak için. vaktiyle. aceleci, acemi. olduklarını anladılar. yaş haddinden."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"bu şayet bir filmse kreuzen&lt;br /&gt;kötü biten filmleri&lt;br /&gt;sevmem ben&lt;br /&gt;yok değilse&lt;br /&gt;izlemeyim de uzaktan."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-22889304291627414?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/22889304291627414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-33.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/22889304291627414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/22889304291627414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-33.html' title='kreuzen 33'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-4697544892102071330</id><published>2009-07-27T16:21:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:37:29.897-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>kreuzen 32</title><content type='html'>bak sevgili kibrit çöpü, sana diyeceğim&lt;br /&gt;sen hani ateşleyip vereceksin ya bana adım adım&lt;br /&gt;kısa süreli, anlayamadığım bir bağımlılığımı&lt;br /&gt;sonra alıştırıp kendine, eğdireceksin ya boynumu hani&lt;br /&gt;kıldan ince,&lt;br /&gt;kılıçtan keskin çizeceksin ya yolunu&lt;br /&gt;sonra hem ben seveceğim&lt;br /&gt;her gün daha çok seveceğim o alışkanlığımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapma kibrit çöpü&lt;br /&gt;yapmazsan söz bak, sessiz&lt;br /&gt;gideceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1623706941840279570-4697544892102071330?l=yuzdusun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yuzdusun.blogspot.com/feeds/4697544892102071330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-32.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4697544892102071330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1623706941840279570/posts/default/4697544892102071330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yuzdusun.blogspot.com/2009/07/kreuzen-32.html' title='kreuzen 32'/><author><name>Sinek efendim!</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14192845521397342795</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_EhnOBEc_lhY/TGra14TAqmI/AAAAAAAABgw/cHX8ThSQKwE/S220/24739_379560803794_710258794_3818049_5052859_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1623706941840279570.post-1449968371254682122</id><published>2009-07-24T13:58:00.000-07:00</published><updated>2009-08-30T14:37:47.430-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>kreuzen 31</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"el falı avuç içinin yazgısı&lt;br /&gt;kader çizgisi, ölüm, dejavu&lt;br /&gt;ayrılışlar, ayrılışlar, yaşanmamışlıklar&lt;br /&gt;yanlızca bir kadehi içilmiş yetmişlik&lt;br /&gt;intihar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;murathan mungan- intihar"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağa kalktı. çevresini saran o onlara aldırmadan, ilk kez üstelik, umursamadan, umarsız kalktı, kapıya doğru yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından bakmışlar mıydı ki? düşüncelerin yönü kısa kesintiler vermek, sonra düzenlerine geri dönmek isteyen birkaç insandan biri olduğu yönündeydi muhtemelen. ya da düşüncelerin şu anda önemi yoktu, ölüyordu. ölüyordu ve her ölüm sessiz ve anlık olurdu, biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de adımlarının mümkün olduğunca sessiz olmasına dikkat etti. yavaşça kapıyı açtı ve dışarı çıktı. hafif loş koridorun duvarına sırtını dayadı. boğazına kitlenen o her neyse, yutamadığı, tüküremediği nefesini kesiyor, kalbini sıkıştırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini merdivenlerden yukarı doğru hızla çıkarken buldu. buraya gelene kadar ne düşünmüş olabileceğini düşündü, bulamadı. zihnin bir oyunu muydu gerçekten bir buhran mıydı bu an kestiremiyordu fakat bildiği ne nereye gideceğini bildiği, ne nereye yürüdüğünü bildiği yani hiçbir şeyi bilmediğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevdikleri vardı. sevildiğini biliyordu. hatta ufak bir bilanço çıkarsa ne kimseye onarılmayacak bir yara bırakmış, ne bir iz bırakmıştı. hatta bu farkındalıkla olabildiğince izbeleşmiş, tüm insanları yaşama bağlar şeyleri ufak ufak terk etmeye başlamış; üstelik bunu bilinçsizce, istemeden kopara kopara, dağıta dağıta yapmıştı kendinden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu muydu peki bu izbeliğin sebebi? bu muydu günbegün gördüğü her ayaklı cesedin üzerinde yarattığı ağırlık, yahut gitgide gölgeleşen suretlerin yarattığı bu renksiz, çok gölgeli oyun? gölgeleri kendi seçmiyordu fakat o her gidenle bir parça daha yapışıyordu ona, karartıyordu onu. üstelik herkeste süregelen bu zaman dayatması süreçleri olanca farkındalığıyla yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk defa, hayatı boyunca ilk defa bu kadar uzun süre farkında olmadan bir şey yaptığını fark etti, bu kadar kendinden geçercesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terasın kapısına geldi. kapıyı açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kavurucu bir temmuz günü. terasta yapayalnızdı işte. gözlerini karşıya dikti, bir süre geçen arabalara, otobüslere baktı. yavaş yavaş oraya doğru ilerlemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilerlerken dizlerinin teki istemsiz olarak kırıldı. biraz sendeledi, toparlanmaya gerek görmeyerek olduğu yere çöktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boğazındaki yumru artık canına kastedebilecek derecede çok büyümüş, onu tamamen soluk alamaz hale getirmişti. boğazından gelen hırıltıyı duyunca düşüncelerinden ziyade gerçekten de neredeyse boğulmak üzere olduğunu gördü. belki bir el orada, o anda omzuna dokunsa o düğüm çözülecek, ölmekten kurtulacak; o omza gömülecek ve dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı. hiçbir şey söylemeden dakikalarca ağlayacaktı. bunları düşünürken tüm o kilit noktaları da bulmaktaydı aslında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"belki derdi yara bere içinde fakat iz bırakmadığını bilerek yaşamaktı. belki artık bir şeyler söylemeye takat bulamamasıydı kendisinde. belki bazen anlatmaktan yorulması, hatta artık çok daha fazla dinlemesi, paylaşmaması, biriktirmesi, yağması. yağması, asırlarca, gecelerce yağması. belki derdi yaşamaktı. devam etmek zorunda olmaktı. devam etmek zorunda olmak?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dakikalardır gelip geçen araçlara bakıyordu. fazla yüksek olmayan terasın duvarlarından rahatça seçilebiliyordu araçlar. kalkmaya dermanı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra nefes alırken duyduğu o hırıltı kesildi. boğazındaki düğümün çözülmesiyle beraber adeta bir ağı yayıldı vücuduna, bu ağıyla acılaştı, ağırlaştı. yaşadığı farketti. yaşamadığını. hala yaşıyor olduğunu farketti bu ağı damarlarında dal dal yayılırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hissettiği acıyla üzerine oturduğu ayağından destek alarak ayağa kalktı. yaşıyordu, kalkabilirdi hatta bu acıyı bir daha hissetmemek üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağa kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"uçmak nedir?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç sene öncesini düşündü, hemen her gece kopkoyu bir karanlığa düşmekteyken irkilip uyanırdı. sonraları bu en özgür zamanlarını yani alaşağı uçuşlarını, yer yer rüyalarını, kabuslarını ve korkularını, yani insanı hayata bağlayan, hayata bağlandığını düşündüğü hemen her şeyini kaybetmişti. bunun büyümek olduğunu düşünmüş, büyümeye, hayra yormuş, kayıplarının ardından o kadar da yas tutmamıştı. hem umarsızdı çoğu zaman, hatırlardı ama yas tutmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"uçmak nedir?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zihninin küçük oyunları olmasa uçmanın keyfine hiçbir zaman ulaşamamış olacaktı belki de. uçmanın ne demek olduğunu biliyordu. uçmak, mevcudu arkanda bırakıp gitmekti. uçmak özgürlüğü sonunda ne olacağını düşünmeksizin her hücrende hissetmekti. sonunu düşünürsen özgürlük olur muydu o ulaşılan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hızlıca terasın duvarına doğru yürümeye başladı. önce arabaların geçtiği yöne doğru yürürken birden durakladı. madem sondu, sükseli olsundu. fiyakalı olsundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sessizliği sevmezdi. en sessizken bile sessizliği sevemezdi aslında. sessiz olmasındı o son.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sola döndü. terasın bahçeye bakan tarafına doğru yürümeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sefer adımları çok daha sakin, çok daha boyun eğer ve itaatkardı. az sonra ona ait olmayacak ayakları şu anda hiçbir şey hissetmiyordu, hatta birazdan kavuşacağı özgürlüğe an evvelden kavuşmuşçasına adeta o yıllık, asırlık gövdeyi taşımıyor, bilinçten bağımsız şekilde eşit ölçülü, eşit hızlı adımlarla kızın gövdesini sonsuzluğa taşımaya doğru ilerliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağının teki duvara çarpınca biraz sendeledi kız. bir an düşecekmiş gibi hissetti kendini, korktu. hala kaybedeceği bir şeyin olduğunu hissetti. az sonra kaybedeceğiyle beraber en önemli şeyini kaybetmiş olacağını düşündü, istemeden derin bir nefes aldı. gözleri yanmaktaydı ama hayır, hala ağlayamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"son isteğin nedir?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedi kendi kendine. hani hep o filmlerde sorarlar ya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...düşünmek biraz daha belki."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuştu. sesi kendine boğuk geldi, yine de içinde anlatamadığı bir duruluk vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"annem. anne. özür dilerim. annemden uzağım uzun zamandır, benim için onun yaşadığını bilmek ve onun için de benim, çok güzel. gidenin ardından yaşamına devam edeceğini bilmek de güzel. babam annemden daha az üzülecektir. pek çok insan hatırlayacak ama beni, biliyorum. çok insan çok sevdi beni. izler bırakacağım hem. daha fazla izbeleşmeyeceğim hem beni tanıyan, bilen hepsi, annem, dostlarım, bir zamanlar sevdiklerim, hala sevdiklerim, onlar bilecekler ki uçuyorum ben. ben özgürüm artık. dönemeyeceğim üstelik, gittiğim yer bu sefer gitmek istediğim yer olacak. çok korkuyorum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağ ayağını duvarın üzerine atıp zemine basmanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalıştı. zemini hissetti önce. ne garip, yıllardır bunu yapıyordu fakat asla bunu hissetme ihtiyacı duymamıştı. geçekten garipti, o tüm kaybedilenlerin önemi neden kaybedilirken anlaşılırdı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yavaşça duvara oturdu. sağ elinden destek alarak yavaşça bahçeye doğru döndü. ayağını yavaşça boşluğa salladı, hepsini ama hepsini yavaşça yaptı, ihtiyaç duyduğu yavaşlığı, hayatı, bu hemen her zaman muzdarip olduğu fakat nedense ayrılırken koyan şeyleri gitmeden derinlemesine hissedebilmekti amaç. amaç bırakıp bırakmayacağını görebilmekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağını boşluğa sallaması ile beraber diğer ayağı zeminden kesildi. babası hep dik durmasını söylerdi, onun için sırtını dikleştirdi. çatının üzerinden uçan bir güvercin gördü. çözmek için onu, o düğümü bu güvercin miymiş beklediği? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağ gözü yaşla doldu. diğer gözüne ise uzun zamandır ağlamamış olmasının etkisiyle çivi çivi battı tuzlu su. iki gözünden de birer damla yaş aktı, sağ gözünden akan damla yoluna yanağının yarısına ulaştıktan sonra devam edemedi, sol yanağından akan damlaysa dudağının kenarından ağzına girdi biraz, ağzı acılaştı, yüzünü buruşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hala yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağ ayağının üzerine doğru kaymaya başladıkça sol ayağının zeminle kısa mesafeli aralığı büyümeye başladı. başını sağa çevirdi, aşağıda yürüyen, gülen, oturan insanlara baktı. tanıdık çok da fazla kimse yoktu, bu iyiydi. zaten iyi ya da kötü olması da pek bir şey ifade etmeyecekti birazdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;duvarın sağ kenarına iyice kaymış olduğunu hissetti. sol ayağı ise artık zeminden oldukça uzaklaşmıştı. gözlerini kapadı. başını yavaşça gökyüzüne doğru kaldırdı. hayatında hiç korkmadığı kadar korkuyordu. biraz daha sağa kaydırdı kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hepinizi çok seviyorum. hepinizi çok seviyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teras, yere fazla uzak değildi. aslında hep düşmeyi düşündüğünde şayet bunu bir gün yapacak olursa o aradaki uçma anını uzun tutabilecek bir mesafeden yapmayı istemişti. uçuşu fazla uzun sürmedi, yine de çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" başı çarpmanın etkisiyle parçalanmıştı. aslında güzel olmalıydı, güzel ölmeliydi, güzeli severdi bilirdi onu tanıyan herkes bunu. fakat verdiği bu görsel rahatsızlığ
